DP Lideri Uysal'ın 38 Dakikalık Konuşmasında Neler Var? İşte O Sözler
DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, seçim gongunun bugünlerden başlayarak vurulduğunu söyledi. Uysal, 'Kabul edelim bir yanda milleti yoksullaştırıp bir taraftan da milletin hayır duasını alabilme becerisini gösteren bir iktidar var' dedi.
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı ve 27. Dönem Afyonkarahisar Milletvekili Gültekin Uysal, partisinin Afyonkarahisar İl Başkanlığı tarafından düzenlenen iftar programında hükümete yüklendi.
DP Lideri Gültekin Uysal, 38 dakika süren konuşmasında Türkiye'nin mevcut durumu hakkında sert eleştiriler yaptı.
Uysal, mevcut iktidarın ülkeyi ekonomik, siyasi ve sosyal anlamda derin sorunlara sürüklediğini, Cumhuriyet'in temel değerlerini aşındırdığını ve halkın iradesini hiçe saydığını ileri sürdü. Uysal, çözümün milletin hakikatlere sahip çıkması ve cumhuriyetin değerlerine dönülmesiyle mümkün olacağını vurguladı.
“TÜRKİYE ORTADOĞU’DA SURİYE’NİN BELİNİN KIRILMASININ NETİCELERİNİ YAŞIYOR”
“Ramazan ayının artık son günlerinde temennimiz bayramı şenlik yaşarcasına, milletimiz güzelliklere olan hasretini gidererek yaşasın. İslam Âleminde Ramazan yaşanıyor olmasına rağmen maalesef bölgemizde kan ve gözyaşı eksik değil” diyen Uysal, “Ramazan ayında ister istemez birey olarak da bir muhasebe ayını idrak ediyoruz. Ama Ramazan beraberinde bir toplumsal muhasebenin de ayı. Atatürk'ün bir asır evvel beraberindeki canlarını vererek kanlarını akıtarak kanları toprağın hamuruna karışan şühedanın emeğiyle aziz millete bir yüzyıl kazandırmış. İşte bu kazandırdığı yüzyılın neredeyse sonuna geldik. Şimdi Türkiye'de siyaset yapan, iktidar olan muhalefete olan, siyasete talip olan her birimizin üzerindeki vazife Türkiye'yi yeniden derinden nefes aldıracak haklı, iradeyi, programı Türk milletinin önüne koyabilmekten geçmektedir. Pahalı tecrübeler ile yol almanın hem Türkiye'ye hem coğrafyaya bedelini bugünlerde daha iyi idrak ediyoruz. İki tane çökmüş ülkeye komşu olmanın bedelini Türkiye milyonlarca sığınmacıyla gizli kapaklı terör örgütlerinin Türkiye'ye sızmasıyla pek çok güvenliğine dair meydan okumalarla yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Sırtını bu büyük geçmişe dayayacağına, bu büyük geçmişi reddedenlerin Türkiye'nin sanki Orta Doğu'ya dair hiçbir tasavvuru, perspektifi yokmuş gibi muamele edenlerin tercihlerinin neticesi olarak bugün yıkımlar yaşanarak Türkiye'nin dört bir komşu ülkesini sarmış vaziyette. Uluslararası bir takım projelerin yerel ayağı olmayı bir övünç meselesi sayanlar, onurla gururla ‘Büyük Orta Doğu Projesi'nin paydaşıyız’ diyenlerin de bir muhasebe yapıyor olduklarını umut edelim. Umarım yapıyorlardır. Bugün Türkiye, Suriye'de Orta Doğu'nun bel kemiğinin kırılmasının neticelerini yaşıyor. Türkiye'ye dönük 40 yılı aşan bir zamandır başta terör örgütü PKK olmak üzere her daim birinci dünya savaşı öncesi İngiliz ve Fransızların gizli anlaşmaları öncesi Fransız diplomata, İngiliz diplomatın söylediği söz hala geçerlidir. Aynen öyle diyordu. ‘Beş yüz yıl Avrupa'nın üzerine bir karabasan gibi çökmüş Türklerden ilk defa intikamımızı almanın fırsatı kapımızın önündedir’ diyordu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1912 Balkan Harbi, 1922 Kurtuluş Savaşı olmak üzere bir ateş çemberinin içerisinden dövüşe dövüşe şehitlerle beraber Trablus'unda, Kuddül Ammare’de, Kafkaslarında her bir ailenin ferdinden mutlaka şehitlerimiz vardır. İşte o şehitler verme pahasına, bu büyük ülkede alnımız ak, başımız dik yaşayabiliyor isek, büze düşen büyük vazife, bize emanet edilmiş bu büyük ülkenin bir çakıl taşını bile eksiksiz kendimizden sonra gelecek nesillere aktarma sorumluluğundan geçer. Ve bunun kavgasını vermişiz. Kıt kanaat imtihanlarla bu büyük ülke milletin birliği ve beraberliğinin arkasına sırtı pek karnı tok insanları koyabilmeyi başarmış. İmkânlarımız yok ve hep bunu başarmışız. Ama bugün Türkiye'nin imkanları olmasına rağmen, Türkiye'nin ciddi bir sermaye birikimi olmasına rağmen, Türkiye'nin ciddi bir insan ve seri sermaye birikimi olmasına rağmen, bugün bu mücadelede geriye karıyor olmasından dolayı büyük üzüntü duyuyoruz.” şeklinde konuştu.
“TÜRK SANAYİSİ KAN KAYBEDİYOR”
Türkiye’nin kazanmadan harcayan bir ülke haline dönüştüğünü söyleyen DP Lideri Gültekin Uysal, “Siz bakmayın o çizilen pembe tablalara. Türkiye maalesef bugün kazanmadan harcayan bir ülkedir. Özellikle son 5 yıldır akılsız tercihlerin neticesi olarak uygulanan politik tercihlerle beraber bugün istihdam yoğun sektörlerden başlayarak Türk sanayisi kan kaybediyor. Kan kaybeden haldedir. İşletmelerimiz üreterek iflas etme yolunda ilerler haldedir. Bunun ıstırabını duyması gerekenler maalesef bu yanlışların sorumluluğunu taşıması gerekenler hala vatandaşı suçlu görür, işletmecileri suçlar halde, çiftçiyi suçlar halde. Türkiye'de iktidarın öncelikleriyle yapılandırılmış bir takım açıklamaların neticesinde Türkiye fiili olarak yaşadığı enflasyonlu gelir kaybı iktidara maalesef yansıtamamıştır. Türkiye'de hangi cepheden bakarsak bakalım bilerek ve istenerek 80 yıllık cumhuriyeti tarımda kurduğu bütün üretim altyapısını özelleştirme adı altında tasfiye edildi ve bugün enflasyon canavarını milyonların sessiz düşmanı olan enflasyon müsebbibi olarak maalesef gıda enflasyonu için neredeyse çiftçimizi gösteriyoruz. Bu ülkede eğer siz üretim istikrarını sağlayacak fiyat istikrarını sağlayacak bir politik yapılanmanın, kurumsal yapılanmanın sahibi değilseniz mazereti kendi üzerinizden atarak neticeye de gidebilme imkanınız yoktur. Bu yaşadığımız halde ne üreten memnun ne de metropollerde yaşayan, şehirlerde yaşayan milyonlarca vatandaşımız bu halden memnundur. Bu haldeyken maalesef dini, milli hamasi bir takım tutuklarla beraber istiyorlar ki bu gerçek kapansın. Bu gerçekler kapatılmadığı için siyahla beyaz ağzına sıkışmış bu milletin bütün ortak değerlerinin siyasi rekabetle bir kavga aracı yapılmak istendiğini de bu 23 yılda gördük” şeklinde konuştu.
“MİLLETE İHTİYACIMIZ KALMADI DEME CÜRETİNİ GÖSTERİYORLAR”
Genel Başkan Uysal, özellikle bugünlerde söyleyecek sözü kalmayanların, yeniden tüccarın başvurduğu gibi başvuracağı yerin yeniden dini milli meseleleri milletin ortak faydalı buluşmasını engelleyecek bir şekilde bir ayrışmanın aracı haline getirebilmek için var gücüyle çabaladıklarını belirtti.
Uysal, “Bunların nafile çabalar olduğu kanaatindeyim. Aziz milletimiz bu iktidara yetki istemiş yetki vermiş. Güç istemiş güç vermiş. Anayasayı değiştirecek ölçüde güç vermiş. Ona rağmen hala mazeretleri var. Muhayyel bir anayasa değişikliği teklifini zaman zaman dillendirdiklerine şahit oluyoruz. Ama ne demokrasiye ne hukuka özünde inancı olmayanların bu ülkede milli irade şampiyonluğu yapanların bu kavramları diline almaya da hakkı olmadığına inanıyorum. Onlar neyi istiyorsa demokrasi, sandık, hukuk, kabulleri, ama onlara neyle işlemiyorsa asla ve kata kabulleri değil. Sonradan iktidar etmiş demokrasiyi bir küfür rejimi olarak ifade edenler bugün demokrasinin nimetlerinden yararlanarak millete yaslanarak devlet gücünü ele geçirdikten sonra artık bizim millete ihtiyacımız kalmadı deme cüretini gösteriyorlar. Çok partili hayata geçtiğimiz andan itibaren 14 Mayıs 1950 tarihinde kurucu liderimiz ‘14 Mayıs’ı milletin kendi kaderine hakim olduğu gün diye ifade etmişti. Milletimizin kendi kaderine hükmettiği o sandıkta bugün kendi kaderine hükmetmesinin önüne engeller koyulmak isteniyor. Milletin iradesinin önüne duvarlar örülmek isteniyor. Birileri istiyor ki Türkiye'de sandıksız demokrasi olsun. İktidar sahipleri istiyor ki Türkiye'de demokratik rekabete kapalı bir yarış olsun. Sayın Erdoğan istiyor ki bu ülkede herkes kendisine kayıtsız şartsız tabi olsun.” diye konuştu.
“SEÇİM GONGU BUGÜNLERDEN BAŞLAYARAK VURULDU”
Genel Başkan Uysal, sözlerine şöyle devam etti:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bulunduğu coğrafyada olumlu manada ayrıştıran husus 2 asırlık tarihi tecrübemizle beraber inşa ettiğimiz demokratik hukuk devletidir. Bu devleti ele geçireceğiz diyerek attığınız her adamın neticesinde maalesef bu millet büyük bedeller ödedi. İşte bu milli iradenin önüne duvar örmek isteyenlere şunu ifade etmek isterim. Dün olduğu gibi bugün de bu aziz millet önüne örülmek istenen bu duvarları yıkarak geçecektir, delerek geçecektir. O açıdan artık seçimin gongu bu günlerden başlayarak vurulmuştur. Sandıkta bir daha milletin kendilerine yetki vermeyeceğini düşünenler ifade ettiğim gibi bugün çareyi dün söylemediklerini bırakmadıkları İmralı'daki terörist başının kapısının önünde almışlardır. Bir gerçeğin de altını çizmek isterim. Maalesef Türkiye'de 2017 yılı referandumuyla beraber Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dediğimiz ne parlamenter demokrasiye benzer, ne başkanlık modeline benzer, bir kişinin şahsında tüm kuvvetlerin birleştirildiği sınırsız yetki, sıfır denetim mantığı içerisinde icra edilmiş bu hükümet modeli maalesef Türk demokrasisini terör örgütünün rehin almasına imkan vermiştir. Bugün Türk demokrasinin en önemli sorumluluğu iktidarıyla, muhalefetiyle PKK'nın yüzde 50 artı bir dengesi dolayısıyla demokrasiyi rehin alır halde çıkarılma mesuliyetidir. Sayın Erdoğan'ın bir kez daha aday olabilme biletini elinde tutan terörist başı Öcalan’a statü haramlığına şahit oluyoruz. Oysa bu ülkede PKK terör örgütünün doğu güney doğu başta olmak üzere vesayetini kaldıracağınıza, PKK'nın oralarda vesayetini kutsallaştırarak Türkiye’nin birliğine beraberliğiyle bir artı değer katamaz. Bunun sadece açıklaması iktidarın seçim önceliği kaynaklı olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Hani güzel bir laf var. Tilkinin kırk hesabı var. Kırkı da kümes üzerine diye. İktidarın da tek bir hesabı önce yeniden aday olabilmenin yolunu açmak mümkünse kapalı kapılar ardından oluşturulmuş iniş yağlarıyla beraber legal illegal meşru gayrı meşru sandıktan kendilerini çıkartabilecek iradeyi ortaya çıkmasını sağlamak. Türkiye'nin her gün her açıklamalarıyla üstü örtülü bir takım kavramlara, kelimelere takla aktırılarak terör örgütünün niyetinden vazgeçmediği, pişmanlık duymadığı, nedamet getirmediği böyle bir süreçte terör örgütünün meşruiyetini artıracak milyonlarca insanın PKK'nın temsilcisi haline getirmeye ne bu iktidar sahiplerinin gücü yeter, ne de onların ipini tutan yurt dışındaki mümessillerini. 40 yıldır PKK'nın maalesef başaramadığını AKP ve MHP ittifakı Öcalan'ı terörist başını muhatap olarak maalesef bunu başarma yolunda yol almıştır.”
“BELEDİYELERDEN SİYASETİ FİNANSE ETMEK BİZE HAS DİYORLAR”
DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, şöyle konuştu:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiçbir kollektif tanımlamayla var değildir. Her bir vatandaşının ayyıldızlı bayrağın altında yaşama iradesi koymuş her bir insanının bu ülkede eşit haklara sahip olduğu bir ülkeyi sadece cumhuriyetle değil, imparatorluktan devraldığımız modernleşme süreçleriyle beraber inşa etmişiz. Onlar her vesileyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu liderleri başta olmak üzere anayasasını, kurumlarını, kurum kültürünü yıkmak üzerine örgütlenmiş bir yıkım mühendisliği projesinin sahipleridir. 23 yıldır her buldukları fırsatta bu değerleri, bu kurumları erozyona uğratmak için ellerinden gelenleri yapmışlardır. Ama yerine bir şey koyamadılar. Bugün milletin önüne çıkıp bir 5 yıl daha size iktidar verseler ne yapacaksınız dediğimiz de sadece ve sadece verebildikleri cevap bir kişi ve onun şürekasının iktidarını devam ettirmekten ibarettir. Karıştıkları yolsuzluklar, usulsüzlükler maalesef Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni uluslararası alanda yargılanır hale getirdi. Şimdi yakınlarda Trump yönetimi, Halkbank davasını ABD, ABD'nin milli menfaatleri gerekçe gösterilerek bir uzlaşmayla beraber dava ötelendi. Ama biz kendimize şu soruyu sormak durumundayız. ABD'nin menfaatine olan Yüce Türk milletinin menfaatine olabilir mi? Zaten bu coğrafyada toplumsal meşruiyet bağı milletle kopmuş iktidarların yöneticileri, yolsuzluğa bulaşmış, kriminalize olmuş yöneticilerin menfaatleriyle o milletin menfaatleri farklılaşır. Ülkenin menfaatine olan o yöneticilerin menfaati de olmaz. O yöneticilerin menfaatine olan da ülkenin menfaatine olmaz. AB'de böyle bir uzlaşmayı yapmıştır. Evet neyin pahasına? Maalesef işte bu bölgede yaşanan yıkımlara usulden açıklamalar yapılma pahasına böyle bir uzlaşma yapılmıştır. Neyin pahasına yapılmıştır? Gazze yerle bir edilmiş Trump'ın, oraya otel, iş merkezi, kumarhaneler yapacağı ortaya çıktı. Böyle bir sürece marifetmiş gibi Türkiye'nin katkı yapması pahasına uzlaşma yapılmıştır. Neyin pahasına yapılmıştır? ABD ziyareti öncesi gizlenen sonra ifşa olunan Trump'ın oğlunun Sayın Erdoğan'la yaptığı mutabakatla firmasından yüzlerce uçak alma taahhütü pahasına uzlaşma yapılmıştır. Neyin pahasına yapılmıştır? Her yerimizden bol gaz fışkırıyor malum. Gazı alma pahasına bu uzlaşma yapılmıştır. Velhasıl ABD Büyükelçisi açık yüreklilikle ifade etti sağ olsun. ‘Sizin meşruiyet eksiğiniz var, onu da biz tamamladık’ dediler. İşte onun pahasına bu anlaşma yapılmıştır. Türk siyasi tarihinde hiç olmadığı kadar maalesef milleti arkasına alıp Amerika'nın, Avrupa Birliği'nin karşısına çıkması gereken iktidar sahipleri bugün acziyet içerisinde Trump'u, büyük güçleri arkasına alıp Türk insanının, Türk çiftçisinin, Türk sanayicisinin, Türk kadınının, Türk gencinin karşısına çıkmayı yeğlemiştir. Sureti Hak’tan görünerek bu Ramazan ikliminde onlarca yalan söyleyerek milletimizin tekrar kandırmanın telaşı içerisinde olduklarını görüyoruz. O açıdan bu Ramazan ikliminde hep beraber olduk. Millet önünde her birimizin vazifesi hakkı tutup kaldırmaktır. Her birimizin vazifesi yalanlarla beraber hakikatin üstünün örtülmeye çalışıldığı böyle bir zamanda hakikati yalanlarından sorumaktır. Ve millet önünde hakikati dillendirmekten vazgeçmemektir. Bu mücadeleyi dün bu inançla verdik. Yeter ki bu ülkenin üzerindeki bu kara örtü kalksın diyerek. Bugün olmaz dediğimiz her olumsuzluğun yaşandığı bir Türkiye portresiyle karşı karşıyayız. Olmaz dediğimiz her olumsuzluğun yaşandığı bir Türkiye portresiyle karşı karşıyayız. Türkiye'de hiç kimse soruşturmadan ari değildir elbette. Ama hangi niyetle bu soruşturmaların yürütüldüğünü de büyük bir dikkatle izliyoruz. Bugün CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel Adalet Bakanı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Demokratik hüviyeti olan bir başka ülkede olsa o saniye Adalet Bakanı istifa eder. Suça ortak edilerek bir takım insanların ne kıdemlerine, ne siyasi mücadelelerine uymayacak bir şekilde bu makamlara niçin getirildiğini işte bu açıklananlar gerekçesidir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında bir eşkıya varmış, sormuşlar ona. Bu kadar eşkıyayı dağ başında nasıl tutuyorsun demişler. ‘Vallahi demiş onlara o kadar çok suçu işlettim ki ovaya yürüyecek yüzleri yok’ suça ortak edilerek bu makamlara getirilenler karşılığını anlaşılıyor ki kendi zenginliklerini artırarak almışlar. Bu yürüyen yargı süreçleri de dâhil olmak üzere elbette muhalefetin üzerinde de bir büyük sorumluluk vardır. Bu iktidarın zaten istemediği tek bir şey var. Seninki kara, benimki senin alternatifi olmasını istiyorlar. Ve Türkiye'yi kirli kaynaklarla 1994 yılından bu yana İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ele geçildiği andan bu yana kirli kaynaklarla siyaseti finanse etmenin modelini inşa etmişler. Şimdi diyorlar ki FETÖ'yle iş birliği yapma imtiyazı Sayın Erdoğan'a has. PKK'yla iş birliği yapma imtiyazı Sayın Erdoğan'a has. Şimdi de diyorlar ki ‘Belediyelerden siyaseti finanse etmek bize has kardeşim’ diyorlar. İşte bu noktada top yekûn muhalefetin içine sıkıştırılmaya çalışıldığımız şu parantezden çıkmak mecburiyeti var. Bunlar gitsin, bunların yaptığı usulle biz bu ülkenin kaynaklarını yağmalayalım parantezine sıkıştırılmaya çalışılan bu siyasetten Türkiye'yi kurtarmak gibi bir mecburiyetimiz var.”
“TBMM’DE KAMU YARARINA HİÇBİR MESELE MÜZAKERE EDİLMİYOR”
DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:
“TBMM’de bugün ne çiftçinin, ne esnafın, ne emekliliğin, ne kadının, ne gencinin helası kamu yararına ilgilendiren hiçbir mesele maalesef müzakere edilmiyor. Vekâlet vermişiz. Ama her gün milletin genel menfaati aleyhine kanuni düzenlemeler, vergiler yapılır halde. Dünyanın çok hızla değiştiği böyle bir dönemde Türkiye'nin çok yapısal zafiyetleri var. Ekonomiden başlayarak nitelikli katma değer üreten yapı rekabette donanımlı insan gücüyle beraber bulunabilmenin yolunu açmamız gerekirken milli ideolojik bir paranteze sıkıştırarak tartışmanın konusu haline getiriyoruz. Buradan ne çıkar Allah'ınızı severseniz? Millet adına bir şey çıkmaz. O açıdan 80 yıldır mücadelesini verdiğimiz bu ülkede her bir vatandaşın alın terinin karşılığını alabilmesinin yolunu açmak adına inşa ettiğimiz orta direk yok edilmiştir. Türkiye'de orta sınıf bilerek yok edilmiştir. Orta sınıf sadece iktisadi olarak tarif edeceğimiz bir sosyal zümre değildir. Orta sınıf aynı zamanda Türk milletinin sağduyusudur. Türk milletinin birliğinin ve beraberliğinin teminatıdır. Böyle bir süreçte her geçen gün milyonlarca insanın yoksulluğa mahkum edildiği bir süreçte Sayın Erdoğan ve arkadaşları bir şeye güveniyorlar. Seçime çeyrek kala bir takım aflar getiririz. Yapılandırmalar yaparız. Bir takım kredi kanallarından paralar aktarırız. Yine bildiğimizi okuruz. Milletten oyu alırız hesabındalar. Burada sorumluluk milletin önünde yürüyen siyasetçilere, topum önderlerinde olduğu kadar vatandaşımıza da düşmektedir. Vatandaşımız eğer hakkı gasp ediliyorsa bunu reddetmelidir. Buna itiraz etmelidir. Kendi hakkı çalınıp kendisine lütuf diye sunuluyorsa buna itiraz etmelidir. Kabul edelim ki bir yanda milleti yoksullaştırıp tarafta milletin hayır duasını alabilme becerisini gösteren kabul edelim ki bir iktidar var. Hem yoksullaştırıyor hem oyunu alıyor. Uçuyoruz, kaçıyoruz diyerek bir takım masallarla beraber vatandaşımız da maalesef doğalgaz faturasını ödeyemiyor.”
“KİMSENİN İNANCI TARTIŞMA KONUSU OLAMAZ”
“Günümüzü çalanlara, yarınlarımızı çaldırtmamak adına hepimiz kıyama kalkmak mecburiyetindeyiz. Yok öyle yağma” diyen Uysal, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu ülke sanki 2002 yılından bu yana Müslüman olmuş. Meydanlarda benim vatandaşım göğsünü gere gere Müslüman olduğunu ifade edecek yaşayacaktır diyerek o mücadeleyi vermiş bir geleneğin mensuplarıyız. Bu memlekette kimsenin inancı, kimsenin tartışma konusu olamaz. Bu ülkenin birliğinin ve beraberliğini teminatı, demokrasi hukuk düzeniyle birlikte laiklik prensibidir. Birileri din düşmanlığı diye laikliği uyguladı, birileri de suistimal ederek din düşmanlığı diye milletin zihnine çaktı. Şimdi kavramı berraklaştıramıyoruz. O açıdan bunların kıymetini bilmek durumundayız. Evet, bilerek bu kıymetlere bugünlere gelmişiz. Bugün maalesef yaşadığımız bu alt üst oluş sürecinde bir anda bölgemizde yıkımlar cereyan ederken adını koymadığımız ülke içinde de buhranlar yaşıyoruz. Ben inanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin büyüklüğüne denk bir siyasi akıl ve kadroyla buluştuğumda programla buluştuğumda çok sürekli bu meselelerin içinden zaten çıkabilecek gücü de vardır, kudreti de vardır. Bunu geçmişimiz onlarca kez başarmışız. Bugün de Allah'ın izniyle başarabiliriz. Türkiye'de milletin gerçek gündemi yerine değerler üzerinden yapılan siyasete itiraz ediyoruz. Milletimizin ıstırabı var. 80 yıldır o ıstıraplara kılavuzumuz olduğu gibi bugün de kılavuzumuz ve milletin vicdan hizasından ayrılmadan bu büyük geleneğin emanetini Allah'ın izniyle hep beraber yarınlara taşıyacağımıza inanıyorum. Ramazan Bayramımızı şimdiden tebrik ediyorum.”
Bakmadan Geçme