Duayen Gazeteciden İbrahim Alimoğlu'na Övgü
1975 yılından bu yana gazetecilik mesleğini icra eden Özden Demirci, Afyonkarahisar'ın önde gelen işadamlarından, Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Alimoğlu hakkında köşe yazısı yazdı
1975’te gazetecilik mesleğine başlayan, Koç Grubu’nun insan kaynaklarında da çalışmış olan duayen gazeteci Özden Demirci, Afyonkarahisar izlenimlerini yazdı. Demirci’nin Afyonkarahisar izlenimlerine en çok yer verdiği isim ise şehrin önde gelen işadamı, Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Alimoğlu oldu. 7.Gün Haber isimli internet sitesinde yayımlanan “Afyonkarahisar’ın Gönül İnsanı: İbrahim Alimoğlu” başlıklı yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.
Afyonkarahisar’ın Gönül İnsanı: İbrahim Alimoğlu
Bazı insanlar vardır; servetleriyle değil, dokundukları hayatlarla, kazandırdıkları değerlerle ve geride bıraktıkları güzel izlerle büyürler…
İnsan hayatında öyle karşılaşmalar vardır ki kısa bir zaman dilimine sığsa da yıllar boyunca hafızanızdan silinmez. Bazen bir insanı tanımak, bir şehri tanımaktan çok daha fazlasıdır. O insanın gözlerinde geçmişi, sözlerinde yaşanmışlıkları, davranışlarında ise insanlığın en güzel örneklerini görürsünüz. İşte benim Afyonkarahisar’da tanıma fırsatı bulduğum İbrahim Alimoğlu, benim için böyle bir insan oldu.
Afyonkarahisar Valiliği ve Afyonkarahisar Belediyesi tarafından düzenlenen 8. Uluslararası Gastro Afyon Turizm ve Lezzet Festivali’ne gazeteci olarak davet edildim. İlk kez geldiğim bu güzel şehirde, termalin, sucuğun, kaymağın, şekerlemenin ve kendine özgü lezzetlerin ötesinde, insanın yüreğine dokunan bir başka zenginlikle karşılaşacağımı doğrusu bilmiyordum.
Meğer Afyonkarahisar’ın asıl zenginliklerinden biri de insanlarının gönlünde yaşayan değerleriymiş.
AFYONKARAHİSAR’IN GÜZELLİĞİ İNSANINDA SAKLI
Gastro Afyon, yalnızca lezzetlerin sergilendiği bir festival değildi. Dünyanın farklı ülkelerinden gelen gastronomi şefleri, birbirinden kıymetli yazarlar, sanatçılar, tasarımcılar ve sektör temsilcileri aynı çatı altında buluşmuştu. Şehrin köklü gıda markaları, esnafı, sanatkârları, yöneticileri ve vatandaşları da bu büyük organizasyonun ayrılmaz parçalarıydı.
Sabah kahvaltısıyla başlayan yoğun programları, gün boyunca süren etkinlikleri, akşam saatlerinde otelimizin lobilerinde devam eden müzik dinletilerini takip ettim. Havanın güzelliğini fırsat bilerek şehir merkezini gezdim, esnafı ziyaret ettim, vatandaşlarla sohbet ettim.
Afyonkarahisar’ın insanlarının samimiyeti, misafirperverliği ve içtenliği beni son derece mutlu etti. Bir şehirde kendinizi yabancı hissetmiyorsanız, orada size kapısını açan bir gönül mutlaka vardır.
Benim için bu kapıyı aralayanlardan biri de gazeteci arkadaşım Veysel Kavrayan oldu.
BİR KAHVE DAVETİYLE BAŞLAYAN GÜZEL DOSTLUK
Festival alanında, Veysel Kavrayan’ın geçmiş yıllardan tanıdığı, Afyonkarahisar’ın saygın iş insanlarından İbrahim Alimoğlu ile tanıştım. Kendisiyle ilk karşılaşmamızda bile insana güven veren bir nezaket, içtenlik ve beyefendilik hissettim.
İbrahim Bey, ertesi sabah kahvaltıdan sonra kendisini ziyaret etmemizi istedi. Büyük bir doğallıkla, “Sabah kahvaltısından sonra hazırlanın, sizi alayım; birlikte birer kahve içer, sohbet ederiz” dedi.
Ne kadar sade, ne kadar içten bir davet…
Ertesi sabah kahvaltımızı yaptık. İbrahim Bey, Veysel Bey’i arayarak otelin girişinde bizi beklediğini söyledi. Dışarı çıktığımızda bizi özel aracıyla almaya gelmişti. Böylece Afyonkarahisar’ın sanayi bölgesinde bulunan mermer fabrikasına doğru yola koyulduk.
Aslında o yolculuk, benim için sıradan bir şehir gezisi olmaktan çoktan çıkmıştı.
İbrahim Bey, yol boyunca Afyonkarahisar’ı anlattı. Sohbetinin arasına Afyon ağzıyla okuduğu şiirleri kattı. Şehrinin kültürünü, insanını, geçmişini ve değerlerini anlatırken gözlerindeki heyecanı görmek beni etkiledi.
İnsan bazen birinin kim olduğunu uzun uzun anlatmasına gerek kalmadan anlar. Bir insanın memleketini nasıl sevdiğine, karşısındakine nasıl davrandığına, konuşurken nasıl bir gönül taşıdığına bakmak yeterlidir.
Kendi kendime, “İşte insanın aradığı yaşam güzelliği tam da bu” dedim.
BİR FABRİKADAN ÇOK DAHA FAZLASI: TARİHİN KAPILARI AÇILIYOR
Fabrikaya vardığımızda İbrahim Alimoğlu, yalnızca iş dünyasındaki faaliyetlerini göstermekle yetinmedi. Bizi, geçmişle bugün arasında köprü kuran, kendisine ait çok katlı idari binasında ağırladı.
Her katta ayrı bir tarih, ayrı bir hikâye, ayrı bir dünya vardı.
Geçmişin izlerini taşıyan eşyalar, farklı dönemlerden günümüze ulaşmış eserler ve başka ülkelerden temin ederek bir araya getirdiği kıymetli koleksiyon parçaları karşısında hayranlığımı gizleyemedim. Her eserin bir geçmişi, her parçanın anlatılacak bir hikâyesi vardı.
İbrahim Bey, gördüğümüz eserleri yalnızca göstermiyor; onların tarihini, kullanım amacını ve kültürel değerini de büyük bir heyecanla anlatıyordu. Onu dinlerken insanın sadece biriktirerek değil, öğrenerek, araştırarak ve paylaşarak da zenginleştiğini bir kez daha anladım.
Bana anlatılanlara göre bu değerli koleksiyonun Afyonkarahisarlılarla buluşturulması amacıyla özel bir müze hazırlığı da bulunuyordu. Böyle bir kültür hazinesinin ziyaretçilere açılması, şehrin tarih ve kültür hayatına önemli bir katkı sağlayacaktır.
Düşündüm ki bazı insanlar fabrikalar kurar, üretim yapar, ekonomik değer oluşturur. Bazıları ise bunların yanında geçmişin izlerini de koruyarak gelecek kuşaklara aktarılacak bir miras bırakır.
İbrahim Alimoğlu’nun koleksiyonunda gördüklerim, bana bu ikinci sorumluluğun ne kadar kıymetli olduğunu gösterdi.
Tarihi korumak, yalnızca eski eşyaları saklamak değildir. Bir milletin hafızasını, kültürünü ve geçmişten bugüne taşıdığı değerleri yaşatmaktır.
SERVETİN GERÇEK DEĞERİ, İNSANLARIN HAYATINA DOKUNABİLMEKTİR
Ancak benim için İbrahim Alimoğlu’nu değerli kılan yalnızca iş hayatındaki yeri, kültürel birikimi veya tarih merakı değildi.
Asıl etkileyici olan, onun insanlarla kurduğu gönül bağıydı.
Festival alanında birlikte dolaşırken yanımıza gelen insanları gördüm. Kimi askerlik günlerinden söz ediyor, kimi düğününde kendisinin yanında olduğunu anlatıyor, kimi köyündeki camiye verilen destekten bahsediyor, kimi de yaşadığı bir sıkıntının çözümünde gördüğü yardımı hatırlatıyordu.
İnsanların yüzündeki samimiyet, sözlerindeki içtenlik ve kendisine gösterdikleri yakınlık dikkat çekiciydi.
Birinin yanına gelip geçmişten bir hatırasını anlatması, bir başkasının çocuklarına dönerek onu tanıtması, yıllar öncesinden kalan bir iyiliği unutmadan teşekkür etmesi…
Bütün bunları izlerken şunu düşündüm: Bir insanın gerçek itibarı, makamında otururken kaç kişinin kendisine saygı gösterdiğiyle değil, aradan yıllar geçtikten sonra kaç kişinin onu sevgiyle hatırladığıyla ölçülür.
İbrahim Alimoğlu’nun çevresindeki insanların kendisine gösterdiği içten yakınlık, geçmişte kurulan bağların bugün de yaşadığının bir göstergesiydi.
İyilik bazen büyük sözlerle anlatılmaz. Bir askerin hatırasında, bir ailenin mutluluğunda, bir köyün ihtiyacının karşılanmasında, bir çocuğun sofrasındaki yemekte kendini gösterir.
Ve gerçek iyilik, karşılığında alkış beklemeden yapıldığında daha da anlam kazanır.
GÖSTERİŞTEN UZAK, YARDIMLAŞMAYI ÖNEMSEYEN BİR GÖNÜL İNSANI
İbrahim Alimoğlu hakkında edindiğim izlenimlerden biri de yardımlaşma ve dayanışmaya verdiği önem oldu. Kendisine aktarılan ihtiyaçlar doğrultusunda derneklere, okullara ve çeşitli sosyal çalışmalara destek verdiği; eğitim gören çocukların ihtiyaçlarıyla ilgilendiği anlatıldı.
Bu tür yardımların en güzel tarafı, insanın bir başka insanın hayatını kolaylaştırabilmesidir.
Çünkü toplum dediğimiz büyük aile, yalnızca yollarla, binalarla, fabrikalarla büyümez. Birbirini gözeten, zor zamanlarda el uzatan, imkânını paylaşan insanlarla güçlenir.
Bir çocuğun eğitimine katkı sunmak, bir ailenin yükünü hafifletmek, bir derneğin çalışmasına destek olmak belki dışarıdan küçük bir iş gibi görünebilir. Oysa ihtiyaç sahibinin hayatında bunların karşılığı çok büyüktür.
İşte bu nedenle, bir iş insanının başarısını yalnızca sahip olduğu işletmelerle değerlendirmemek gerektiğine inanıyorum. Ekonomiye katkısı kadar, topluma ne kattığına da bakmalıyız.
İbrahim Alimoğlu’nu tanıdığım kısa süre içerisinde, onun kişiliğinde iş insanlığıyla kültür merakının ve toplumsal dayanışma anlayışının bir araya geldiğini gördüm.
İnsanların gönlünde yer edinmenin yolu, çoğu zaman büyük cümlelerden değil, küçük ama unutulmayan davranışlardan geçiyor.
AFYONKARAHİSAR’IN YAŞAYAN DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKALIM
Bir şehrin tarihî eserlerini korumak ne kadar önemliyse o şehrin yaşayan değerlerini tanımak ve gelecek kuşaklara anlatmak da o kadar önemlidir.
Afyonkarahisar’ın köklü kültürü, gastronomisi, termal turizmi ve sanayi gücü elbette şehrin önemli zenginlikleridir. Ancak bu zenginlikleri anlamlı kılan, onları yaşatan insanlardır.
İbrahim Alimoğlu gibi geçmişe ilgi duyan, kültürel mirasın korunmasına emek veren, insanlarla gönül bağı kuran ve toplumsal dayanışmayı önemseyen isimlerin hikâyeleri de bu şehrin hafızasında yer almalıdır.
Burada bir beklenti veya övgü yarışından söz etmiyorum. Benim dileğim, Afyonkarahisar’ın değerlerinin bilinmesi, deneyimlerinin paylaşılması ve kültürel birikimlerinin genç kuşaklara aktarılmasıdır.
Bir insanın bilgisi kendisiyle sınırlı kalmamalı; paylaşılmalı. Bir koleksiyon yalnızca sahibinin odalarında kalmamalı; imkânlar ölçüsünde toplumun kültürel hayatına kazandırılmalı. Bir iyilik hikâyesi unutulup gitmemeli; başkalarına da örnek olmalı.
Çünkü geçmişini tanıyan, insanına değer veren ve iyiliği yaşatan şehirler geleceğe daha sağlam yürür.
BAZI TANIŞMALAR KISA SÜRER, BIRAKTIĞI İZ UZUN YILLAR KALIR
Afyonkarahisar’a bir festival için gittim. Lezzetleri, markaları, kültürü, sanatı ve insanları tanımak için yola çıktım. Ancak bu ziyaretin hafızamda en özel yerlerinden birini İbrahim Alimoğlu ile tanışmam oluşturdu.
Belki bir daha ne zaman karşılaşırız, bilmiyorum. Hayatın yolları bazen insanları yeniden bir araya getirir, bazen de güzel bir hatırayı geride bırakır.
Ama şundan eminim: Bazı insanlarla tanışmak, onların yanında birkaç saat geçirmek bile insana çok şey öğretir.
İbrahim Alimoğlu’yla yaptığımız yolculukta Afyonkarahisar’ı dinledim. Fabrikasında tarihin izlerini gördüm. Sohbetinde memleket sevgisini hissettim. İnsanların kendisine gösterdiği yakınlıkta ise yıllar içerisinde kurulmuş gönül bağlarının değerine tanık oldum.
Bütün bunlar bana bir kez daha şunu hatırlattı:
İnsan dünyadan ayrılırken yanında servetini, makamını ve sahip olduğu eşyaları götüremez. Fakat yaptığı iyilikler, kazandırdığı değerler ve insanların yüreğinde bıraktığı izler yaşamaya devam eder.
İbrahim Alimoğlu’na bu güzel misafirperverliği, içten sohbeti ve bana yaşattığı unutulmaz anlar için gönülden teşekkür ediyorum.
Kendisine sağlık, huzur ve bereket dolu bir ömür diliyorum.
Afyonkarahisar’ın tarihine, kültürüne ve insanına değer katan isimlerin kıymetinin bilinmesini temenni ediyorum.
Çünkü bazı insanlar yalnızca yaşadıkları şehrin değil, tanıştıkları insanların da hayatına değer katar.
İyi ki tanımışım sizi İbrahim Alimoğlu…
Saygılarımla, Özden Demirci - Gazeteci – Yazar