Gençlerin Ağabeyi, 50 Yıl Sonrasını Gören Devlet Adamı: Aykut Edibali
Afyonkarahisar'ın yetiştirdiği önemli siyaset adamlarından Aykut Edibali'nin hayatını ve ilkelerini konu alan Bir Neslin Ağabeyi: Aykut Edibali okuyucusuyla buluştu. Kitabın yazarı Cemal Akkuş, Gazeteniz Kocatepe'ye yaptığı değerlendirmede Edibali'nin önerilerinin bugün gündemde olduğunu belirtti
Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesinde doğup Afyon’da yetişip Türkiye’ye mâl olan siyasetçi Aykut Edibali’nin fikirleri, ilkeleri ve hayatı, Bir Neslin Ağabeyi: Aykut Edibali kitabıyla kamuoyunun dikkatine sunuldu. Kitabın yazarı Cemal Akkuş, Gazeteniz Kocatepe’ye yaptığı yazılı değerlendirmede Edibali’nin 50 yıl önce gündeme getirdiği birçok konunun bugün Türkiye’nin önündeki meseleler olduğunu söyledi. Akkuş, özellikle FETÖ ve Kıbrıs konusunda Edibali’nin öngörüsünün dikkate değer olduğunu vurguladı.
“SORUMLULUĞU OMUZLAYAN HAMAL”
Kocatepe: Bir Neslin Ağabeyi ismini neden tercih ettiniz? Aykut Edibali'yi bir neslin "ağabeyi" yapan en belirgin özellik sizce neydi?
Cemal Akkuş: Türkiye'nin siyasi literatüründe liderler genellikle "Başkan", "Reis", "Hoca" veya "Başbuğ" gibi sıfatlarla anılırken, Aykut Edibali için "Ağabey" sıfatının seçilmesi sosyolojik ve psikolojik bir hakikatin tezahürüdür. Çünkü o, hiyerarşik bir dikta rejimi kuran, sorgulanamaz bir otorite figürü olmayı reddetmiş; kendisini "kardeşlerinin en büyüğü", bir yol gösterici, bir müşavir ve hepsinden öte "sorumluluğu omuzlayan bir hamal" olarak konumlandırmıştır. Elbette Kadroların Vazifeleri kitabı başta olmak üzere tüm eserlerinde ‘lider’ / ‘kadro’ ayrımını ve bu kavramlara yüklenen anlamları açıkça ifade etmiştir ancak bu kuramsal bir ayrımdır. Ayrıca Mücadele Birliği’nin kurucuları dahil her bir ferdi ona ‘Ağabey’ diye hitap etmiştir ve halen etmeye devam etmektedir.
Onu "Ağabey" yapan en belirgin özellik, kan bağını aşan bir "dava kardeşliği" hukuku kurmasıdır. Her bir kardeşinin kişisel problemlerini bile ona taşıdığı, bizzat onların derdine düşen, arkadaşının selamıyla gözleri dolan ve her şart altında "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" düsturunu gözeten samimi ve fedakâr bir "gönül adamı" olmasıdır.
“ÖNERİLERİ DİNLENSEYDİ, 15 TEMMUZ YAŞANMAZDI”
Kocatepe: Kitabı hazırlarken sizi en çok şaşırtan bilgi veya belge ne oldu? "Bunu mutlaka herkes bilmeli" dediğiniz ayrıntı hangisidir?
Cemal Akkuş: Kitapta sunulan en çarpıcı tarihi belgeler aslında kitap boyunca özetlenen ve analiz edilen eserlerin ta kendileridir. Özellikle beynelmilel sömürü ve ihanet odaklarının deşifre edildiği, Fener Rum Patrikhanesi'nin ve azınlık şebekelerinin Türk milletini kültürel ve ekonomik olarak çürütmek üzere hazırladığı maddelerden tutun da Kur’an’ı bir aksiyon öğretisi olarak ele alan detaylı analizlere kadar hepsi tarihi birer belgedir.
Herkesin bilmesi gereken şeylerden biri belki de henüz herkesin "hizmet hareketi" zannettiği yıllarda, Aykut Edibali'nin FETÖ tehlikesine karşı "En Erken Teşhisi" koyarak bu yapının devleti içeriden çürütecek Amerikan destekli bir "Bizans entrikası" olduğunu haykırmış olması ayrıntısıdır. Eğer o dönem Edibali'nin cemaatlerin devletleşmesine karşı koyduğu "Millî Mutabakat" önerileri dinlenseydi, Türkiye 15 Temmuz hain darbe girişimini yaşamayacaktı. Ama somut sonuçları bakımından bilinmesi gereken ise bugün eğer bir Milli Devlet anlayışından bahsediyor ve beğenmesek de yansımalarını görüyorsak bunu Edibali’nin gerçekleştirdiği 91 İttifak’ına borçlu olduğumuz gerçeğidir.
“AYKUT EDİBALİ, SÜKÛT SUİKASTINA UĞRADI”
Kocatepe: Aykut Edibali'nin fikirlerinin, yaşadığı dönemde yeterince anlaşılamadığını düşünüyor musunuz? Bugün hangi görüşlerinin daha iyi anlaşıldığını söyleyebilirsiniz?
Cemal Akkuş: Evet; o, 80 yıllık hayat çizgisinde siyaseten kısıtlanmış ve fikren yeterince anlaşılamamış bir dava adamıdır. Ana akım medya ve sermaye çevreleri tarafından bilinçli bir "yok sayma (sükût suikastı)" politikasına maruz bırakılmış, fikirleri çalınmış ve barajlarla kitlelerden uzak tutulmuştur.
Edibali'nin on yıllar önce formüle ettiği "Hukuk Devleti" "yerli ve millî üretim", "savunma sanayii", "millî dış politika", "montaj sanayine hayır" kampanyaları ile AB ve Gümrük Birliği'nin getireceği ekonomik bağımlılık risklerine dair yaptığı uyarılar bugün çok daha net anlaşılmaktadır.
“KADRO KURDU, EYLEM İNŞA ETTİ”
Kocatepe: Yeniden Milli Mücadele Hareketi, özellikle 1970'li yıllarda binlerce genci etkiledi. Sizce bu hareketi diğer fikir hareketlerinden ayıran temel özellik neydi?
Cemal Akkuş: Hareketi diğerlerinden ayıran en temel özellik; düşünceyi sadece kâğıda dökmekle kalmayıp, bir "kadro kurması ve eylem inşa etmesidir". Dönemin modası olan sığ sloganların ve sokak kavgalarının uzağında kalmışlar; İslâm'ın temellerini, tarih şuurunu ve medeniyet tasavvurunu yutarcasına okuyarak anarşi olaylarından kendilerini bir kuyumcu titizliğiyle sıyırmışlardır. Sağ düşünceyi "sola karşı olmak" kısırlığından kurtarıp, vahiye dayalı mutlak hakikati merkeze alan "İlmî Sağ" ve "İnkılap İlmi" adıyla metodolojik ve bilimsel bir sistem hâline getirmişlerdir.
Onu Mehmet Akif, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Erol Güngör, Cemil Meriç veya Sezai Karakoç gibi Türk düşünce dünyasının diğer ufuk şahsiyetlerinden ayıran en temel fark; düşünceyi sadece kâğıda dökmekle veya hamasi/tepkisel sloganlarla yetinmeyip, sistematik bir "kadro" kurması, metot geliştirmesi ve örgütlü bir "eylem" inşa etmesidir. Edibali, Kur'an'ı bir "aksiyon öğretisi" olarak ele almış, teoriyi disiplinli bir eğitim müfredatına dönüştürerek on binlerce genci "Yeniden Millî Mücadele" ideali etrafında harekete geçirmeyi başarmıştır.
“İLMİ SAĞ” YAKLAŞIMININ İLK NÜVESİ
Kocatepe: Aykut Edibali, Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesinde doğdu. Sizce Afyonkarahisar'ın kültürel ve manevi iklimi, onun düşünce dünyasının şekillenmesinde nasıl bir rol oynadı?
Cemal Akkuş: Sandıklı, Osmanlı'nın manevi kurucusu kabul edilen Şeyh Edebali soyundan gelen, ulemadan Müderris Hacı Ahmed Efendi gibi hanım vaiz ve âlimler silsilesiyle bilinen "Ümmühan Hocazadeler" ailesinin yurdudur. Bu köklü manevi miras ve aile ortamı, Edibali'nin henüz çocuk yaşta İslam ahlâkı, ilim sevgisi ve disiplinli çalışma kültürüyle yoğrulmasını sağlamıştır. Bu medrese geleneği, onun olaylara yüzeysel yaklaşmak yerine "İlmî Sağ" olarak kavramsallaştıracağı derinlikli ve metodolojik bir zihin yapısının tohumlarını atmıştır. Öte yandan Afyonkarahisar Milli Mücadele’nin en önemli merkezlerinden biri. Kadim bir Selçuklu geleneğine sahip Afyonkarahisar’ın köklü lisesi Afyon Lisesi’ndeki Edip Ali Bey gibi öğretmenlerini de hesaba kattığımız zaman bu manevi iklimin bereketi tartışılmaz hale gelir.
YENİDEN MİLLİ MÜCADELE’DE AFYON GRUBU
Kocatepe: Yeniden Milli Mücadele Hareketi'nin Afyonkarahisar'da nasıl bir karşılığı vardı? Hareket içerisinde Afyonkarahisar'dan yetişen, iz bırakan isimler ve yaşanan önemli hatıralar nelerdir?
Cemal Akkuş: Afyonkarahisar ve özellikle tarihi Afyon Lisesi, hareket için bir nevi "hazırlık okulu" işlevi görmüştür. Edibali'nin yanı sıra Afyon Lisesi ve Afyon Talebe Yurdu çevrelerinden yetişen Yavuz Aslan Argun, Mehmet Çetin, Mehmet Özutku, İhsan Ramiz Bayram ve Yıldırım Kemal Akıncı gibi isimler hareketin kurucu çekirdeğini (Afyon Grubu’nu) oluşturmuştur.
Lise yıllarında arkadaşı Yavuz Aslan Argun ile yurttan ayrılarak eve çıkmaları ve Edibali'nin annesi Rahime Teyze'nin her ikisine de analık yapması önemli bir hatıradır. Ayrıca başarılı öğrenciliği ve muazzam bilgi birikimi nedeniyle lisede öğretmenleri ve arkadaşları Edibali'ye "Doçent" lakabını takmışlardır.
1984 yılında ilk kez belediye başkanı seçilen Osman Seyman, daha sonra Anavatan Partisi (ANAP) ile yaşanan siyasi anlaşmazlıkların ardından, hemşehrisinin liderliğini yaptığı Islahatçı Demokrasi Partisine geçmiş ve 1989 yerel seçimlerinde IDP adayı olarak ikinci kez Sandıklı Belediye Başkanlığı koltuğuna oturmuştur. Bu başarı, IDP'nin Türkiye genelinde belediye başkanlığı kazandığı az sayıdaki istisnai örneklerden biri olarak Türk siyasi tarihine geçmiştir. Bu olay da O’nun memleketi açısından önemli bir olaydır.
İLİM VE KÜLTÜR ALANINDA BAĞIMSIZLIK
Kocatepe: Afyonkarahisar, Milli Mücadele'nin sembol şehirlerinden biri olarak biliniyor. Sizce "Milli Mücadele ruhu" ile "Yeniden Milli Mücadele" anlayışı arasında nasıl bir düşünsel bağ kurulabilir?
Cemal Akkuş: Edibali'nin tarih okumasına göre, 1919-1923 yılları arasında verilen Milli Mücadele ve kazanılan muazzam zafer sadece askerî sahada kalmış; bu başarı maalesef ekonomik ve kültürel zaferle taçlandırılamamıştır. Askerî zaferin ardından bir "zihinsel teslimiyet" ve "yarım kalmış millîlik" dönemi başlamıştır. İşte "Yeniden Millî Mücadele" anlayışı; Millî Mücadele'nin bu yarım kalan bağını, askerî alandaki kazanımları ekonomi, ilim ve kültür alanında da tamamlayarak tam bağımsızlığa ulaşma ruhudur. Bu bakımdan ‘Milli Mücadele Ruhu’ ile ‘Yeniden Milli Mücadele Ruhu’ arasındaki bağ sadece düşünsel değil, tarihseldir de.
“KIBRIS VE DOĞU MESELEMİZ OKUTULMALI”
Kocatepe: Günümüz gençleri Aykut Edibali'yi yeterince tanıyor mu? Sizce onun hangi eserleri veya hangi fikirleri bugün yeniden okunmalı?
Cemal Akkuş: Hayır, lüzumsuz dijital sözlüklerde veya popüler kültürün kaotik gürültüsünde gençler onu "binde sıfır virgül küsur" oy alan nostaljik bir figür sanıp geçmektedir; oysa o küsuratların arkasında devasa bir fikrî mimari vardır. Ayrıca davanın yaşayan müntesiplerinin bu fikirleri gelecek nesillere aktarmak yerine, geçmişin hatıraları ile vakit geçiriyor olmaları ve hatta bu hatıralar üzerinden kendi varlıklarını sürdürüyor olmalarının bunda payı çok büyük.
Gençlerin zihniyet dünyasını inşa etmesi için başta felsefi ve sosyolojik altyapıyı kuran "Sosyal Sistemlerin Temelleri", siyasetin ahlaki sınırlarını çizen "Millet Davası", inancı ve hayat modeli haline getiren ve harekete dönüştüren "Kur'an'ın Aksiyon Öğretisi" ile stratejik dehasını gösteren "Kıbrıs" ve "Doğu Meselemiz" üzerine yazdığı kitaplar bugün mutlaka yeniden okunmalıdır. Aslında her bir eseri ve hatta her bir makalesi kendi alanında yol aydınlatmaya devam eden bir meşaledir. Bu metinlerin güncellenerek, yeni medyaya aktarılması, görselleştirilmesi gerekir. Belki de bu anlamda Yeniden Milli Mücadele ruhu taşıyan gençlere büyük görev düşmektedir.
HAREKETTEN AYRILANLARA: ONLARI DEVLETE EMANET ETTİM
Kocatepe: Kitabı yazarken Aykut Edibali'nin hayatına dair sizi en çok duygulandıran veya etkileyen olay hangisiydi?
Cemal Akkuş: Beni en çok duygulandıran olay, onun popülizme tevessül etmeyerek "Ben size cennetin anahtarlarını vaat etmiyorum, sizi uzun ve çileli bir yola davet ediyorum" diyerek siyaseti bir ibadet temizliğinde yapması, maddi imkânsızlıklar içinde kıvranırken dahi onurunu çiğnetmemesidir. En yakın dostlarının, "Sürüyü kurttan korudunuz ama sulak çayırlara (iktidara) götüremediniz" diyerek pragmatik siyasetin cazibesiyle başka partilere kopup gitmesi karşısında derin bir yalnızlık yaşaması, fakat yine de arkalarından "Onları devlete emanet ettim" diyebilecek kadar vefalı ve asil bir duruş sergilemesi beni derinden etkilemiştir.
“TECRÜBE İSRAFNIN ÖNÜNE GEÇMEK”
Kocatepe: Bu kitabın ardından Aykut Edibali'nin fikir mirası ve Yeniden Milli Mücadele Hareketi üzerine yeni çalışmalar ya da devam kitapları hazırlamayı düşünüyor musunuz?
Cemal Akkuş: Aykut Edibali, 80 yıllık hayat çizgisinde fikirleri yeterince anlaşılamamış bir çınardır. Onun 60 yıllık fikir ve eylem hayatı şüphesiz tek bir kitabın sınırlarına sığmayacak kadar büyüktür. Kitapta da belirtildiği üzere, bu eser bir "tecrübe israfının" önüne geçmek ve o büyük fikir kalesini gelecek nesillere aktarmak için atılmış bir ilk adımdır, bir başlangıçtır. Bu büyük medeniyet tasavvurunun eksik kalan yönlerini ilmî olarak işlemeye devam etmek, O’na ve davasına olan minnet borcumuzun bir gereğidir elbette. Ama somut olması bakımından ‘Bir Mücadelecinin Kavram Atlası’ isimli bir eserin çalışmaları devam ediyor. Zira Yeniden Milli Mücadele Hareketi’nin en önemli özelliği kavramlara yüklediği anlam birlikteliğidir. Ama ne yazık ki son zamanlarda bu kavram birlikteliği bozuldu. Aynı kavrama farklı farklı anlamlar yüklenmeye başlandı. Herkes bulunduğu yerin literatüründen etkilenmeye başladı. Bu literatürü güncellemek gerekiyor.
50 YIL ÖNCE KIBRIS KONUSUNDA UYARDI
Kocatepe: Aykut Edibali, yaklaşık yarım asır önce Türk dünyasının birlikteliği ve özellikle Kıbrıs konusunda bugün yeni yeni tartışılan birçok öneriyi dile getirmişti... Edibali'nin 50 yıl önce ortaya koyduğu Kıbrıs ufku neydi? Bugün yaşanan gelişmeler onun öngörülerini doğruluyor mu?
Cemal Akkuş: Edibali, daha 1974 yılında kaleme aldığı "Türkiye'nin Kıbrıs Politikası Nedir, Ne Olmalıdır?" kitabında, adanın Akdeniz'deki jeostratejik önemini kavramış bir akılla hareket etmiştir. Dönemin hükümetleri ve uluslararası kamuoyu "Federasyon" veya Rumlarla ortaklık formülleri ararken, Edibali çok radikal bir çıkışla Rumlarla bir arada yaşamanın imkânsız olduğunu söylemiş ve "Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin" ilan edilmesi gerektiğini (iki devletli çözümü) savunmuştur. Stratejik hedefi; bağımsız devletin tesisi, ardından da şartlar elverdiğinde Türkiye'ye ilhakı olmuştur.
Bugün herkesin kabul ettiği ve devlet politikası hâline gelen "iki devletli çözüm" modeli, Edibali'nin 50 yıl önceki öngörülerinin ne kadar isabetli ve haklı olduğunu tamamen doğrulamaktadır.
Sovyetler Birliği henüz dağılmadan çok önce komünist imparatorluğun çökeceğini ve "Esir Türk İllerinin" bağımsızlığına kavuşacağını öngörerek 21. asrın "Türk Asrı" olacağını ilan etmişti. Bugün ‘Türkiye Yüzyılı’ kavramı ile devlet politikası haline getirilen bu öngörü, irfan ve idrakin günlük siyasi çözümlerin ne kadar ötesinde olduğunu ortaya koymaktadır.
İSLAM RÖNESANSI’NA BAKIŞ
Kocatepe;: Aykut Edibali'nin üzerinde önemle durduğu kavramlardan biri de "İslam Rönesansı" idi... Edibali'nin kastettiği "İslam Rönesansı" tam olarak neydi? Bu düşünce; bilim, eğitim, teknoloji, medeniyet ve ahlak açısından nasıl bir yeniden dirilişi hedefliyordu?
Cemal Akkuş: Edibali'nin kastettiği şey, Batı'dan ithal bir taklitçilik veya dinde keyfi bir "reform" (reformu kesinlikle reddeder) arayışı değildir. İslam medeniyetinin kendi ruh kökleri üzerinde, asrın idrakiyle yeniden ayağa kaldırılması; Müslümanların dini algılama biçimindeki donukluğu, hurafeleri ve taklitçiliği yıkarak "Müslümanca düşünme yetisini yeniden kazanması" projesidir. "İçtihat Kapısı"nın yeniden açılmasını, aklın vahiy ışığında özgürce kullanılarak Farabi ve İbni Sina dönemindeki gibi ilmî üstünlüğün geri alınmasını hedefler. İslam Rönesansı bilimde, nakilci ve taklitçi donukluğu reddeder. İlimde, aklın vahiy ışığında özgürce kullanılmasını ve evrensel bilimsel zihniyetin yeniden kuşanılmasını hedefler.
Fatih Sultan Mehmet örneğinde olduğu gibi; Doğu ve Batı dillerine hâkim, en ileri savaş teknolojisini bizzat projelendiren, sanata açık, cihanşümul bir devlet aklını kuşanmayı; montaj sanayiinden kurtulup kendi teknolojisini üreten tam bağımsız bir maddi güce ulaşmayı şart koşar.
Batı medeniyetinin insanı metalaştıran sömürgeci yapısına karşı; insan onurunu, adaleti, şeffaflığı ve liyakati merkeze alan, "ibadet temizliğinde" bir toplumsal ahlak nizamı kurmayı hedefler.
Özetle Aykut Edibali'nin "İslam Rönesansı" fikri; Müslüman Türk milletinin kendi aşağılık kompleksinden kurtularak ilimde akıl ve deneyi, siyasette adaleti ve şurayı, ekonomide üretimi ve hakça paylaşımı, sosyal hayatta ise yüksek ahlakı hâkim kılarak "Yeniden Büyük Türkiye" öncülüğünde yeni bir dünya nizamı kurma hamlesidir.
Bakmadan Geçme





