- Haberler
- Siyaset
- İYİ Parti İl Başkanı Muhammet Mısırlıoğlu: Siyasette Önce Ahlakı, Sonra Adaleti Tesis Etmeliyiz
İYİ Parti İl Başkanı Muhammet Mısırlıoğlu: Siyasette Önce Ahlakı, Sonra Adaleti Tesis Etmeliyiz
İYİ Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Muhammet Mısırlıoğlu, Kocatepe Gazetesi'ne verdiği röportajda trafik kazası sonrası yaşadıklarından teşkilat çalışmalarına, siyasette güven sorunundan Türkiye'nin ekonomik durumuna kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.
İYİ Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Muhammet Mısırlıoğlu ile saat 10’da İYİ Parti Afyonkarahisar İl Binası’nda bir araya geldik. Başkan Mısırlıoğlu, “Her ne kadar sabah 6’da sizi kabul etmesek de saat 10’da sizinle bir araya gelmekten mutlu olduk” diyerek AK Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Dr. Özgür Kavak’a göndermede bulundu. Afyonkarahisar’da 6 bin üyeye ulaştıklarını belirten Mısırlıoğlu, siyasetin vatandaşla devlet arasında bir köprü olması gerektiğini söyledi. Mısırlıoğlu, siyasi ahlak ve adaletin güçlendirilmesi gerektiğini vurgularken, üretim ekonomisi, çiftçinin desteklenmesi ve kamu yönetiminde liyakat konularına da dikkat çekti.
“ALLAH BÖYLE BİR KAZAYI KİMSE YAŞAMASIN”
Kocatepe: Başkanım, öncelikle geçmiş olsun. Büyük bir trafik kazası geçirdiniz. Sağlık durumunuz iyi görünüyor. Kazadan sonra kamuoyuyla teşekkür mesajlarınızı da paylaştınız. Neler yaşadınız?
İYİ Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Muhammet Mısırlıoğlu: Öncelikle teşekkür ediyorum. Böyle bir kazayı Allah kimsenin başına vermesin. Ben hâlâ yaşadığım olayın şokunu tam olarak atlatabilmiş değilim. Gerçekten çok büyük bir kazaydı. Kırmızı ışık ihlali yapan bir araç doğrudan bizim aracımıza çarptı. O an yaşadıklarımızı düşündüğümde, bunu insanın hayatına kasteden bir durum gibi değerlendiriyorum. Canımızı Allah bağışladı. Ailece çok büyük bir kazayı, Allah’ın yardımıyla, daha hafif sonuçlarla atlattığımızı düşünüyorum. Bunun için Allah’a şükrediyorum. Hiçbir kardeşimizin, hemşehrimizin, insanımızın böyle bir olay yaşamasını istemem. Bu öyle bir felaket ki insan kimseye böyle bir şeyin başına gelmesini dahi dilemez. Kaza anında elinizden bir şey gelmiyor. Araçlar birbirine çarpıyor; hayatta kalıp kalmayacağınızı, üzerinize bir şey düşüp düşmeyeceğini bilmiyorsunuz. Bu nedenle yaşadığım kazayı artık geride bırakmak istiyorum. Hemşehrilerimin gösterdiği ilgiden son derece mutlu, onurlu ve gururluyum. Afyonkarahisar’da yaşayan bir vatandaş olmanın verdiği gurur benim için başlı başına çok kıymetli. Siyasi görüşü, düşüncesi ne olursa olsun, her kesimden insanın yanımızda olduğunu gördük. Kamu çalışanları, bürokratlar, siyasetçiler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve vatandaşlarımız, acımızı paylaşmak ve yaşadığımız sıkıntıyı hafifletmek için büyük gayret gösterdiler. İnanın, insanların bu ilgisi nedeniyle kazayı düşünmeye bile fırsat bulamadım. Herkes yaşadığımız sıkıntıya ortak oldu. Bu yüzden Afyonkarahisar adına hem umutluyum hem de gururluyum.
Çünkü zor günde, acıda ve kederde bir araya gelebilmek çok önemli. Böylesi bir olayda siyasi ayrım gözetilmeden herkesin yanımızda durmaya çalışması, bu şehrin insanları arasındaki dayanışmayı gösterdi. Destek olan herkesten Allah razı olsun. Kazayı bu şekilde geride bırakmak istiyorum. Allah bir daha kimseye böyle bir olay yaşatmasın.
“16 GÜN HASTANEDE KALDIM, DÖRT GÜN EVDE DİNLENDİM”
Kocatepe: Hastaneden çıktıktan sonra kısa süre içerisinde yeniden parti çalışmalarına başladınız. Süreç nasıl gelişti?
Muhammet Mısırlıoğlu: Hastane sürecimiz 16 gün sürdü. Taburcu olduktan sonra dört gün evde dinlendim. Ardından partimize geldim. İl yönetimindeki arkadaşlarımız kendi aralarında bir kurban organizasyonu yapmışlar. Açıkçası benim bundan önceden haberim yoktu, maddi bir katkım da olmadı. Tamamen arkadaşlarımızın kendi duygu ve düşünceleriyle gerçekleştirdikleri bir organizasyondu. Bizim geleneklerimizde böyle kazaların ve sıkıntıların ardından kurban kesmek var. Arkadaşlarımızın bu düşüncesine katıldık. Sonrasında basın mensupları ve siyasi parti temsilcileriyle bir araya gelerek sohbet ettik. Ancak ben bunu yalnızca göreve yeniden başlamak olarak görmüyorum. İYİ Parti, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan bir muhalefet partisi. Dolayısıyla sorumluluğumuz ağır. Kuruluşundan bu yana partinin içerisinde bulunan bir insan olarak çalışmalarımıza devam etmek zorundayız.
“BU KAPIYA GELEN HERKESİN SORUNUNU KENDİ SORUNUMUZ SAYIYORUZ”
Kocatepe: İYİ Parti İl Başkanlığına farklı siyasi görüşlerden vatandaşların geldiğini görüyoruz. Kamuoyunda, “Mısırlıoğlu bir konuyu takip ederse çözülür” şeklinde bir yaklaşım da var. Bu güven nasıl oluştu?
Muhammet Mısırlıoğlu: Öncelikle şunu söyleyeyim: Basınla paylaşmadığımız, çözüme kavuşturduğumuz çok sayıda sorun var. Biz genellikle çözemediğimiz veya çözüm noktasında tıkandığımız konuları kamuoyuna duyuruyoruz. Ben 43 yıllık bir siyasetçiyim. Ülkü Ocaklarında yetiştim. Orada kurduğumuz dostluk ve kardeşlik ilişkileri, birlikte yaşadığımız tecrübeler bizim üzerimizde önemli bir iz bıraktı. MHP camiasında, Ülkü Ocaklarında bugün de çok kıymetli dostlarım ve kardeşlerim var. Birlikte kader birliği yaptığımız, birbirimizin sıkıntılarına ortak olduğumuz insanlar bulunuyor. Biz o kültür içerisinde, bir insanın yarasına merhem olmayı ve sorununa çözüm aramayı öğrendik. Mesela Murat Arısoy’un bir sıkıntısı varsa ve bize gelmişse, o sıkıntıyı kendi meselemiz olarak kabul ederiz. Çözmek için elimizdeki imkânları kullanırız. Öncelikle istişare yolunu açık tutuyoruz. İnsanlarla görüşüyor, ilgili kurumlarla konuşuyor, çözüm arıyoruz. İstişareyle çözdüğümüz meseleleri basına yansıtmıyoruz. Çoğu zaman kişi, sorununun nasıl çözüldüğünü dahi ayrıntısıyla bilmiyor. Bizim için önemli olan, vatandaşın işinin görülmesi. Bazı durumlarda ise önümüze engeller çıkıyor. Siyasi müdahaleler nedeniyle çözüm yolu tıkanabiliyor. İşte o zaman basın aracılığıyla konuyu gündeme taşımak zorunda kalıyoruz. Basın üzerinden yapılan açıklamalar, ilgili kurumların bir sorunu görmesine ve çözüm için harekete geçmesine de vesile olabiliyor.
“BİZE GETİRİLEN HER BİLGİYE HEMEN İNANMIYORUZ”
Kocatepe: Vatandaşlardan gelen şikâyetleri kamuoyuna taşırken nasıl bir yöntem izliyorsunuz? İddiaların doğruluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Muhammet Mısırlıoğlu: Biz hiçbir sorunun peşine gelişigüzel düşmüyoruz. Buraya her kesimden insan geliyor, bilgi veriyor, yaşadığı bir olayı anlatıyor. Ancak birisi bize bir bilgi getirdiğinde hemen harekete geçmiyoruz. Önce bu bilginin aslı var mı, belgeye dayanıyor mu, gerçeklikle ilgisi nedir diye araştırıyoruz. Bunun için oluşturduğumuz bir çalışma düzenimiz var. Gelen bilgileri değerlendiriyor, araştırıyor ve belirli bir süzgeçten geçiriyoruz. Bilginin doğruluğuna büyük ölçüde kanaat getirdikten sonra konunun üzerine gidiyoruz. Kamuoyunu bilgilendirirken de kimseyi gereksiz yere rencide etmemeye dikkat ediyoruz. Öncelikle kişilerin isimlerini öne çıkarmadan, ilgili kurum üzerinden meseleyi anlatmaya çalışıyoruz. Hangi kurumla ilgili bir sorun varsa, konuyu usulüne uygun biçimde gündeme getiriyoruz. Ancak bütün yollar tıkanır ve sorun başka türlü çözülemezse kişilerin kimliklerini veya görevlerini açıklamak durumunda kalabiliyoruz. Burada asıl amacımız insanları hedef göstermek değil, sorunun çözülmesini sağlamak. Annem ve babam beni yetiştirirken hep şunu öğütlediler: Bir insan seni kendisine umut olarak görmüşse, kapına gelmiş ve senden bir şey istemişse elinden geleni yapacaksın. O insanı eli boş çevirmeyecek, umudunu boşa çıkarmayacaksın. Sorununu çözmek için samimi biçimde mücadele edeceksin. Bunu yaparken o kişinin siyasi görüşüne veya dünya görüşüne bakmayacaksın. Önceliğin insan olacak. Bazen insanın aklına, “Bu vatandaşın sorununu çözersem bize oy verir mi?” gibi bir düşünce gelebilir. Ben böyle bakmıyorum. Vatandaşın hangi partiye oy verdiğinin, hangi görüşü savunduğunun benim açımdan ikinci planda kalması gerekir. Babam Demokrat Partiliydi. Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi içerisinde yıllarca görev yaptı. Vefat etti. Bugün geçmişte birlikte çalıştığı siyasi büyüklerle ilgili notları, dosyaları ve fotoğrafları gördüğümde, onların memlekete hizmet etme çabasını hatırlıyorum. Keşke biz de onlara layık evlatlar olabilsek. Ülkü Ocaklarında yetişirken de bu anlayışı gördük. Bir genç gelip bir sıkıntısını anlattığında, onun ülkücü olup olmadığına bakmadan yardım etmeye çalışırdık. Siyasetin özü, vatandaşla devlet arasında köprü olmaktır. Devletin vatandaşa hizmetini düzgün, kesintisiz ve eksiksiz biçimde ulaştırmasına katkı sunmak siyasetin temel görevlerinden biridir.
“ESKİDEN AFYON’A FABRİKA KAZANDIRMAK KONUŞULURDU”
Kocatepe: Geçmiş dönemlerde Afyonkarahisar siyasetine baktığımızda fabrikalar, yatırımlar ve istihdam projeleri üzerinden bir rekabet görüyoruz. Sizce bugün siyaset hangi noktada?
Muhammet Mısırlıoğlu: Geçmişte siyasi partiler hizmet üzerinden yarışırdı. Bir parti çıkıp Afyonkarahisar’a şeker fabrikası getireceğini söylerdi. Bir başkası kâğıt fabrikası kuracağını, diğeri Alkoloid Fabrikası veya makine fabrikası kazandıracağını anlatırdı. Partiler, şehre hangi yatırımı getireceklerini ve hangi sorunu çözeceklerini konuşurdu. Bugün ise kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Biz siyasetçiler olarak insanlara ne vadediyoruz, neyi konuşuyoruz? Bir vatandaşın küçük bir sıkıntısını çözmek elbette önemlidir. Fakat bu, siyasetçinin asli görevlerinden biridir. Siyasetin yalnızca günlük sorunların çözümüne indirgenmemesi gerekir. Şehre yatırım kazandırmak, üretimi artırmak, istihdam oluşturmak ve insanların geleceğine katkı sunmak da siyasetin sorumluluğudur. Bizim yeniden hizmeti merkeze alan bir siyaset anlayışına ihtiyacımız var.
“İYİ PARTİ AFYONKARAHİSAR’DA 6 BİN ÜYEYE ULAŞTI”
Kocatepe: İYİ Parti’nin Afyonkarahisar’daki teşkilat yapısı ve üye sayısı hakkında bilgi verebilir misiniz?
Muhammet Mısırlıoğlu: Afyonkarahisar’da 6 bin üyemiz var. Bu rakamı önemsiyorum. Partimiz dokuz yıllık bir siyasi hareket ve üyelerimizin farklı siyasi geçmişleri bulunuyor.
İYİ Parti’ye yalnızca daha önce bizimle birlikte siyaset yapan insanlar gelmedi. AK Parti, MHP, CHP, Saadet Partisi ve Demokrat Parti geçmişi bulunan üyelerimiz de var. Başka siyasi partilerden gelen insanlar da teşkilatımızda yer alıyor. Bu insanlar gökten zembille inmedi. Her biri kendi siyasi tecrübesiyle, düşüncesiyle ve tercihiyle aramıza katıldı. Muhalefet partisinin insanlara iş veya aş dağıtma imkânı yok. Buna rağmen vatandaşların bize gelmesini, mevcut siyasete duyulan güvensizlik ve değişim isteğiyle ilişkilendiriyorum. İnsanlar siyasetin kirlenmişliğinden ve siyaset kurumuna yönelik güven sorunundan rahatsız. Ben toplumun geniş bir kesiminin mevcut yönetim anlayışının değişmesini istediğini düşünüyorum. Ben bunu daha genel bir yönetim anlayışı meselesi olarak görüyorum. Türkiye’de çok partili dönemin ardından farklı hükümetler ülkeyi yönetti. ANAP gibi uzun süre iktidarda kalan partiler oldu. Ancak bugünkü iktidarın kesintisiz 25 yıllık yönetim dönemini ayrıca değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Bugün 25 yıl önce doğan bir genç üniversiteyi bitirmiş, meslek sahibi olmuş ve çalışma hayatına katılmış durumda. Bu gençlerin bir bölümü geçmiş hükümetlerin dönemlerini hatırlamıyor. Siyasi hayatı, büyük ölçüde mevcut yönetim döneminde tanıdılar.
Benim eleştirim, kamu hizmetlerine erişim konusunda vatandaşlarda bir bağımlılık ve koşulsuz destek beklentisi oluştuğu yönünde. Devletin veya kamu kurumlarının sunduğu iş imkânlarının siyasi iktidarla özdeşleştirilmesini doğru bulmuyorum. Bir vatandaşın emeği karşılığında kazandığı ücret, herhangi bir siyasi partinin lütfu değildir. Afyonkarahisar’da yaşayan her vatandaşın, hangi siyasi görüşte olursa olsun, alın teriyle geçinmeye hakkı vardır. Kamu hizmetleri ve istihdam konusunda esas olan, vatandaşın hakkının korunmasıdır. İnsanların işlerini kaybetme endişesiyle siyasi tercihlerinde baskı hissetmemeleri gerekir. Aynı yaştaki, aynı üniversiteden mezun olmuş iki genci düşünün. Gençlerden birinin ailesi iktidar partisinde siyaset yapıyor, diğeri ise herhangi bir siyasi bağlantısı olmadan yaşamını sürdürüyor.
Bu iki genç aynı işe başvurduğunda değerlendirme eşit ölçütlerle yapılmalıdır. Birinin siyasi yakınlığı nedeniyle avantaj elde etmesi, diğerinin ise geride kalması adalet duygusunu zedeler.
Hatta iktidar partisinde siyaset yapan bir bürokratın, kendi çocuğunun işe alınması söz konusu olduğunda daha dikkatli davranması gerektiğini düşünüyorum. Gerekirse öncelik, herhangi bir siyasi bağlantısı olmayan vatandaşın hakkını korumak olmalıdır. Devlete ve millete duyulan güvenin güçlenmesi için liyakat, eşitlik ve hakkaniyet temel alınmalıdır. İnsanlar kamu kurumlarının kendilerine siyasi kimlikleri nedeniyle farklı davranmayacağına inanmalıdır.
“KOALİSYONLARDA PARTİLER BİRBİRİNİ DENETLİYORDU”
Kocatepe: İktidar kanadından zaman zaman eski sistemde koalisyon hükümetlerinin istikrarsızlık oluşturduğu yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Siz geçmiş koalisyon dönemlerine nasıl bakıyorsunuz?
Muhammet Mısırlıoğlu: Geçmişte koalisyon hükümetlerinin yaşadığı sorunlar elbette vardı. Ancak o dönemin başka bir özelliği de siyasi partilerin birbirlerini denetleyebilmesiydi.
Partiler seçimlere kendi kimlikleriyle giriyor, aldıkları oy oranlarına göre Mecliste temsil ediliyordu. Tek başına hükümet kuracak çoğunluk ortaya çıkmadığında, birbirine yakın partiler hükümet kurmak üzere bir araya geliyordu. Burada önemli olan, koalisyonun yalnızca bakanlıkların paylaşılması anlamına gelmemesiydi. Ortak hükümette yer alan partiler birbirlerinin çalışmalarını da denetleyebiliyordu. ANAP, MHP ve DSP'nin birlikte yer aldığı hükümet dönemini hatırlayalım. Mesut Yılmaz, Devlet Bahçeli ve Bülent Ecevit'in bulunduğu dönemde, hükümet ortaklarının birbirleri üzerinde denetim oluşturabildiği örnekler yaşandı. Cumhur Ersümer'in görevden ayrılması sürecini de bu çerçevede değerlendiriyorum. Bugün ise ittifakların büyük ölçüde yüzde 50 artı 1 hesabı üzerinden şekillendiğini düşünüyorum. İktidar ittifakında yer alan partiler arasında, geçmişteki koalisyonlarda gördüğümüz ölçüde bir denetim mekanizmasının işlemediği kanaatindeyim. Benim için asıl mesele, hangi sistemin adının ne olduğu değil; yönetimde denetimin, hesap verebilirliğin ve hukukun nasıl işletildiğidir. Mesela fonlarla ilgili gündeme gelen iddiaları son derece önemli buluyorum. Kamuoyunda çok büyük miktarlardan söz ediliyor. Ben bu tartışmaların yalnızca siyasi açıklamalarla geçiştirilmemesi, bütün yönleriyle aydınlatılması gerektiğini düşünüyorum. Kamuoyuna yansıyan konuşmalarda 20 milyar dolar seviyesinde bir tutardan söz edildiğini görüyoruz. Bazı siyasi isimlerin ve kamuoyunca tanınan kişilerin adları da tartışmalarda gündeme getiriliyor. Ancak burada yapılması gereken, isimler üzerinden tartışma yürütmekten ziyade iddiaların somut belgelerle açıklığa kavuşturulmasıdır. Kimlerin hangi işlemleri yaptığı, paranın hangi hesaplara aktarıldığı, işlemlerden önceden haberdar olunup olunmadığı ve varsa kamu görevlilerinin sorumluluğu ortaya çıkarılmalıdır. Benim üzerinde durduğum temel mesele, hukukun herkes için aynı şekilde uygulanmasıdır. Bir vatandaşın küçük bir suça karıştığı iddiası karşısında gösterilen hassasiyet, büyük ekonomik iddialar söz konusu olduğunda da gösterilmelidir.
İddialar kimleri ilgilendirirse ilgilendirsin, hukuki süreçler işletilmeli ve kamuoyu doğru biçimde bilgilendirilmelidir. Burada önemli sorular var. Bir kişi, piyasada yaşanacak bir gelişmeyi önceden öğrenerek işlem yaptıysa, bu bilgiyi nereden aldı? İşlemin zamanlaması nasıl gerçekleşti? Başka yatırımcıların sahip olmadığı bir bilgiye erişimi var mıydı? Bunların tamamının araştırılması gerekir. Sermaye piyasalarında güven, kuralların herkes için eşit uygulanmasına bağlıdır. Bir yatırımcı, piyasada herkesin aynı kurallara tabi olduğuna inanmak ister. Bazı kişilerin önceden bilgi alarak avantaj elde ettiği düşüncesi yaygınlaşırsa yalnızca küçük yatırımcı değil, Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı sermaye de zarar görebilir. Bu nedenle Sermaye Piyasası Kurulu mevzuatı çerçevesinde gerekli incelemelerin yapılmasını, hukuka aykırılık tespit edilmesi hâlinde sorumlular hakkında işlem yürütülmesini önemli görüyorum. Benzer olayların yalnızca İstanbul veya Ankara ile sınırlı olduğunu da düşünmüyorum. Bursa gibi başka şehirlerde de borsaya giriş süreçleri ve rüşvet iddiaları üzerinden tartışmalar yaşandığını görüyoruz. Bunların da araştırılması gerekir. Türkiye'nin hem yerli hem yabancı yatırımcı açısından güvenilir bir piyasa olması gerekiyor. Güven zedelenirse sermayenin ülkeden uzaklaşması riski ortaya çıkar.
“TÜRKİYE’NİN YÖNETİLEMEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”
Kocatepe: Bütün bu tartışmaları bir arada değerlendirdiğinizde Türkiye'nin mevcut yönetim anlayışına ilişkin görüşünüz nedir?
Muhammet Mısırlıoğlu: Ben Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Türkiye'yi yönetmekte zorlandığını düşünüyorum. Cumhurbaşkanı'nın konuşmaları ve açılışlardaki açıklamaları üzerinden ülkenin yönetildiğine ilişkin bir algı oluşabilir. Ancak benim değerlendirmem, ülkenin karşı karşıya bulunduğu sorunların bu konuşmalarla çözülemeyeceği yönünde.
Ekonomide güven, hukukta eşitlik, kamu yönetiminde liyakat ve üretimde sürdürülebilirlik sağlanmadan kalıcı bir rahatlama elde edilemez.
Türkiye'nin sorunları yalnızca bir kişinin veya bir kurumun meselesi değil. Bütün kamu yönetiminin, siyasi partilerin ve ilgili kurumların sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.
“İYİ PARTİ FARKLI SİYASİ KESİMLERDEN OY ALABİLEN BİR PARTİ”
Kocatepe: İYİ Parti'nin kuruluşunun dokuzuncu yılına girilirken partinizin iktidar hedefini nasıl değerlendiriyorsunuz? İktidara gelmeniz durumunda neleri değiştirmeyi planlıyorsunuz?
Muhammet Mısırlıoğlu: İYİ Parti'nin farklı siyasi partilerin seçmen tabanlarından destek alabilecek bir yapıya sahip olduğunu düşünüyorum. Afyonkarahisar'daki 6 bin üyemizin önemli bir bölümünün geçmişte başka siyasi partilerde bulunması da bunun bir göstergesi.
Partimizin millî duruşu, ülkeye bağlılığı ve Genel Başkanımızın açıklamaları nedeniyle toplumun farklı kesimlerinden destek gördüğümüze inanıyorum. Meclis grubumuzun çalışmalarını da bu çerçevede değerlendiriyorum. Son dönemde Mecliste görüşülen çerçeve yasa üzerinden yaşanan tartışmalarda, İYİ Parti'nin Meclis grubunun kamuoyunun bilgilendirilmesine katkı sağladığını düşünüyorum. Partimizin açıklamaları sayesinde vatandaşların düzenlemenin içeriği, Abdullah Öcalan'ın olası statüsüne ilişkin tartışmalar ve sürecin taraflarının talepleri hakkında bilgi edindiğini savunuyorum. Bunlar benim siyasi değerlendirmelerim. İYİ Parti olarak söz konusu süreçlerin şeffaf yürütülmesi ve vatandaşların bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Afyonkarahisar'da da teşkilat çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Saha gözlemlerimizden hareketle partimize yönelik ilginin arttığını değerlendiriyorum. Önümüzdeki seçimlerde Afyonkarahisar'da daha güçlü bir temsil elde etmeyi, milletvekili sayımızı artırmayı hedefliyoruz.
“SİHİRLİ DEĞNEK VAAT ETMİYORUZ”
Kocatepe: İktidara gelmeniz hâlinde vatandaşın ekonomik sorunlarını kısa sürede çözebilecek misiniz? Elinizde bir sihirli değnek var mı?
Muhammet Mısırlıoğlu: Artık toplumun bir kurtarıcı bekleme düşüncesinden uzaklaşması gerekiyor. Bir anda mazotu 90 liradan 9 liraya indireceğiz, faizleri yüzde 50'den yüzde 5'e düşüreceğiz veya enflasyonu kısa sürede yüzde 35'lerden yüzde 10'lara çekeceğiz demek gerçekçi bir yaklaşım değil. Böyle vaatlerle vatandaşın karşısına çıkmayı doğru bulmuyorum. Öncelikle siyasi ahlakı tesis etmemiz, ardından adaleti güçlendirmemiz gerekiyor. İnsanların devlete ve hukuk sistemine güvenmesi sağlanmalı. Siyasi partilerde de ahlak ilkeleri esas alınmalı. Vatandaşın bir işini yaptırabilmek için birilerine para vermek zorunda kaldığı, aracı kullanmak zorunda bırakıldığı bir düzen kabul edilemez.
Siyasi nüfuz kullanarak vatandaşın işini takip eden ve bunun karşılığında komisyon alan kişiler varsa, bunların önüne geçilmelidir. Vatandaşın bir partiye gidip para karşılığında işini gördürebileceğini düşünmesi bile siyaset kurumu açısından ciddi bir sorundur.
Önce siyasi ahlak, ardından adalet. Bunlar tesis edilmeden kalıcı güven oluşturamayız.
“ADALET HERKES İÇİN EŞİT İŞLEMELİ”
Kocatepe: Siyasi ahlakın ardından adaleti vurguladınız. Nasıl bir adalet sistemi öngörüyorsunuz?
Muhammet Mısırlıoğlu: Adalet tarafsız olmalı ve herkese eşit uygulanmalı. Kanunlar, haklıyla haksızı birbirinden ayırabilecek, toplumun vicdanını rahatlatabilecek bir anlayışla uygulanmalı.
İnsanlar başlarına bir sorun geldiğinde adaletin karşısında eşit olduklarına inanabilmeli. Bir kişinin siyasi bağlantısı, ekonomik gücü veya toplumsal konumu nedeniyle farklı muamele göreceği düşüncesi ortadan kalkmalı. Hukuk sistemine güven olmadan ekonomik güveni de sağlayamazsınız. Sanayici yatırım yaparken, çiftçi üretime devam ederken, işçi çalışırken ve vatandaş geleceğini planlarken önünü görebilmelidir. Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, insanların haklarını ararken kendilerini güvende hissetmeleridir.
“ÜRETİM OLMADAN TÜRKİYE’NİN KARNI DOYMAZ”
Kocatepe: Ekonomi başlığında önceliğiniz ne olacak? Sanayi ve tarım politikalarında nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Muhammet Mısırlıoğlu: Üretim olmadan Türkiye'de hiçbirimizin karnı doymaz. Ne tarımsal üretimden ne de sanayi üretiminden vazgeçebiliriz. Her iki alanda da güçlü bir altyapı oluşturmak zorundayız. Çiftçiyi üretimin dışına itmemek gerekiyor. Üretimden uzaklaşan çiftçi, yalnızca kendi gelirini kaybetmiyor; ülkenin gıda üretimi ve ekonomik dengeleri de bundan etkileniyor. Tarımda planlı üretime geçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Her bölgenin ne üreteceği, ne kadar üreteceği ve ürettiğini hangi koşullarda satabileceği önceden belirlenmeli. Çiftçi, üretime başlarken ürününü hangi maliyetle yetiştireceğini ve pazarda nasıl bir karşılık bulabileceğini öngörebilmeli. Devlet, üreticiyi desteklemeli. Bu destekler akaryakıt, enerji ve vergi gibi üretim maliyetlerini doğrudan etkileyen alanlarda sağlanabilir. Gerekirse çiftçinin kullandığı akaryakıttaki ÖTV kaldırılmalı. Çiftçinin üzerindeki mali yükleri azaltmak da önemli. Örneğin 50 dönüm arazide üretim yapan bir çiftçinin Bağ-Kur priminin devlet tarafından karşılanmasını sağlayacak düzenlemeler yapılabileceğini düşünüyorum.
Buradaki amacımız, çiftçinin üretimde kalmasını sağlamak. Üreticinin maliyetlerini düşürmeden ve gelirini güvence altına almadan tarımda sürdürülebilirlik sağlamak kolay değildir.
“SANAYİCİYİ VE ÇİFTÇİYİ RAHATLATMALIYIZ”
Kocatepe: Tarımın yanı sıra sanayi için de nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
Muhammet Mısırlıoğlu: Sanayicinin de önünü görebilmesi gerekiyor. Üretim yapan işletmelerin maliyetleri, finansmana erişimleri ve yatırım imkânları önemli. Sanayiciyi üretimden uzaklaştıran koşulları ortadan kaldırmak zorundayız.
Tarım ve sanayi birbirinden ayrı düşünülemez. Bir tarafta çiftçinin üretimi, diğer tarafta bu üretimi işleyen sanayi bulunuyor. Her iki alanda da üretim altyapısını güçlendirmemiz gerekiyor. Türkiye'nin ekonomik sorunlarını yalnızca fiyatları düşürmeye yönelik kısa vadeli adımlarla çözemeyiz. Üretimi artırmak, maliyetleri azaltmak, yatırımcıya güven vermek ve adil bir ekonomik düzen oluşturmak gerekiyor.
Benim yaklaşımım, ülkenin kendi üretim gücünü geliştirmesi ve üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesidir.
“AFYONKARAHİSAR’DA BÜYÜK BİR MİTİNG PLANIMIZ VAR”
Kocatepe: İYİ Parti Genel Merkezi'nin bayrak mitingleri kapsamında Afyonkarahisar'da da bir program düzenlenecek mi?
Muhammet Mısırlıoğlu: Afyonkarahisar'da bir miting düzenlemeyi planlıyoruz. Genel merkez yöneticilerimizle görüşmeler yapacağız. Afyonkarahisar'ın bu programlar içerisinde yer almasını istiyoruz.
Afyonkarahisar, kuruluşun ve kurtuluşun başkenti. Bu nedenle burada yapılacak mitingin önemli bir organizasyon olmasını hedefliyoruz. Planlamalarımız doğrultusunda Afyonkarahisar'da büyük bir miting gerçekleştirmek istiyoruz.
Partimizin dokuzuncu kuruluş yıl dönümüne girerken her geçen yıl güçlendiğimizi düşünüyorum. Çeşitli eleştirilere ve engellerle karşılaştığımız dönemlere rağmen vatandaşların İYİ Parti'ye yönelik ilgisinin devam ettiğini görüyorum.
Bunu yalnızca sözle ifade etmiyorum. Saha çalışmalarımızda vatandaşlarla bir araya geliyoruz. İnsanların bize gösterdiği ilgiyi, partimize duydukları güvenin bir işareti olarak değerlendiriyorum.
Devlet Hastanesindeki tedavi sürecim boyunca da çok sayıda insanın bizi merak ettiğini, geçmiş olsun dileklerini ilettiğini gördüm. Hastaneye girip çıkan insan sayısının yüksek olduğunu biliyoruz.
Bu yoğunluk içerisinde bize ulaşmak isteyenlerin gösterdiği çaba ayrıca anlamlıydı.
Bunları yalnızca siyasi bir ilgi olarak değerlendirmiyorum. İnsanların zor zamanınızda yanınızda durması, yaşadığınız sıkıntıyı paylaşması çok kıymetli. Ben Afyonkarahisar'da partili partisiz herkesin takdir ettiği, insanların güven duyduğu bir siyasetçi olmak istiyorum. Bu doğrultuda çalışmaya devam edeceğim. Ben bu memlekete hizmet etmekle mükellef olduğumu düşünüyorum. Allah bize hizmet etme fırsatı verirse bunu bir gün, bir ay, bir yıl veya daha uzun bir süre için de aynı anlayışla yapmaya çalışırım.
Benim istediğim, kendisini ve evlatlarını zengin eden bir siyasetçi olmak değil; yaşadığı ili, büyüdüğü toprakları zenginleştiren bir siyasetçi olarak anılmak.
İnsanların güvenini kazanmak kolay değil. Bu güveni kaybetmemek için de samimi olmak ve söylediğiniz sözlerin arkasında durmak zorundasınız. Bize inanan insanları mahcup edecek bir duruma düşmek istemiyorum.
Benim anlayışımda insanın temel ihtiyaçları, huzuru ve ailesiyle kurduğu hayat çok önemli. En zengin insanın evinde de en fakir insanın evinde de bir lokma ekmek var. Bir evde imkânlar daha geniş olabilir, diğerinde daha sınırlı olabilir. Ancak insanın huzuru, ailesiyle birlikte yaşadığı mutluluk ve emeğinin karşılığını alması çok kıymetli.
Afyonkarahisar'a hizmet etmek için çalışmaya devam edeceğim. Partili veya partisiz, herkesin takdirini kazanmak istiyorum.
Şunu da açıkça söylüyorum: Bir vatandaşa, “Partinden istifa et, senin işini görelim” denilmesini doğru bulmuyorum. Bana böyle bir örnek getirilirse, ben de aynı anlayışla hareket ederim. Geçmişte benim desteklediğim bir yerde bir partilime başka bir siyasi yapıdan istifa etmesi karşılığında işinin görüleceği söylenmişti. O arkadaşımız bana geldiğinde, ekmeğe ihtiyacı olduğu için kendisine istifa etmesini söyledim. Çünkü vatandaşın geçimi, siyasi aidiyetinin önünde tutulmalıdır. İnsanların ekmeği üzerinden siyaset yapılmasını doğru bulmuyorum. Benim bütün çabam, Afyonkarahisar'a hizmet etmek ve insanların güvenini boşa çıkarmamaktır.
Bakmadan Geçme


