Okullarda Yeni Dönem: 7 Basamaklı Okul Güvenliği Kalkanı Başlıyor
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, çocukları dijital radikalleşme, çeteleşme ve şiddet kültüründen korumak amacıyla risk analizi, psikososyal destek ve erken uyarı sistemlerini içeren '7 Basamaklı Okul Güvenliği Kalkanı' modelini hayata geçireceklerini açıkladı.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Al Jazeera'ye gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“TÜRKİYE GENELİNDE SOKAK HAYVANLARININ YÜZDE 82’Sİ TOPLANDI”
Türkiye genelinde yüzde 82 seviyesinde sokak hayvanlarının toplandığını kaydeden Bakan Çiftçi, sorunun uluslararası normlara uygun kalıcı bir çözüme kavuşacağını belirtti. Bakan Çiftçi, "Sahipsiz sokak hayvanlarından kaynaklanan saldırılar, trafik kazaları, yaralanmalar, can ve mal kayıpları yanında ciddi halk sağlığı riskleri de bulunmaktadır. Başta kuduz olmak üzere insanlara bulaşabilen çok sayıda zoonoz hastalıkla mücadele için büyük bir emek ve kaynak kullanılmaktadır. Bu nedenle insanımızı koruyan, hayvan sağlığı ve refahını da gözeten kalıcı bir sistem kurmak zorundayız. Bu amaçla 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nda 2 Ağustos 2024 tarihinde önemli bir değişikliğe gidildi. ‘Yakala, kısırlaştır, yerine bırak' uygulamasının yerine, sahipsiz sokak köpeklerinin toplanması, aşılanması, kısırlaştırılması, tedavi edilmesi ve doğal yaşam alanlarında bakım ve beslenmelerinin sağlanması esas alındı. İçişleri Bakanlığı olarak Valilerimizin koordinasyonunda bu süreci yakından takip ediyoruz. İl Özel İdarelerinin bulunduğu 51 ilimizde çalışmalarda sona gelinmiş, sahipsiz sokak köpeklerinin tamamı toplanmış, ihbarlar üzerinden takip süreci devam etmektedir" diye konuştu.
“HEDEFİMİZ NETTİR; ÇOCUKLARIMIZ SOKAKTA KORKMADAN YÜRÜSÜN”
30 büyükşehirde valilik koordinasyonunda, büyükşehir ve ilçe belediyelerin çalışmalarıyla bakımevi ve doğal yaşam alanı dışında kalan sokak köpeklerinin yüzde 73'ü toplandığını ifade eden Çiftçi, "Türkiye genelinde toplama işleminde yüzde 82 seviyesine ulaşılmış, 61 ilimizde çalışmalar tamamlanmış, kalan illerimizde süreç aralıksız sürmektedir. Bu sürecin bakım ve beslenme boyutunda da önemli bir model kurduk. Muhterem Hanımefendi Emine Erdoğan'ın himayelerinde başlayan ve dünyaya örnek olan ‘Sıfır Atık' anlayışı doğrultusunda, tüm illerimizde gıda atıklarından besin üretim üniteleri kuruldu. Bugün günlük 60 ton gıda atığından yaklaşık 30 ton köpek besini üretilmektedir. Bu konuda hedefimiz nettir; çocuklarımız sokakta korkmadan yürüsün. Ailelerimiz evlatlarını okula endişe duymadan göndersin. Şehirlerimizde güvenlik, sağlık, merhamet ve düzen aynı anda tesis edilsin. Bu konuda vatandaşlarımızı müsterih olsun, valiliklerimiz, belediyelerimiz ve ilgili tüm kurumlarımızla bu süreci kararlılıkla sürdüreceğiz. Hem insanımızın can güvenliğini sağlayacak hem de hayvan sağlığı ve refahını uluslararası normlara uygun bir sistem içinde koruyacak kalıcı çözümü hayata geçireceğiz" şeklinde konuştu.
“ÇAKARLI ARAÇLAR MESELESİ, VATANDAŞLARIMIZIN ADALET DUYGUSUNA DOĞRUDAN TEMAS EDEN BİR KONUDUR”
Çakar denetimine yönelik yüzde 360 artış yaşandığını açıklayan Bakan Çiftçi, şunları kaydetti: “Çakarlı araçlar meselesi, vatandaşlarımızın adalet duygusuna doğrudan temas eden bir konudur. Işıklı ve sesli uyarı cihazları, kamu görevinin gerektirdiği zorunlu haller için vardır. Bu imkanın trafikte ayrıcalık, kişisel konfor ya da statü göstergesi gibi kullanılması kamu vicdanını rahatsız ediyor. Devletin sağladığı her imkân bir emanettir. Kamu adına kullanılan hiçbir yetki, milletimizin hukuk ve hakkaniyet beklentisinin önüne geçemez. Bu nedenle çakarlı araçlar ve koruma hizmetleri konusunda daha disiplinli, daha ölçülü ve daha denetlenebilir bir uygulama düzeni üzerinde çalışıyoruz. Bu alanda hem mevzuat hem denetim boyutunda önemli adımlar atıldı. Karayolları Trafik Kanunu'nda 30 Kasım 2024 tarihinde yapılan değişiklikle, mevzuatta izin verilmeyen araçlara ışıklı veya sesli uyarı cihazı takılması ve kullanılması hâlinde yaptırımlar ağırlaştırıldı ve kademelendirildi. Bugün bu ihlali yapanlara 173 bin 392 lira idari para cezası uygulanıyor. Sürücü belgesi 30 gün süreyle geri alınıyor, araç 30 gün süreyle trafikten men ediliyor. Aynı ihlalin bir yıl içinde iki veya daha fazla kez tekrarlanması hâlinde ceza 346 bin 785 liraya çıkıyor. Bu durumda sürücü belgesi 60 gün süreyle geri alınıyor, araç da 60 gün süreyle trafikten men ediliyor. Ayrıca usulsüz takılan cihazlar sökülerek mülkiyeti kamuya geçiriliyor.”
“DENETİM ARTTIKÇA SUİSTİMAL ALANI DARALIYOR”
Denetimlerde de çok yönlü bir sistem yürütüldüğünü ifaden Çiftçi, "Sabit trafik denetimleri yapılıyor. Ekiplerimiz seyir halinde de bu araçları kontrol ediyor. Sabit güvenlik kameralarından yararlanılıyor. Sosyal medyaya yansıyan görüntüler de takip edilerek gerekli işlemler uygulanıyor. Trafik ekiplerimiz, araç tescil plakası üzerinden PolNet sistemiyle aracın çakar kullanma yetkisini kontrol ediyor. Rakamlar da sahadaki etkinliği gösteriyor. Düzenleme öncesi döneme kıyasla denetlenen araç sayısında yüzde 360 artış sağlandı. Buna karşılık çakar kullanımına ilişkin cezai işlemlerde yüzde 87,9 oranında azalma yaşandı. Denetim arttıkça suistimal alanı daralıyor" şeklinde konuştu.
“KORUMA HİZMETİ, RİSK ANALİZİNE GÖRE YÜRÜTÜLEN CİDDİ BİR KAMU GÖREVİDİR”
Koruma ekiplerinin konusunun da aynı hassasiyetin geçerli olduğunu söyleyen Bakan Çiftçi, "Koruma hizmeti, güvenlik ihtiyacı, görev hassasiyeti ve risk analizine göre yürütülen ciddi bir kamu görevidir. Bu hizmetin ölçülü, denetlenebilir ve amacına uygun şekilde yürütülmesi için gerekli değerlendirmeler titizlikle yapılmaktadır. Vatandaşımız trafikte kamu gücünün bir ayrıcalık görüntüsüne dönüşmesini istemiyor. Biz de bu hassasiyeti önemsiyoruz. Kamu imkânlarının yerinde, ölçülü ve hukuka uygun kullanıldığı; suistimale alan bırakmayan, denetimi güçlü bir uygulama düzenini kararlılıkla sürdüreceğiz" açıklamasında bulundu.
“VATANDAŞLARIMIZIN CAN GÜVENLİĞİNİ HEDEF ALAN HİÇBİR TERÖR YAPILANMASINA ALAN BIRAKMAYIZ”
Saldırganlardan ölü olarak ele geçirilen şahsın, Ocak 2019'da Kocaeli'de DEAŞ terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonda yakalanarak tutuklandığı, Mayıs 2019'da ise tahliye edildiğinin bilindiğini ifade eden Çiftçi, şunları kaydetti:"Dolayısıyla güvenlik birimlerimiz olayın tüm bağlantılarını, geçmiş irtibatlarını ve radikalleşme sürecini adli makamlarımızla koordinasyon içinde titizlikle incelemiştir. DEAŞ başta olmak üzere dini istismar eden terör örgütleriyle mücadele, Türkiye'nin terörle mücadele konseptinde sürekli takip edilen başlıklardan biridir. Bu örgütler bazen hücre yapılanmalarıyla, bazen de propagandalarından etkilenerek bireysel biçimde radikalleşen şahıslar üzerinden eylem arayışına girebilmektedir. Biz hem hücre yapılanmalarını hem finans ve propaganda ağlarını hem de bireysel radikalleşme süreçlerini yakından takip ediyoruz. 2025 yılından bu yana başta DEAŞ olmak üzere dini istismar eden terör örgütlerine yönelik operasyonlarımızla 16 sansasyonel eylem girişimi engellenmiştir. Bu, güvenlik birimlerimizin sahadaki dikkatini, istihbarat kapasitesini ve önleyici güvenlik anlayışını gösteren önemli bir veridir. 2026 yılının 1 Ocak-30 Nisan döneminde dini istismar eden terör örgütlerine yönelik 951 operasyon gerçekleştirilmiş, bin 701 kişi gözaltına alınmış, 372 kişi tutuklanmış, 429 kişi hakkında adli kontrol kararı verilmiştir. Aynı dönemde 1 terörist ölü, 63 terörist sağ veya yaralı olmak üzere toplam 64 terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Türkiye bir hukuk devletidir. Suç teşkil eden her eylemle, terör bağlantılı her yapı ve her kişiyle kanunlarımız çerçevesinde mücadele ederiz. DEAŞ, PKK, FETÖ ya da hangi adla olursa olsun, şehirlerimizin huzurunu, vatandaşlarımızın can güvenliğini ve ülkemizin kamu düzenini hedef alan hiçbir terör yapılanmasına alan bırakmayız. Bu mücadele hem operasyonel düzeyde hem de radikalleşmeyi önleyici çalışmalarla kararlılıkla sürmektedir. Güvenlik birimlerimiz, adli makamlarımızla koordinasyon içinde, tehdidi eyleme dönüşmeden tespit eden ve bertaraf eden bir anlayışla görev yapmaya devam etmektedir."
“2026 YILINI SOKAK ÇETELERİ VE UYUŞTURUCU KAÇAKÇILIĞIYLA MÜCADELEDE ÖZEL BİR SEFERBERLİK YILI OLARAK ELE ALIYORUZ”
Bu yılın ilk beş ayında 21 bin 38 uyuşturucu operasyonu gerçekleştiğini açıklayan Bakan Çiftçi, "2026 yılını sokak çeteleri ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede özel bir seferberlik yılı olarak ele alıyoruz. Çünkü sokak çeteleri de uyuşturucu organizasyonları da yalnızca asayiş başlığı değildir. Bu yapılar gençlerimizin geleceğini, aile huzurunu, mahalle güvenliğini, şehirlerimizin düzenini ve toplum sağlığını hedef alan suç şebekeleridir. Özellikle uyuşturucu, bugün birçok suçun beslendiği ana damarlardan biridir. Terörün finansmanından organize suç yapılarına, sokak şiddetinden kara para aklamaya kadar geniş bir suç ekonomisini besleyen karanlık bir alandan söz ediyoruz. Bu nedenle mücadelemizi sadece sokakta satış yapan şahıslara yönelik yürütmüyoruz. Üretim, sevkiyat, depolama, dağıtım, finans, uluslararası bağlantılar, sosyal medya propagandası ve dijital iletişim ağlarının tamamını hedef alan bütüncül bir güvenlik konsepti uyguluyoruz" dedi.
“RAKAMLAR MÜCADELENİN SAHADA KESİNTİSİZ SÜRDÜĞÜNÜ GÖSTERMEKTEDİR”
Sokak çeteleriyle mücadelede özellikle sosyal medya üzerinden suç örgütlerini öven, destekleyen veya propagandasını yapan hesaplara karşı da etkili bir çalışma yürütüldüğünü ifade eden Çiftçi, "Bugüne kadar toplam 10 bin sosyal medya hesabına erişim engeli getirilmiştir. Ayrıca Telegram üzerinden yapılan ‘tetikçi' paylaşımları ve silahlı paylaşımlar da yakından takip edilmektedir. 15 Ocak 2026'da 64 ilde yapılan çalışmalarda 341 yetişkin şahıs gözaltına alınmış, 51 suça sürüklenen çocuk hakkında önleyici tedbir uygulanmıştır. 25 Mart 2026'da 59 ilde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonda ise 376 şüpheli gözaltına alınmış, 49'u tutuklanmıştır. Bu operasyonlarda çok sayıda uzun namlulu silah, tabanca, av tüfeği, fişek ve sentetik hap ele geçirilmiştir. Organize suçlarla mücadelede de sahada güçlü bir tablo var. 2026 yılı 21 Mayıs itibarıyla 867 operasyon yapılmış, 6 bin 142 şüpheli yakalanmış, 2 bin 882 kişi tutuklanmış, bin 377 kişi hakkında adli kontrol uygulanmıştır. Bu rakamlar, sokak çetelerine ve organize suç yapılanmalarına karşı mücadelenin sadece söylem düzeyinde kalmadığını, sahada kesintisiz sürdüğünü göstermektedir" ifadelerini kullandı.
“BU MÜCADELE SADECE ULUSAL SINIRLAR İÇİNDE YÜRÜTÜLEBİLECEK BİR MÜCADELE OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR”
Bakan Çiftçi, uyuşturucu suçlarıyla mücadelede ise emniyetin ve jandarmanın 2026 yılı 22 Mayıs itibarıyla yürüttüğü çalışmalarda 21 bin 38 operasyon gerçekleştirildiğini, 35 bin 757 kişinin gözaltına alındığını ve 18 bin 217 kişinin tutuklandığını ve 6 bin 604 kişi hakkında adli kontrol kararı verildiğini söyledi. Bakan Çiftçi, "Aynı dönemde 19,8 ton uyuşturucu madde ve 63 milyon adet uyuşturucu hap ve madde ele geçirilmiştir. Bu mücadele artık sadece ulusal sınırlar içinde yürütülebilecek bir mücadele olmaktan çıkmıştır. Uyuşturucu suç örgütleri sınır aşan, dijitalleşen, finansal ağlar kuran, farklı ülkelerde elebaşları ve lojistik hatları bulunan yapılardır. Bu nedenle uluslararası iş birliği bizim için bir tercih değil, zorunluluktur. Komşu ülkelerle, INTERPOL, EUROPOL, MASAK ve ilgili güvenlik birimleriyle yakın koordinasyon içinde çalışıyoruz. Bu kapsamda Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığımız koordinesinde, MASAK ve uluslararası iş birliğiyle Leijdekers, Comanchero, Kafes-44, Kuyu-4, Argay, Orkinos-Bulut 1-2, Abdo-Kasap-Cinkitaş, United-S ve Armorum operasyonları gerçekleştirilmiştir" diye konuştu.
“TÜRKİYE, ULUSAL VE ULUSLARARASI ALANDA MÜCADELEYİ BÜTÜN GÜCÜYLE SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEKTİR”
Yurt dışında bulunan firari suçluların Türkiye'ye iadesi konusunda INTERPOL-EUROPOL Daire Başkanlığıyla birlikte yoğun bir çalışma yürütüldüğünü ifade eden Çiftçi, şu ifadeleri kullandı: "18 farklı ülkede yürütülen soruşturmalar kapsamında 10 uluslararası operasyonda 123 ton ve 3,5 milyon adet uyuşturucu maddeyle bağlantılı 22 uluslararası suç örgütü çökertilmiştir. Bu operasyonlar sonucunda 681 şüpheli gözaltına alınmış, 524'ü tutuklanmış, 160 kişi adli kontrolle serbest bırakılmıştır. Ayrıca suçtan elde edildiği değerlendirilen 73 milyar lira, yani yaklaşık 2,2 milyar dolar değerinde mal varlığına el konulmuştur. Bunlar arasında 2 bin 295 taşınmaz, 711 lüks araç, BİN 765 banka hesabı, 101 kilogram altın ve 104 ateşli silah bulunmaktadır. Yurt dışında bulunan firari suçluların ülkemize iadesi konusunda da INTERPOL-EUROPOL Daire Başkanlığımızla birlikte yoğun bir çalışma yürütülmektedir. 2020 yılından bu yana 16 ülkeden, 16'sı örgüt lideri olmak üzere toplam 73 şahıs Türkiye'ye iade edilmiştir. Mesajımız çok net: Sokaklarımız çetelere, gençlerimiz zehir tacirlerine, şehirlerimiz organize suç örgütlerine bırakılmayacak. Kim hangi ülkede saklanırsa saklansın, hangi dijital ağı kullanırsa kullansın, hangi finans kanalına yaslanırsa yaslansın, devletimizin nefesi ensesinde olacaktır. Türkiye, ulusal ve uluslararası alanda bu mücadeleyi bütün gücüyle sürdürmeye devam edecektir."
“TÜRKİYE BUGÜN, ÇOCUKLARIMIZI MERKEZE ALAN YENİ NESİL BİR İÇ GÜVENLİK PARADİGMASINA GEÇMEKTEDİR”
Bakan Çiftçi, "Dünya değişiyor, tehdit değişiyor, suçun biçimi değişiyor. Devletlerin güvenlik anlayışları da bu değişime uygun şekilde kendini yenilemek zorunda. Türkiye bugün, özellikle çocuklarımızı merkeze alan yeni nesil bir iç güvenlik paradigmasına geçmektedir. Artık yalnızca suç işlendikten sonra müdahale eden bir anlayışla hareket etmiyoruz. Asıl mesele, riski önceden görmek, toplumsal kırılmaları erkenden fark etmek ve çocuklarımızı suça sürüklenmeden koruyabilmektir. Çünkü hiçbir çocuk bir sabah ansızın suçun içine düşmez. Her suç hikayesinin arkasında çoğu zaman aileden okula, dijital dünyadan akran çevresine uzanan uzun bir kırılma zinciri vardır" şeklinde konuştu.
“ÇOCUK SUÇLULUĞUNU SADECE ASAYİŞ MESELESİ OLARAK ELE ALDIĞINIZDA ELİNİZDE CEZA KALIR”
Suça sürüklenen çocuk kavramından bahseden Bakan Çiftçi, "Hukukumuzda ‘suça sürüklenen çocuk' diye çok önemli bir kavram var. Bu kavram, çocuğa yalnızca suçun faili olarak bakmaz. Onu aynı zamanda korunması gereken bir çocuk, toplumun ihmal ettiği bir emanet olarak görür. Bu, bir kelime tercihi olmaktan öte bir devlet anlayışıdır. Çocuk suçluluğunu sadece asayiş meselesi olarak ele aldığınızda elinizde ceza kalır. Bunu bir koruma meselesi olarak ele aldığınızda aileyi, okulu, rehberliği, sosyal hizmetleri, sağlığı, güvenliği ve toplumu aynı masaya oturtursunuz. Bizim tercihimiz bu ikinci yoldur. Bugün çocuklarımızı risk altına sokan temel kırılma alanlarını çok iyi görüyoruz. Dağılan aile yapısı, okul terkleri, akran zorbalığı, denetimsiz dijital platformlar, sosyal medyada şiddetin statü göstergesi hâline getirilmesi, kolay para ve kolay şöhret yalanı gençlerimizi tehdit eden başlıca alanlardır. Bir çocuğun en tehlikeli buluşma noktası artık yalnızca karanlık bir sokakla sınırlı kalmıyor; denetimsiz bir dijital platform da aynı derecede risk taşıyabiliyor" dedi.
“‘7 BASAMAKLI OKUL GÜVENLİĞİ KALKANI' ANLAYIŞINI HAYATA GEÇİRİYORUZ”
Çocukları sadece sokaktaki tehditlerden korumakla yetinmediklerini vurgulayan Bakan Çiftçi, "Onları dijital radikalleşmeden, çeteleşmeden, şiddet kültüründen, yalnızlıktan, umutsuzluktan ve suç örgütlerinin sahte cazibesinden korumak istiyoruz. Bu ülkenin çocukları suç örgütlerinin, uyuşturucunun ve dijital çetelerin ağına düşmeyecek. Onlar emeğin, vicdanın, bilimin, inancın ve umudun çocukları olacak. Bu anlayışla okul güvenliğini de yeniden ele alıyoruz. Okulu bir garnizon gibi görmüyoruz. Amacımız, çocuklarımızın güven içinde büyüdüğü sağlıklı bir okul iklimini güçlendirmektir. Güvenli okul sadece kamera, devriye veya kapıdaki tedbirle sağlanmaz. Güçlü rehberlik, psikolojik destek, aile koordinasyonu, dijital farkındalık ve davranışsal erken uyarı sistemi de bu işin ayrılmaz parçalarıdır. Bu çerçevede ‘7 Basamaklı Okul Güvenliği Kalkanı' anlayışını hayata geçiriyoruz. Risk ve tehdit analizi, fiziki güvenlik, davranışsal erken uyarı, psikososyal destek, rehberlik-güvenlik koordinasyonu, kurumlar arası iş birliği ve kriz farkındalığı eğitimi bu modelin ana başlıklarını oluşturuyor" sözlerini söyledi.
“TÜRKİYE'DE HİÇBİR ÇOCUK KORKUYLA BÜYÜMEYECEK”
Çocukları korumak konusunda ailelere büyük iş düştüğüne dikkati çeken Çiftçi, şunları kaydetti: “Yani çocuklarımızın etrafına sadece fiziki bir güvenlik çemberi kurmuyoruz; psikolojik, dijital ve toplumsal bir güvenlik kalkanı da oluşturuyoruz. Milli Eğitim Bakanlığımızla, ailelerle, okul yönetimleriyle, rehberlik birimleriyle, kolluk kuvvetlerimizle ve ilgili bütün kurumlarımızla koordinasyon içinde çalışıyoruz. Tehdit dili kullanan, zorbalık eğilimi gösteren, dışlanma ve kırılma sinyali veren çocuklarımızın erken fark edilmesini önemsiyoruz. Devlet çocuktan önce görmeli, aile çocuktan önce hissetmeli, okul çocuktan önce tedbir almalıdır. Burada ailelerimize de büyük görev düşüyor. Dışarıya yalnız göndermedikleri çocuklarını, dijital dünyada da yalnız bırakmamalılar. Bugün bir çocuğu sanal âlemde başıboş bırakmak, bazen onu sokakta yalnız bırakmaktan daha büyük riskler doğurabiliyor. Güvenli okul kadar güvenli aile iklimi de hayati önemdedir. Biz bu nesli kaybetmeyeceğiz. Türkiye'de hiçbir çocuk korkuyla büyümeyecek. Hiçbir genç kolay suçun, kolay paranın ve şiddetin cazibesine teslim edilmeyecek. Suçla mücadele kadar, suça giden yolu kesmek de güvenlik politikamızın temel parçasıdır. İçişleri Bakanlığı olarak "yeni güvenlik paradigmamızda" suçla mücadele eden bir yapı tesis etmenin çok ötesinde; şiddeti üreten sosyal zemini dönüştüren, riski önceden yöneten, çocuklarını koruyan yeni nesil bir güvenlik modelini hayata geçiren bir yöntemi benimsiyoruz. Biz bu ülkenin çocuklarını korkuya teslim etmeyeceğiz. Onları güvenin, umudun ve güçlü yarınların ikliminde büyüteceğiz."