Afyonkarahisar’da son yıllarda sıkça karşılaştığımız bir uygulama var: sigara denetimleri. Kağıt üzerinde bakıldığında son derece yerinde, hatta gecikmiş bir kamu sağlığı refleksi. Neticede hepimiz biliyoruz ki tütün ürünleri sağlığa zararlı ve kapalı alanlarda kullanımının yasaklanması da bu yüzden yürürlükte.
Ancak iş uygulamaya gelince, ortaya öyle manzaralar çıkıyor ki insan ister istemez “Bu denetim kimin için?” diye sormadan edemiyor.
Geçtiğimiz Cuma günü, yani 24 Nisan 2026 saat 16:30 sularında, 2. Dumlupınar Caddesi üzerindeki bir kafede oturuyordum. Çayımızı söyledik, sohbet başladı, sigaralar yakıldı. Henüz birkaç dakika geçmişti ki garson yanımıza geldi ve gayet nazik bir şekilde, “Küllükleri almak zorundayım, denetim var” dedi.
Şimdi burada bir durup düşünmek gerekiyor.
Denetim var… ama kim biliyor?
Biz müşteriler olarak bilmiyoruz. Ama işletme biliyor. Hatta sadece bir işletme değil, bölgedeki neredeyse tüm kafeler biliyor. Çünkü aynı gün Yeşilyol civarındaki birkaç kafeye uğradığımda da aynı cümleyi duydum: “Şu an denetim var, sigara içemezsiniz.”
Daha ilginci şu: Ortada henüz yapılmış bir denetim yok. Ama yapılacağı bilgisi çoktan servis edilmiş.
Hal böyle olunca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bu bir denetim mi, yoksa önceden haber verilmiş bir prova mı?
İşin bir de “yaratıcı çözüm” tarafı var.
Yine şehir merkezinde oldukça bilinen bir kafede otururken dikkatimi çekti: Küllük yok, onun yerine küçük kağıt bardaklar var. İçlerinde biraz su, üstlerinde sigara külleri…
Sebebini sordum.
Aldığım cevap, adeta bürokratik zekânın sahaya yansımasıydı:
“Denetimde ceza yedik. Ama görevliler bir yol söyledi. Küllük olursa işletmeye ceza yazılıyor. Ama bardak olursa, sigarayı içen kişiye bireysel ceza kesiliyormuş.”
Üstelik bununla da kalmıyor. Senaryo hazır:
“Denetimde ‘Müşteri bizden su istedi, biz de verdik. Sigarayı kendi yaktı, bardağı da kendi kullandı’ dersiniz.”
Yani artık mesele sigara içilip içilmemesi değil; kimin ceza yiyeceğinin stratejik olarak belirlenmesi.
Oysa mevzuat son derece açık.
4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun’a göre kapalı alanlarda sigara içilmesi yasak. İşletmelerin de bu yasağı uygulamakla yükümlü olduğu açıkça belirtiliyor. Küllük bulundurmak, yasağa aykırı davranışın teşviki sayılabiliyor ve işletmeye idari para cezası uygulanabiliyor.
Ama gelin görün ki sahada işler biraz daha “yaratıcı” ilerliyor.
Küllük yoksa sorun yok.
Bardak varsa sorumluluk müşteride.
Denetim varsa önceden haber var.
Bu durumda yasa kitapta kalıyor, uygulama ise adeta sözlü gelenekle ilerliyor.
Şimdi kimseyi zan altında bırakmak istemem. Belki bu bir sistem sorunudur, belki birkaç kişinin inisiyatifidir. Ama ortada bir gerçek var:
Denetim, habersiz yapılmadıkça denetim değildir.
Eğer denetlenecek yerler önceden uyarılıyorsa, bu bir kontrol mekanizması değil, bir “hazırlık süreci” olur. Ve böyle bir süreçten de ne caydırıcılık çıkar ne de kamu sağlığına gerçek bir katkı.
Bir de işin vatandaş boyutu var.
Ben o gün sigara içtim mi? Evet içtim.
Ama bulunduğum masada küllük vardı.
Hiç kimse “Burada sigara içilmez” demedi.
Vatandaş neye göre hareket edecek? Masada küllük varsa “serbest” mi diyecek, yoksa mevzuatı ezberleyip mi gezecek?
Kısacası, ortada sadece duman değil, ciddi bir belirsizlik de var.
Son söz niyetine:
Eğer sigara denetimleri gerçekten yapılacaksa, bunun yolu belli:
Habersiz, tarafsız ve tavizsiz.
Aksi halde bu iş, “denetim var, küllükleri kaldırın” cümlesinden öteye geçemez.
Ve biz de çaylarımızı yudumlarken sadece sigaranın değil, sistemin de dumanını izlemeye devam ederiz.
Not: Bu yazının amacı sigara kullanımını özendirmek değil, kamu sağlığını doğrudan ilgilendiren bir konuda uygulamadaki aksaklıklara dikkat çekmektir.
