İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Afrika'da Bizden Bir Ülke Tunus -I-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Afrika, Arap ülkeleri, özellikle de kısa veya uzun süreli Osmanlı egemenliği altında kalmış olan kuzey Afrika ülkeleri, benim her zaman ilgimi çeken ülkeler olmuştu. Bunlardan Irak, Mısır ve Libya’yı gönlümce gezip görebilme olanağını bulmuştum. Yıllar önce bir Tunus seyahati olanağı doğmuş, ama çeşitli nedenlerle gidememiştim. Nihayet 11-21 Kasım 2010 tarihlerinde  on günlük bir Tunus seyahati yapabilme imkânına kavuşmuştum.
    Kurban Bayramı, 2010 yılında 9 günlük bir tatil yapabilme olanağı yaratmıştı. Böylesi durumlarda özellikle Ankara boşalıyor, herkes bir yerlere giderek tatil yapıyordu. Ben de uygun şartlarla on günlük bir tatil planlamıştım. 11 Kasım 2010 sabahı Ankara’dan İstanbul’a, oradan da Tunus hava yolları ile, 2,5 saatlik bir uçuşla Tunus’un Kartaca hava alanına ulaşmıştım. 
    Konaklayacağımız Hammamed, başkente 80 km. uzakta idi. Tahsis edilen araç ve rehber Ela hanımla birlikte Hammamed’e giderek, Regency oteline yerleşmiştik.    

    HAMMAMED
    Otelimizin bulunduğu Hammamed yeni bir şehirdi ve birkaç önemli bölgeden oluşuyordu. Biz en yeni semt olan Jasmine Hammamed’te kalıyorduk. Semtin de en modern kısmı Jasmine idi. Şehrin eski bölümü, Osmanlı imparatorluğu döneminden kalan Medine idi ve burada o dönemden kalan kale surları vardı. Marina yakınında oteller, restoranlar, cafeler doluydu. Kısacası Hammamed yepyeni bir turizm kentiydi. Güvenlik önlemleri vardı ve polisin otoritesi de gözle görülür haldeydi. 
    Bu modern mimari anlayışıyla oluşturulan yeni kentte, şehircilik anlayışı da iyiydi. Belediye hizmetleri de hemen hemen kusursuzdu. Esasen Tunus’un ekonomisi bütünüyle turizme dayalıydı. Marina’da yüzlerce yat demirlemişti. Bunların Avrupalı sahipleri zaman zaman Hammamed’e gelerek döviz bırakıyorlardı… Paytonlar, lokantalar, el işi turistik eşya satanlar, elde satış yapanlar…
    Jasmine Hammamd’teki tek eski yapı, “Osmanlı Kalesi” idi. Medine adlı mahallin içerisindeki kalede turistik eşya satan dükkânlarla birlikte restoran ve cafeler bulunuyordu. 
     Tüm restoranların görebileceği merkezi bir alanda kurulan sahnede akşamları konserler düzenleniyordu. Kalenin içerisindeki bir yapıyı da “Kongre Merkezi” yapmışlardı ve burada çeşitli konularda toplantılar düzenleniyordu.
    Aslında Hammamed çok geniş bir alana yayılıyordu. Yukarıda değindiğim gibi bizim konakladığımız yer Jasmine Hammamed’di ve burası, Jasmine ve Medine olmak üzere iki kesime ayrılıyordu. Hammamed’in öte yakasında ise “Sud Hammamed” ve “Nord Hammamed” adlı bölgelerdi. Asıl yerleşim birimleri ve Araplar bu bölgelerde yaşıyorlardı.

    NABEUL (NEBİL)
    Hammamed’e en yakın Tunus kenti Nabeul’du. Burası Tunus’un eski başkentiydi. Tam bir Arap kenti olan Nabeul tipik Arap alış veriş kenti görünümündeydi. Bu kente taksiyle gidilebileceği gibi, dolmuş minibüsler de vardı.  Tanışıp ahbap olduğumuz Samir’in taksisiyle Nabeul’a 24 dinara gidip gelmiştik. Dükkânlarda kıyasıya pazarlık yapılmalıydı. Zira bir şeyin fiyatı sorulduğunda çok yüksek bir fiyat talep ediyorlardı. Biz sıkı bir pazarlık sonunda önce 35 dinar istedikleri bir çantayı 10 dinara almıştık.
    Bir çayhaneye oturup, şekerle çayın birlikte kaynatılarak elde edilen nane katılmış çay içmiştik. 
    Nabeul’dan Hammamed’e döndükten sonra Jasmine gitmiş; turistik bir tur aracıyla şehir turu yapmış, yine aynı araçla otele dönmüştük. Zira bu araç, Hammamed içerisinde geniş bir tur atıyordu. O arada Osmanlı Kalesi önündeki bir cafede oturup, bir de dinlenme kahvesi içmiştik. 
    Sonraki günlerde, Nebil’e tekrar gitmiştik. Medine pazarında dolaşırken kadınların, özellikle de genç kızların Avrupai tarzda giyinmekte oldukları dikkatimizi çekmişti. Tabii az da olsa türban takanlar da vardı. Ama belli olan şey, kadının Tunus’ta hayli özgür oluşuydu.
    Nebil’in sahil kesimindeki turistik bölgesini araç içerisinde, kuşbakışı seyretmiştik. Yollar mükemmeldi. İrili ufaklı çok sayıda oteller vardı. Burada cumhurbaşkanına ait bir yazlık dinlenme mekânı bulunuyordu. 
    Seyahatimiz boyunca Nebil’e üç kez gitmiştik, ama bu gidişler ana yoldan olmuştu. Son gidişimizde, dönüşümüzü Hammamed’in merkezinden yapmıştık. Hammamed’in en güzel bölgesinin burası olduğunu, hayranlıkla müşahade etmiştik. Ne yazık ki bu saptamamız seyahatimizin son gününde olmuştu!... Nitekim ertesi sabah tekrar gelip, denizi zevkle temaşa eylemiş; kale içindeki turistik öte beri satan dükkanları dolaşmış, bir şeyler satın almıştık.

HABİB BURGİBA’NIN KENTİ MONASTIR
    Hammamed’teki satıcı ve taksici Araplar, Türkiyeli Türk olduğumu öğrenince sempatiyle davranıyor ve daha uygun fiyatlar talep ediyorlardı. Tanıştığım taksici biraderler,  araç kirası, şoför ücreti ve benzin gideri olarak 100 euro talep ederek, bir tam gün  için bize bir otomobil tahsis etmişlerdi. Amacım Tunus Cumhuriyeti’nin kurucusu Habib Burgiba’nın doğum yeri ve anıt mezarının bulunduğu Monastır kentine gidip gelmekti.
    Düzgün ve güzel bir otobanda yol alarak, Sousse ‘u geçmiş ve Monastır’a ulaşmıştık. Burası gelişmiş, çok güzel bir şehirdi. Habib Burgiba burada doğmuş, vasiyeti üzerine ölümünde de buraya getirilip defnedilmişti. Vefakar Tunuslu’lar, onun için bir anıt mezar inşaa ettirmişlerdi. Şehrin hava alanı da onun adını taşıyordu. Avrupai anlamda düzenlenen şehrin görkemli bir marinası ve sahil boyunca yükselen modern binalar vardı. Burgiba’nın yakınları da söz konusu anıt mezara defnediliyorlardı.
    Mozoleyi ziyaret edip, merhum Burgiba’nın manevi huzurunda saygı duruşunda bulunmuştuk. Zira ben Habib Burgiba’yı çok severdim. Çünkü o da bizi, Türkler’i severdi ve onun ilham kaynağı Atatürk ve ilkeleriydi. Nitekim verdiği demeçlerde Atatürk’ü örnek almış olduğunu söylerdi. Örneğin 1965 yılında, Cumhuriyet gazetesi muhabirine verdiği demeçte şöyle demişti: “ Sakarya Savaşı, Sakarya Zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hatırası olmuştur. 0 zamanlar kendi kendime diyordum: Acaba ben de ulusumu böylesine seferber edemez miyim, onun ruhuna bu kurtarıcı hamleyi, bu dizgin tanımaz ihtirası aşılayamaz mıyım?”
    Tunus bayrağının, Türkiye Cumhuriyeti bayrağına çok benzemekte olduğunu da burada kaydetmeliyim.
    Burgiba, asker kökenli bir babanın 8 evladının sonuncusu olarak, 3 Ağustos 1902 tarihinde doğmuştu. Sorbonne’da hukuk tahsili yapmış, Tunus’a dönünce avukatlık yapmaya başlamıştı. Milliyetçi arkadaşlarıyla birlikte Yeni Düstur partisini kurmuş, önce genel sekreter sonra da genel başkan olarak partisini yönetmişti. Emperyalist Fransa yönetimi, duygu ve düşüncelerini halka yaymaya çalışan Burgiba’yı 11 yıl süreyle hapishanelere kapatmıştı!... Sonra bir yolunu bularak kaçmış, 1949 eylülünde memleketine dönmüş, siyasal faaliyetlere devam etmişti. Neticede Fransızlar pes ederek, krallığın lağvına ve bağımsız Tunus Cumhuriyeti’nin kurulmasına müsaade etmişlerdi. Tabii cumhurbaşkanı da Habib Burgiba idi. Burgiba 1986 yılında Zeynel Abidin Bin Ali’yi başbakanlığa getirmiş ama bu şahıs, 1987 yılının kasım ayında, Burgiba’yı devirerek, onun makamına oturmuştu. Monastır’daki evinde hapis hayatı yaşayan Burgiba, 6 Nisan 2000 tarihinde vefat etmişti. Bu Bin Ali’nin nankörlüğü yanına kâr kalmamış; 2012 yılında o da bir darbeyle devrilmiş ve kalan hayatını, ülkesinin dışında geçirmek mecburiyetinde kalmıştı.
    SOUSSE
    Monastır gezimizi tamamladıktan sonra, Tunus’un en önemli turizm merkezlerinden birisi olan Sousse kentine gitmiştik. Medine (eski şehir) önünde otomobilimizi park ederek, yaya olarak şehri gezip görmüştük. Bayram arefesiydi ve Pazar yeri ana baba günüydü!... Bir çayhaneye oturup, dinlenirken çayımızı içmiş; hem de önümüzden gelip geçen halkı seyretmiştik. Daha sonra da Lido adlı restoranda balık çorbası ve barbunya balığı ile karnımızı doyurmuştuk. 
    Gerek Monastır, gerekse Sousse sahillerinin modern otel ve meskenlerle dolu olduğunu hayranlıkla görmüştüm. Turizm bu ülkede mükemmel bir şekilde özümsenmiş ve halkın her kesimi tarafından benimsenmişti. Örneğin yaya geçitlerinde uyulması gereken kurallardan birisi olan “yol yayalarındır” anlayışı egemendi… Tuvalet sorunu yoktu. Her lokanta ve cafede temiz tuvaletler mevcuttu…
    Tunus’un üçüncü büyük kenti olan Sousse nüfusu 175 bin civarında idi. Kentte  restore edilen Büyük Cami ve iki müze görülesi yerlerdi. Ünlü İndiana Jones filmi burada çevrilmiş, böylelikle kent, dünya genelinde tanınmıştı. 
    PORT EL KANTAOUİ
    Gördüğümüz kentlerin tümü, hem sahillerde, hem de yeşillikler içerisinde idi. Muz, zeytin ve zakkum ağaçları bölgeye hem hayat veriyor, ekonomik gelir sağlıyor; hem de güzel manzaralar meydana getiriyordu. 
    Souesse’den ayrıldıktan kısa bir süre sonra Port El Kantaoui kentine girmiştik. Burası Kıbrıs’ın Girne limanını ve kentini anımsatıyordu. Tunus’un her yerinde olduğu gibi, burada da Türkiye’den gelmiş olan bir grup turistle karşılaşmıştık. Burada da turistik oteller ve modern binalar vardı ve belirgin bir gelişim gözleniyordu.
    SİDİ BOU ALİ
    Port El Kantaoui gibi, Sidi Bou Ali de, tam bir turizm kentiydi. Sahiller, aynı zamanda marinaydı ve çok sayıda yat demirlemişti. Sahildeki cafelerde oturup dinlenmek, bir şeyler içerken önünüzden gelip geçenleri seyretmek, büyük bir zevkti. Zira dünyanın her yanından gelen turistler, her renkten insan manzaralarını sergiliyordu.
    Bir gün sonra başlayacak olan Kurban Bayramı hazırlıkları yapılıyordu. Sidi Bou Ali salt Arap üslûbu ile değil, dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşanan bayramlardan alınan ilhamlarla süsleniyordu. 
    Gördüğümüz tüm kentlerdeki tarihi kaleler, mekanlar restore edilmişlerdi. Kuşkusuz restorasyon çalışmalarına her yerde rastlamak mümkündü. 
    KURBAN BAYRAMI
    16 Kasım 2010 tarihi, Kurban Bayramımızın birinci günüydü. İlk iki gün                               Tunuslu’lar bayram yaptıkları için, hemen her yer kapalıydı. Kurbanlık koyun fiyatları 300-400 dinar arasında değişiyordu. Jasmin’e gitmek üzere bindiğimiz taksinin şoförünün dini bilgisi çok zayıftı. Hammamet’de in cin top atıyordu. Bunun üzerine Nabeul (Nebil) kentine gitmiştim, ama orası da aynı durumdaydı. Açık olan bir çayhanede çay içip, Hammamed’e dönmüştük. 
    Demek ki, Tunus seyahatini dini bayrama denk getirmemek gerekiyordu…
SONU PAZARTESİ

Yazarın Diğer Yazıları