İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Afrika'da Bizden Bir Ülke TUNUS -II-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

BAŞKENT TUNUS

Tunus Cumhuriyeti’nin başkenti, Tunus şehriydi. Bayramın ikinci gününde, Tunus’a gitmek üzere yola çıkmıştık. Yol üzerindeki TURKİ adlı köyün yanından geçmiştik. Bu ülkeye 350 yıl egemen olan ecdadımın adını taşıyan köy, beni bir hayli heyecanlandırmıştı. Grombalia ve Momaq adlı yerleşim birimlerini de geçtikten sonra, başkent Tunis’e ulaşmıştık. Ancak, kent merkezine girmeden, rotamızı Kartaca kadim kentine yöneltmiştik.

KARTACA 

Tunus’a gidip de kadim Kartaca’ya gitmemek olmazdı. Bir başka deyişle bir kişi Kartaca’yı gezip görmeden Tunus’tan ayrılmış ise,. Tunus’u görmemiş demekti!... Bu düşünceyle önce, 180 km karelik alanda kazı çalışmaları hâlâ devam etmekte olan eski yerleşim yerlerini gezmiş sonra müzeye girerek, kazılarda elde edilen arkeolojik eserleri görmüştük. 

Kartaca, MÖ 814 yılında, Tunus  yarımadasında kurulmuş olan bir Fenike kolonisiydi. Kartaca sözcüğü "Yeni Şehir" anlamına geliyordu. Kartaca kenti, kuzey - güney doğrultusunda uzanan bir burun ve körfez üzerine kurulmuştu. Kentin bu konumu, deniz ticareti için çok uygun bir liman sağlamış ve Kartaca'yı Akdeniz ticaretinde etkin duruma getirmişti. Deniz ticaretine çıkan tüm gemiler, Sicilya ile Tunus sahili arasından, bir başka açıdan, Kartaca açıklarından geçmek durumundaydı. Kent içinde iki büyük ve yapay liman inşa edilmişti. Limanlardan biri, Kartaca'nın 220 savaş gemisinden oluşan donanması için, diğeri ise deniz ticaret filosu içindi. Surlarla çevrili bir kule, her iki limanı da kuşbakışı görmekteydi. Kent, 37 km uzunluğunda tek bir sur tarafından kuşatılmaktaydı. Bu sur uzunluğu, dönemin pek çok benzer kentindekilerden daha uzundu. Esasen surların büyük bir bölümü sahili örtüyordu. Kartaca'nın deniz gücü göz önünde bulundurulduğunda bu surlar daha az gerekliydi. Surların 4 - 5 km'lik bölümü batıdaki kıstak boyunca uzanmaktaydı. Aslında bu kesimden bir saldırı pek olası değildi. Kentte, büyük bir nekropolü, dini yapıları, pazar yerleri, kuleleri ve bir amfitiyatrosu ve dört parça, eşit ölçüde konut alanları bulunmaktaydı. Byrsa adı verilen bir hisar, kabaca kentin ortasında yükseliyordu. Kartaca, Helenistik dönem'in İskenderiye’den sonra en büyük kentiydi. 

Kartaca, iki kral, iki de kurul tarafından yönetiliyordu. İki kuruldan daha geniş yetkileri olan senato en varlıklı ailelerin reisleri arasından seçilen 300 kişiden oluşan bir kuruldu. Otuz kişilik bir iç kurul üyeliği ömür boyu olmakla birlikte diğer üyeler belirli aralıklarla seçim yoluyla yenilenirlerdi. Meclis ise belirli bir varlık düzeyinin üstündeki tüm özgür Kartaca vatandaşlarından oluşmaktaydı. Esasen seçilen kralların onaylanması dışında fazla bir yetkisi yoktu. Krallar bir yıllık görev süreleri için seçiliyorlardı. Yetkileri senatonun denetimi ve kamu kurumların yönetimi idi.

Kartaca'nın ekonomik gücünün deniz yoluyla yapılan ticarete dayanması onları, bu deniz yollarının güvenliğini sağlayacak güçlü ve dinamik bir donanma geliştirmeye zorlamıştı. Parçalar halinde neredeyse tüm Akdeniz'e yayılmış olan donanma, özellikle kıvrak korsan gemileriyle baş edebilecek tarzda imal edilmiş olup yelken ve gerektiğinde küreklerle idare ediliyordu ve seçkin bir mürettebatı barındırıyordu. Her ne kadar Kartaca donanması dillere destan bir donanmaysa da, Roma ve müttefiklerinin (başta Yunan kent devletleri ve Yunan kolonileri) oluşturduğu bileşik donanma karşısında girişilen çatışmalarda başarılı olamamıştı.

MÖ 6. yüzyılın sonlarından itibaren Roma ile Akdeniz'in etki alanı olarak paylaşılmasında, Kartaca ile Roma arasında ufak sürtüşmeler dışında pek fazla sorun yaşanmamıştı. Ancak MÖ 3. yüzyılda dengeler değişmeye başlamıştı. İtalya yarımadasında Yunan kent devletleri üzerinde kesin hakimiyet kuran Roma, Akdeniz ticaretinden payını artırmaya gitmek yoluna girmişti.

Akdeniz üzerindeki etki alanları çekişmesi, Pön savaşları olarak tarihe geçecek bir dizi çatışmaya yol açmıştı. Sicilya'daki Yunan kolonileriyle Kartaca arasında çıkan çatışmada, Yunan kolonilerinin Roma'nın yardımını istemeleri üzerine 1. Pön Savaşları çıkmıştı. MÖ 265 yılında, ağırlıklı olarak deniz savaşlarıyla süren bu savaşlar MÖ 241 yılında Kartaca'nın barış istemesiyle sonuçlanmıştı. 

Bu yenilgiden sonra Kartaca İber yarımadası'na gözlerini dikmişti. Kartaca, General Hamilcar Barca ve oğulları Hannibal ve Hasdrubal Barca İber yarımadasının neredeyse tümünü kontrol altına almıştı. Roma'nın elinde sadece Saguntum kenti kalmıştı. Gelişmeleri endişeyle izleyen ve Kartaca'yla yeni bir çatışmayı politik olarak gerekli gören Roma, MÖ 218 yılında, Kartaca ordularının Ebro nehrini geçmelerinin savaş durumu sayılacağını belirten bir girişimde bulunmuştu. Bunun üzerine patlak veren 2. Pön Savaşlarında Hannibal kara ordusuyla İber yarımadasından kara yolunu kullanarak İtalya'ya ilerlemişti. 2. Pön Savaşları, Hannibal'in tarihin gördüğü en yetenekli komutanlardan sayılmasına neden olacak birbiri ardına kazanılan başarılarla sürmüştü. Ancak İtalya topraklarında kesin sonuçlu bir başarı sağlayamayan Hannibal, Roma'nın MÖ 204 yılında Kartaca yakınlarına bir çıkartma yapması üzerine İtalya'dan ayrılmak zorunda kalmıştı. MÖ 203 yılında Zama savaşında Hannibal orduları Roma ordusu karşısında yenilgiye uğramış ve Kartaca, oldukça ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştı.

Bu iki yenilgi sonrasında gücünden çok şey kaybetmiş olan Kartaca'ya karşı Roma'nın son darbesi, MÖ 149 yılında başlayan ve MÖ 146 yılında Kartaca kentinin tümüyle yakılıp yıkılmasıyla son bulan 3. Pön Savaşıydı.

SİDİ BOU-SAİD

Kartaca’dan sonra, yakınındaki Sidi Bou-Said kentine geçmiştik.  Safranbolu kentimiz gibi restore edilerek turizme açılan bu kadim kent yüksekçe bir konumdaydı. Bir yanda deniz, öte yanda ovaya yönelik seyir olanakları vardı. Cafeye dönüştürülen eski bir yapının içinden, ilginç manzaraları seyrederek, çaylarımızı yudumlamıştık. Dar sokakları, ufak tefek turistik şeylerin satıldığı dükkânları ile şirin bir kasabaydı Sidi Bou-Said.  

Akdeniz ve Tunus Körfezinde inanılmaz manzaralı bir tepenin üzerine tünemiş olan bu kente özgü mavi çatılar ve pencerelerle, beyaz evler     gerçekten çok güzel bir görünüm sergiliyordu.. 

18. yüzyılda, Tunuslu bir avukatın malikanesi olan bir ev Family House adıyla  müzeye dönüştürülmüştü. Bu özel müzede bir ailenin yaşamı gösteriliyordu. Bizim de soluklandığımız Café des Nattes de tipik bir kahvehaneydi.

 Başkent Tunus’a 20 km. mesafedeki bu küçük ama turistik kentteki yerleşik halkın nüfusu 5500 dolayında idi. Kentte École Nationale d'Architecture et d'Urbanisme adlı bir üniversite bulunuyordu.

BAŞKENT

Bayram olması nedeniyle, başkent Tunus’ta da pek çok işyeri kapalıydı.  Ama şehrin alış veriş merkezi olan Medine ve çevresindeki mağazalar açıktı ve özellikle turistlerin alış veriş ettikleri görülüyordu.  Burada Paris’teki Etuale benzeyen bir kapı, ve ünlü Champs-Élysées (Şanzelize) bulvarına benzeyen  Habib Burgiba caddesi vardı.. Bu caddede yürürken, İbn Haldun heykelini görmüştük. Vızır vızır tramvaylar işliyordu.  2 milyon nüfuslu Tunus biraz Libya, biraz Irak ve Kahire’ydi.

Başkentte Kemal Atatürk Caddesi, Türk Hamamı, İstanbul Restoranı, Kapalı Çarşı gibi bizi anlatan, bizi tanıtan tabelalar vardı. Atatürk’ü bilmeyen yoktu. Osmanlı döneminden bu yana, kuşaklar boyu yaşam sürdüren Türk kökenli insanlar vardı. Bu ülkede Türk olmak bir ayrıcalıktı…Çok sayıda yurttaşımızın irili ufaklı iş yerleri vardı ve iki ülke arasındaki ticari ve iktisadi ilişkiler azımsanmayacak boyutlardaydı. 

Bir süre Medine’deki dükkânlara bakarak, ufak tefek şeyler almış, bir cafede oturup çay içmiş, bir de sandviçle karnımızı doyurmuştuk.
Akşam saatlerinde de Hammamed’e, otelimize dönmüştük.

NOTLAR
*Kadına kıza lâf atanı görmedik. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Her yerde olduğu gibi, az da olsa kap-kaç yapanlar oluyor!…

*Turiste kazık atma gibi bir düşünceleri yok. Pazarlığa açıklar ve sıkı bir pazarlıkla alacağınız her şeyi ucuz fiyatla alabilirsiniz.

*Satıcılar her alış verişte kasa fişi veriyorlar. Alış veriş mutlaka dinarla yapılıyor. 

*Arap dili ve alfabesi titizlikle korunuyor. Ama taksi şoföründen pazardaki satıcıya kadar hemen herkes az da olsa İngilizce ve Fransızca konuşuyor.
*Otellerin yıldızları abartılı verilmiş. Dört yıldızlı denilen oteller, Ankara İtfaiye meydanındaki üç yıldızlı oteller ayarında idi.

*Turizm firmaları, turla götürdükleri turistleri kandırıyorlar ve de kazık atıyorlar! Örneğin, otellerin yıldızlarında…Ayrıca turla götürülen yolcuya ek masraflar çıkarıyorlar.

*Tunus’ta 11 milyon civarında insan yaşıyordu. Nüfusun % 53’ü şehirlerde yaşıyordu. Halkın % 96’sı Berberi ve Araplar’dı. 

*3000 yıl önce bölgeye gelen Kartacalılar’dan bu yana Romalılar, Vandallar, Bizanslılar, Araplar ve Osmanlı’lar tarafından yönetilen Tunus 1881’de Fransız sömürgesi oldu. 20 Mart 1956’da bağımsızlığına kavuştu. 1957’de monarşiye son verildi.

*Tunus 23 il ve 246 ilçeden oluşmaktadır.

YURDA DÖNÜŞ

Olumlu yanı ağır basan Tunus seyahatimiz çok iyi geçmişti. Memnunduk ve hatta kimi güzelliklerin tadı damağımızda kalmıştı. Ama on günlük seyahatimiz sona ermişti. 21 Kasım 2010 günü ikindi saatlerinden otobüsle otelden ayrılıp, bir saatlik yolculukla Kartaca hava alanına gelmiş, Tunus hava yolları uçağı ile İstanbul’a, oradan da THY ile Ankara’ya uçmuştuk…

YASEMİN DEVRİMİ

Bizim yurda dönmemizden kısa bir süre sonra, 2011 yılının başında Tunus halkı ayaklanmıştı.  23 yıldır ülkeyi yöneten Bin Ali ülkesini terkedip, Suudi Arabistan’a kaçmıştı!. 

Üniversite mezunu olan bir seyyar satıcı kendisini yakmak suretiyle intihar ederek ihtilali başlatmışmış, bunun üzerine ayaklanan halk 3500 asker ve 125 bin polise karşı direnerek Bin Ali’yi devirmişti.

BİTTİ
 

Yazarın Diğer Yazıları