Muharrem Günay Başkanlığındaki Afyonkarahisar Şairler ve Yazarlar Grubu Eskişehir’den ayrılmış, ben üç gün sonra yapılacak olan benimle ilgili toplantı için orada kalmıştım. Yine Rabia Barış ve arkadaşlarının düzenledikleri toplantı, Eskişehir Valiliği Kültür Ve Turizm Müdürlüğü salonunda yapılmıştı. Bu toplantının duyurusu da şu afişle yapılmıştı:

Bu vefa toplantısında çoğu Emirdağlı olan hemşehrilerim vardı. Bunların aralarında da, önemli şair ve yazarlar bulunuyordu. Örneğin, Rabia Barış’ın takdim konuşmasından sonra söz verilen, değerli şair-iş insanı Burhanettin Çil şöyle demişti:
“Yaşayan kültür hazinemiz ve ilçimiz, Afyonkarahisir İlimizden olup, Başkent’te ikamet eden Prof.Dr.İrfan Ünver Nasrattınoğlu kıymetli büyüğümüz hoşgeldiniz, bizi sevindirdiniz. Hürmetlerimi sunarım. Ayrıca 90. Doğum yılınızı kutlar, sağlık ve esenlikler dilerim. Yaptığınız kültür çalışmalarınızdan dolayı en duru hislerimle tebrik ederim.”
Rabia hanım ve arkadaşlarının istekleri üzerine ben öncelikle kendi hayat hikayemin kısa bir özetini anlattım. Sonra da Rabia Hanımın, Afyonkarahisar-Emirdağ kültürü, edebiyatı ve elbette şiirsel faaliyetleriyle ilgili düşüncelerimi naklettim. Özellikle de bana orada imzalayıp armağan ettiği en yeni iki kitabından bahsettim. Bu kitaplardan birisi “Aşkın Dili Mevlana”, öteki ise “Söz Kalemin-Şiirle Geçen Bir Ömür” adlı eserler idi…
Rabia Hanım’ın geleneksel “Dil Meclisi-Şiir Şöleni” konuğu olarak benim diyeceklerimi demiştim, ama Dil Meclisi’nin şair konuğu ise bizzat Rabia Hanım idi. Onunla ilgili görüş ve düşüncelerimi anlattım, şiirlerinden örnekler okudum ama, onunla ilgili en güzel ve gerçekçi görüş ve düşünce, öz kızı olan Prof.Dr.Asuman Banu Barış söylemişti. Rabia Hanımın en yeni kitabı olan Söz Kalemin adlı eserin girişinde yer alan bu görüş ve düşünce yazısının geniş bir özeti şöyledir:
Şiirle Geçen Bir Ömrün Tanıklığı
Bazı insanlar zamanı yaşar, bazı insanlar zamanı kaydeder. Annem, zamanı şiirle kaydedenlerdendir. “Şiirle Geçen Bir Ömür” yalnızca bir şiir kitabı değildir, bu eser, bir gönül yolculuğunun, bir inanç ikliminin ve bir dil sevdasının hafızasıdır. Çocuk yaşta başlayan şiir ilgisinin 1970’lerden itibaren tutkulu bir üretime dönüşmesi, bu kitabın sayfalarında sadece metin olarak değil, bir hayat pratiği olarak da görünürlük kazanır. Onun şiiri, yazılmış olmaktan çok yaşanmıştır.
Bu kitapta aşk vardır fakat dünyevi bir yanıştan çok, hakikate yönelen bir ateş olarak. Sevgi vardır, bireysel bir duygudan çok toplumsal bir bağ olarak. Hüzün vardır, karamsarlık değil, ruhu arındıran bir mayalanma biçimi olarak. Anne vardır, bayrak vardır, şehit vardır, çocuk vardır, Yunus vardır, Mevlana vardır…Yani bu kitapta breysel olanla kollektif olan, beşeri olanla ilâhi olan iç içedir.
Annemin şiir dili büyük ölçüde halk şiiri geleneğine yaslanır, hece vezni, tekrarlar, redifler ve güçlü bir ses örgüsüyle kurulur. Ancak bu geleneksellik, taklitçi bir tekrar değildir. Onun şiiri, geleneğin içinden konuşur ama bugünün acısına, bugünün savaşına, bugünün yalnızlığına temas eder. Bu yönüyle metinleri hem kültürel sürekliliğin hem de çağdaş duyarlığın taşıyıcısıdır.
Şiire dair yazdığı metinlerde –“Şiir Nedir?”, “Gönülden Kaleme” gibi bölümlerde –şiiri yalnızca estetik bir tür olarak değil, ahlaki ve manevi bir sorumululuk alanı olarak konumlandırır. Şiiri insan ruhunu terbiye eden, dili arındıran ve toplumu aydınlatan bir güç olarak görür. Bu yaklaşım onun şiir pratiğini anlamak için anahtar niteliğindedir; Şiir onun için bir süs değil, bir istikamettir.
Bu kitap aynı zamanda bir ömür muhasebesidir. “Ben Şubat Çocuğu” dizelerinde görüldüğü gibi, doğumdan ölüme uzanan çizgide zamanın soğuğu, baharın özlemi ve fani Dünyanın geçiciliği iç içe geçer. Ölüm teması korkutucu değil, bir kavuşma, bir yolculuk, bir teslimiyet olarak ele alınır. Bu yönüyle eser, tasavvufi düşüncenin izlerini de taşır.
…”Şiirle Geçen Bir Ömür”, bir şairin üretim toplamı olmanın ötesinde, bir inanç ve sabır hikâyesidir. Bu eser, ödüllerle ünvanlarla, kitap sayısıyla ölçülemeyecek bir emeğin, yıllara yayılan bir adanmışlığın göstergesidir.
Bu kitabı okuyanlar, yalnızca şiir okumayacak, bir ömrün iç sesine kulak verecekler. Ve ben, bir evlât olarak bu sesi duyurmanın mutluluğunu yaşıyor ve annemle her daim gurur duyuyorum.
***
Yukarıda söz konusu ettiğim toplantının açılışından sonra yapılan konuşmalarda, orada bulunan Emirdağlı bir şairin okuduğu bu yazıdan sonra ben, Rabia hanımın anılan kitabından, onun Aşk-Sevgi-Sevda-Sevmek üzerine kaleme aldığı dizelerden örnekler okudum. Artık bir “tasavvuf ehlidir” diyebileceğimiz Rabia Barış bakınız bu konuda neler diyor:
AŞK-SEVGİ-SEVDA
Aşk, yanmak
Sevgi, tutunmak
Sevda ise bürünmektir…
AŞK
Aşıksan yanacaksın, her neye âşıksan onun için geceni gündüze katacaksın. İstirahatten zevkten vazgeçeceksin. Aklında hep o olacak, onunla yatıp onunla kalkacaksın. Yüzünü, özünü hep ona döneceksin. Aşk yanmaktır, sevmek tutunmaktır ancak aşkların en güzeli Allah için yanmaktır.
SEVGİ
Seviyorsan tutunacaksın…Sığınacaksın sevgi limanına. Sevdiğin her neyse sevgi limanın olacak, sevgi limanın olacak senin. Sevdiğini ölümüne seveceksin, huzuru orada bulacaksın, kusur görmeyeceksin, kusursuz olacak sevdiğin. Bakışlarında hüsnü nazar olacak, hâl dilinle anlatacaksın sevgini, özünden öz seveceksin.
SEVDA
Sevdalıysan aşka bürüneceksin…Sevda olacaksın baştanayağa sevda kisvesine bürüneceksin, yanacaksın pervane misali, deli diyecekler, sevdalı diyecekler, Mecnun diyecekler sen ruh gibi dolaşacaksın, sıradışı yaşayacaksın. Anlamayacaklar seni, meczup diyecekler. Kaleme sevdalanmış diyecekler, fırçaya tutulmuş diyecekler, yarım akıllı diyecekler, aldırmayacaksın.
***
Değerli şairimiz Rabia Hanım, şairdir, ama âşık tarzı yazan, söyleyen bir şair…Esasen bu özellik, Emirdağlı şairlerin hepsindeki ortak bir özelliktir. Bana öyle geliyor ki, Rabia Hanım “bade de içmiş olabilir!...”
O toplantıda ben Rabia hanımın şu şiirini de okumuştum:
LALE VE GÜL
Gül ile laleyi yan yana koydum,
Biri elif, biri vav dedi.
Gördüğüm düşleri üstüne yordum,
Birisi mim dedi, biri hay dedi.
Lale elif elif Hakk’ı temsilde,
Gül kendini arar yüce Resul’de,
İkisi birlikte anılır dilde,
Birisi cim dedi, biri hay dedi.
Muhammed’i gördüm Gül’ün terinde,
Lale ağır durur kendi yerinde,
Bilmediğim sırlar vardı derinde,
Birisi nun dedi, biri hay dedi.
Lale elif elif Hakk’a eğildi,
Gül’e eğilmeyen Gül’den değildi,
Allah’ını bilen kendini bildi,
Birisi lam dedi, biri hay dedi.

Toplantıyı teşrif eden Emirdağlı şair-yazar dostlarla (Yanımdaki zat
Çil Kuyumcu sahibi-şair Burhanettin Çil’dir)
Anlamlı Veda şöleninde bana verilen en güzel armağan
