Koca Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılıp, Anadolu ve Trakya bölgelerimizin yabancı askeri kuvvetler tarafından işgal edilmesini, Milletimizin büyük çoğunluğu kabul etmemiz ve elde ettikleri silahlarla mukavemet çeteleri oluşturulmuştu.
Bu silahlı çetelerimizin arasında, mangal yürekli kadınlarımız da vardı ve onların direniş aşamasındaki kahramanlıkları yüz yılı aşkın bir süredir anlatıla, yazıla gelmektedir.
İşte bu kahramanlardan olan Çiftlikli Çete Kübra Efe ünvanıyla bilinen kahraman Türk kadını 1903 yılında, Aydın Çiftlikköy’de Şehirlioğlu Mehmet Efendi ile Fadime Hanım'ın evladı olarak Dünyaya geldi. Çocukluğunda ilk önce babasından, sonra köyün imamı Mustafa Efendi'den din eğitimi alarak yetişti.
Millî Mücadele yıllarında Aydın yöresinin kurtuluşu için mücadele etmiş kuvâ-yı millîyeci olarak temayüz etti. Aydın Savaşlarının tamamında yer almış; subay ve erbaş rütbesindeki pek çok işgalci Yunan askerlerinin öldürülmesi ve ele geçirilmesindeki katkılarından ötürü, efeler arasında Rütbeli avcısı olarak tanınmıştır.
27 Mayıs 1919'da Aydın'ın Yunan işgal kuvvetleri tarafından işgali üzerine, zulm gören yöredeki Türk halkı Menderes nehrinin öte kıyısına göçmeye başladı. Çiftlikli Kübra'nın ailesi de göç edenler arasındaydı. Topraklarını işgal eden Yunanlar'a karşı savunmaya geçen efeler, ilk önemli başarıyı Yörük Ali Efe'nin 16 Haziran 1919'da gerçekleştirdiği Malgaç baskınıyla kazandı. Öte yandan aynı askeri mücadeleyi Ödemiş tarafında Gökçen Efe sürdürüyordu.
Çiftlikli Kübra, efelerin yürüttüğü mücadeleye katılan ilk kadın kuvâ-yı millîyeci olmuştu. Mücadeleye katıldığında 16 yaşındaydı ve nişanlıydı. Kendinden önce mücadeleye katılan Çete Ayşe'den etkilenmişti. Onu rüyasında görmüş ve onun gibi kuvayi milliyeci olmak istemişti.
Önce babasının silahıyla atış talimleri yaparak keskin nişancı oldu, sonra ailesinin rızası olmaksızın Çete Ayşe ile görüşmeye gitti, Çete Ayşe de onu Yörük Ali Efe ile tanıştırdı. Yörük Ali Efe tarafından Köpekçi Nuri Efe'nin bölüğüne verildi. Emrine on kızan verildi ve lakabı Çiftlikli Çete Kübra Efe oldu. Aydın Savaşlarının tamamında yer aldı. Rütbe taşıyan Yunan askerlerinin ele geçirilmesindeki başarılarından ötürü, efeler arasında Rütbeli avcısı olarak nam saldı.
Köşk Cephesinde siper kazmak ve Üçyol savaşlarında cepheye götürülecek topların geçeceği yolları açmak için gereken gönüllü insanları ve malzemeyi kendi köyünden sağladı. Üçyol savaşlarında Yörük Ali Efe onu, yönetimindeki takımla birlikte Hamamköy'de görevlendirdi. Cepheye silah, mermi, su ve gıda sevkiyatında üstün performans gösterdi.
Fakat dağların şartları acımasızdı. Mermilerin yapamadığını hastalıklar yapıyordu. Bu zorlu mücadele sırasında, Kübra'nın rüyalarına girip onun dağa çıkmasına vesile olan silah arkadaşı Çete Ayşe ağır bir hastalığa yakalandı. Efelik geleneği sadece savaşmayı değil, vefayı da emrederdi. Kübra Efe, Hamamköy'de Çete Ayşe iyileşene kadar onun başucundan ayrılmadı, ona şefkatle yoldaşlık etti, hemşirelik, hatta hekimlik etti.
Milli Mücadele'nin seyri değişip yavaş yavaş düzenli ordunun temelleri atılırken, Yörük Ali Efe bu kahraman kadınların vatan için yapabileceklerinin en iyisini yaptıklarına kanaat getirdi. Üstün hizmetlerinden dolayı Kübra Efe'ye süresiz izin vererek, ona teşekkürlerini sundu ve silahını teslim alarak ailesinin yanına uğurladı. Kübra Efe, o sarp dağlardan, görevini layıkıyla yerine getirmiş bir efsane olarak aşağıya iniyordu.
İncir Bahçelerinde Biten Bir Ömür ve Çiftlikli Çete Kübra Efe'nin Mirası
9 Eylül 1922'de düşman denize dökülüp İzmir ve Ege özgürlüğüne kavuştuğunda, Çiftlikli Çete Kübra Efe babasına o ilk gün verdiği sözü tuttu. Silahını sonsuza dek bıraktı, kendi köyüne döndü ve Moralı köyünden Mustafa Sağlık ile evlendi. Dağlarda düşman subaylarına korku salan o keskin nişancı, artık Ege'nin kavurucu yaz güneşinin altında, incir bahçelerinde ter döken, çocukları ve torunlarıyla sakin bir hayat süren mütevazı bir Anadolu kadınıydı.
O, gücünü şahsi menfaatleri için kullanmayan gerçek bir sosyal eşkıya, hakiki bir halk kahramanıydı. Savaş sonrası yeni kurulan devlet, bu cesur kadının olağanüstü fedakarlıklarını unutmadı ve kendisine düzenli bir maaş bağlamak istedi. Fakat o yüce gönüllü efe, yetkililere Ege'nin sarp kayalıkları kadar dik ve onurlu şu cevabı verdi:
“Vatanı kurtarmanın karşılığı olmaz!”
Bu söz, bir milletin bağımsızlık karakterinin tek cümleye sığdırılmış halidir. Ömrünün sonuna kadar yoksul, ama son derece onurlu bir hayat sürdüren Çiftlikli Çete Kübra Efe, ardında silinmez bir miras bırakarak 31 Mart 1979 tarihinde, hayata gözlerini yumdu. Bedeni çok sevdiği Çiftlik köyü topraklarına emanet edildi ama ruhu Ege'nin dağlarında yankılanmaya devam ediyor. Ruhu şad olsun.
Akademisyen Hatice Bilgin Yıldırım'ın "Milli Mücadele’de Aydın’ın Kadın Efeleri" başlıklı değerli araştırmasında tasvir ettiği üzere Kübra'nın fiziksel görünümü, onun içindeki o devasa isyan ateşini gizleyen mütevazı bir kılıftı. Kısa boylu, tıknaz ve o dönem Anadolu'yu kasıp kavuran sıtma hastalığının etkisiyle yüzü sararmış gencecik bir kızdı.
Fakat o solgun yüzün üzerinde yer alan siyah gözleri, haksızlığa ve zulme karşı tarif edilemez bir öfkeyle bakıyordu.
Dönemin köy yaşantısında kadınlar tarlada çalışır, ev işleriyle meşgul olurken, Kübra'nın ruhundaki o "efe" karakteri daha dağlara çıkmadan kendini göstermeye başlamıştı. Babasının silahını gizlice eline alır, boş arazilerde atış talimleri yapardı. Namlunun ucundan hedefe kilitlenen o keskin bakışlar, ileride Yunan ordusunun en büyük kâbuslarından biri olacağının ilk sinyallerini veriyordu. O, çocukluğundan itibaren sadece dini ve ahlaki yönden değil, cesaret ve kararlılık yönünden de kendi karakterini bir savaşçı gibi ilmek ilmek örmüştü.
Kübra Efe, kısa sürede kızanlarının saygısını kazandı. Çatışmalar başladığında, çocukluğunda babasının silahıyla yaptığı atış talimlerinin sonuçları savaş meydanlarında görülmeye başlandı. Aydın savaşlarının tamamında ve Köşk cephesinde, Köpekçi Nuri Efe'nin hemen yanı başında omuz omuza çarpıştı. O, siperden rastgele ateş eden sıradan bir milis değildi. Son derece zeki ve stratejik hareket eden bir nişancıydı. Düşman kuvvetlerinin içindeki yüzbaşı ve çavuş rütbesindeki subayları tek tek tespit eder ve onları indirirdi. Bu ölümcül isabet oranı, diğer efeler arasında büyük bir hayranlık uyandırmış ve ona o meşhur "Rütbeli Avcısı" lakabını kazandırmıştı.
Efenin adaleti sadece Yunan askerlerine işlemiyordu. Sosyal eşkıyalığın temel prensiplerinden biri olan halkı koruma ve ihaneti cezalandırma düsturuyla hareket eden Kübra Efe, işgalcilere rehberlik eden, vatana ihanet eden yerli işbirlikçilerin ve Rum çetecilerin cezasını da bizzat kendi namlusuyla kesiyor, onları kurşuna diziyordu.