Çukurovalı Âşık Halil Karabulut, benim çok mektuplaştığım kişilerden biridir. Benim gibi o da yazmayı, yazışmayı sevdiği için, sık sık birbirimize yazardık. Özellikle benim, fiilen gazetecilik yaptığım yıllarda, yaşamı ile ilgili birşeyler yazar, bir-birkaç şiirini de eklerdi.
Ayrıca, onunla âşık şölenlerinde de biraraya gelir, sohbet eder, özlem giderirdik.
Halil, saz çalmaz, türkü çığırmaz, ama mükemmel şiirler yazar ve okurdu. Bu nedenle onu, âşıklık geleneğinin “Kalem Şuarası” sınıfına dahil etmek gerekmektedir.
Ben Konya Âşıklar Bayramlarında uzun yıllar, jüri üyeliği ve raportörlük yaptım. O arada, Feyzi Halıcı’nın yayımladığı Çağrı Dergisi’nin de birkaç yıl süreyle, sorumluluğunu üstlendim ve dergide, âşıklara geniş yer verdim. Halil de bu âşıklardan biridir. Keza, Silifke, Eskişehir, Adana, Niğde, Mut, Niksar, Afyonkarahisar gibi kentlerde, âşık şölenleri düzenledim ve yönettim. Bu düzenlemelerde, kalem şuarası sınıfına giren âşıklardan da bir ikisini davet programa alırdım. Halil Karabulut’un, gönlümdeki yeri sebebiyle, düzenlediğim programlarda yer almasına olanak sağlardım.
Çalıştığım gazetedeki folklor sayfasında yayımlamak üzere, Halil Karabulut’tan istediğim hayat hikayesini, noktasına, virgülüne dokunmadan,aynen buraya almak isterim:
“1926 tarihinde Adana’nın Kadirli ilçesinin Mehmetli köyünde doğdum. Babam köyün eşraf ailelerinden Karayakup oğullarından Molla Mehmet ve anam aynı köyden Çil Hüseyin kızı Döndü’dür. Babamı ben iki yaşında iken kaybetmişim ve küçük kardeşim Mehmet ile beni anam yetim olarak zor şartlar altında dul olarak büyütüp yetiştirmiştir. Babamın ikinci bir karısından da bugün hayatta bulunan Ahmet Karabulut adında bir kardeşim daha vardır.
Yukarda adı geçen Mehmet Karabulut, ana baba bir kardeşimdir. 1933 yılında bizim köy adına yaptırılmış olan bir bölge ilk okuluna gittim, çalışkan olduğum için iki yılda üç sınıflı okulu bitirerek, o zamanlarda yeni açılan Haruniye-Düziçi öğretmen okuluna gitmek istedi isem de ileriyi göremeyen anam tarafından okula gitmeme mani olundu. Sonra okulun öğretmeni Mustafa Saffet Özer bey beni o zamana göre yatılı bir okula teşvik etti, ama yine anam göndermedi. Ben ise küçük olmam sebebiyle anamın arzusu hilafına bir hareket yapamazdım. Bundan sonra okumak imkanı kalmayınca tahminen 12 yaşlarında evin geçim işleriyle uğraşmak zorunda kaldım. Kardeşim Mehmet ile birlikte inek ve diğer birkaç sığır hayvanlarına bakmaya ve daha sonraları ise bir çift öküzümüzle çift sürmeye ve çiftçiliğe fiilen başlamış oldum ve babamdan kalan bir miktar tarlaları sürüp ekmekle uğraştım ve halen çiftçilikle iştigal etmekteyim.
Âşık ve şairliğim: Benim âşık ve şairliğim 16-17 yaşlarında başlar. Yeni yetişme devresinde duyduğum şiir ve özellikle Karacaoğlan türküleri hoşuma gider, içimde garip duygular belirir idi. İşte bu dönemde, şimdi üzerinde durmak istemediğim bir kavak yeli esti başıma. Artık gün geçtikçe şiir yazmaya başladım ve hatta irticalen şiir söyler duruma gelmiştim. Ancak bizim muhitte türkü söylemek ve saz gibi çalgı çalmak herkes tarafından küçümsenir ve hor görülürdü. Bu etki altında ne saz çalmayı öğrenebildim ne de irticalen şiir söyleme yeteneğimi geliştirebildim. Tam aksine gün geçtikçe daha da pasif bir havaya büründüm. Yazdığım şiirleri başkalarına okumak bile çok zor oluyordu. Aşk konusunda şiirlerim pek az olmakla beraber bunları şimdi bile kimseye okuyamam. Önceleri beliren aşk duygularım, sonraları tabiata sevgi ve hayranlık ve daha sonraları ise ilahi aşka yerini bırakarak devam etmektedir. Eskilerin aşkı mecazi dedikleri, kadın aşkı ve diğer zahiri sevgiler önemsiz görülmektedir. Kâinattaki hikmetler ve onun yaratıcısının kudretine hayranım. Şiirlerim çeşitli konularda olup ekserisini bu hususiyet teşkil eder.
Ahlak ve mizacım: Yaradılış itibariyle sakin, yumuşak, son derece merhametli, adalete sadık, haksızlıklara karşı hafifmeşreplikten, yalan, kibir, gurur ve benzeri bütün kötü huyları sevmeyen insanı layık olduğu insanlık derecesinde, olgun ve malumatlı, iyi ahlak ve fazilet sahibi olarak görmek isterim. Tek kelime ile insanı melek gibi görmek arzusundayım ve öyle isterim. Kuru kalabalık, tembellik, vahşet, iki yüzlülük, sevmediğim şeylerdir. Tabiata hayran oluşum beni dağlara, su kenarlarına ve manzaralı yerlere çeker, her şeyde bir hikmet görür, ince ince düşünürüm. Yararsız kalabalıkta ve boş insanlarla beraber olmaktansa, tenha ve yalnız kalmayı tercih ederim. Sır saklamak en büyük meziyetimdir. Kimseye kötülük düşünmem, zararıma da olsa, doğruyu söylemek prensibimdir. Bahçe ve çiçeklerle meşgul olmaktan zevk duyarım.
Sevdiğim şairler ve şiir anlayışım: Geçmiş ve yaşayan şair ve âşıklardan şiir ezberlemeyi sevmem. Ancak onlara saygı ve sevgim büyüktür. İnsanı düşündürebilen şiirleri severim. Şiir herkesçe anlaşılmalı, öz Türkçe olmalı ve fakat, derin olmalı, okuyanı hayran bırakabilmeli isterim,
Katıldığım yarışmalar: 1971’de Kadirli’de lise yararına açılan bir şiir yarışmasında birincilik, 1973 Konya Aşıklar Bayramında Cumhuriyetin 50. Yıl yarışmasında birincilik, aynı yıl Adana Halk Eğitim Merkezi’nde açılan cumhuriyet şiirleri yarışmasında birincilik, 1974’de Kıbrıs şiirleri yarışmasında birincilik kazandım. Şiirlerim Çağrı, Türk Edebiyatı ve Tarla gibi dergilerle Son Havadis ve Hür Anadolu gazetelerinde yayımlanmaktadır.
Medeni halim: 1948 yılında Hardallık köyünden amcam Kerim ağanın kızı Naile ile evlendim. Bir çocuğum hayatta ismi Mustafa Peker’dir. Annemi 1957’de kaybettim. Çevremde ve köyümde herkesin sevgisini ve küçüklerin saygısını kazanmış olmakla iftihar edebilirim. Saz çalamam, türkü söyleyemem, yazdığım şiirleri bir kitap yapmak en büyük arzumdur. Saygılarımla. Halil Karabulut. Mehmetli Köyü/Kadirli.”
Halil Karabulut’un eliyle yazıp gönderdiği özgeçmişi bu idi.
Prof.Dr.Saim Sakaoğlu, sonraki yıllarda, Halil Karabulut hakkında bilimsel bir kitap yayımladı ve bu kitapta, ozanın birçok şiirleri de yer aldı.
2010 yılında ebediyete intikal eden Halil Karabulut’un çok sevdiğim bir şiirini buraya almak isterim;
GİDER GELİR
Yolcuydum bir yerde durdum
Dikkat ettim kulak verdim
Bir acaip pazar gördüm
Biri gider biri gelir
Ölür gider diri gelir
İster pazar de ister han
Gelen kuzu giden kurban
Ne satan belli ne alan
Biri gider biri gelir
Ölür gider diri gelir
Bir istasyonmuş burası
Ne zaman var ne sırası
Böyle kurulmuş töresi
Biri gider biri gelir
Ölür gider diri gelir
Hem giden ağlar hem gelen
Bu hikmeti olmaz bilen
Bu ne düğün ne de şölen
Biri gider biri gelir
Ölür gider diri gelir
Düşünsen bozulur asap
Ya cellat işi ya kasap
Var bunda bir ince hesap
Biri gider biri gelir
Ölür gider diri gelir
Götüren kim getiren kim
Aradaki o tiren kim
Bu işleri bitiren kim
Biri gider biri gelir
Ölür gider diri gelir
Mutlak biri var bir yerde
Bizden yana çekmiş perde
Parmağı var bu işlerde
Biri gider biri gelir
Ölür gider diri gelir
Bu bir can alış verişi
Niçin yapar böyle işi
Kimi erkek kimi dişi
Biri gider biri gelir
Ölür gider diri gelir
Halil der ki dostlar duyun
Görmedim ben böyle oyun
Ne sürü biter ne koyun
Biri gider biri gelir
Ölür gider diri gelir
Âşık aldığı ödüllerden birisiyle