Hunza Türkleri, Hunza vadisinde yaşayan dünyanın en ilginç topluluklarından biri. İşte uzun yaşamalarıyla tanınan, kanser ve diğer hastalıkların uğramadığı 100 yaşında hayatını kaybedene ise 'genç öldü' denildiği topluluk Hunzalar…Kimlerdir, bunlar?.. Nerede yaşıyorlar?.
Buruşolar da denilen bu halk, Pakistan'ın Gilgit-Baltistan eyaletinde Karakurum Dağları ve Hindukuş Dağları'nın birleştiği bölgede, Hunza, Nagar ve Yasin vadilerinde yaşayan yüz bin civarında nüfusa sahip, geçmişte Şaman şimdilerde ağırlıklı olarak İsmaili Müslüman olan bir etnik grup…
Hunzalar, MÖ 4. yüzyılda ordusuyla birlikte bölgeye gelen askerlerin soyundan geldiklerini iddia ediyorlar. Konuştukları dil ise izole bir dil olan Buruşaski dilidir. Yalnızca sözlü bir dil olan, edebiyatı bulunmayan Buruşaski, dil ailelerinin hiçbiriyle akrabalığı bulunmayan bir dildir.
Hunzalar en çok Baltit kentinde bulunmaktadır. Bunların ataları öldüğünde, en büyük oğlu yönetimi devralır ve yönetime geçen büyük oğul en iyi araziye de sahip olmaktadır.
Liderlerine "Mir" diyen Hunzalar, ekonomik kazanımlarını tarım ve hayvancılık yaparak elde etmektedir. Tarımsal faaliyetlerde en çok havuç ve patates yetiştiriciliği yapmaktadırlar.
Uzun yaşamalarıyla tanınan Pakistan'ın Hunza halkı, doğal yiyeceklerle besleniyorlar, bölgedeki temiz hava ile dans ve spora gösterdikleri ilgiyle tanınıyorlar.
Pakistan'ın kuzeyindeki Gilgit-Baltistan'a bağlı 200 kilometrelik Hunza vadisinde yaşayan Buruşo ve Vakhi halkları, 2 bin metrenin üzerindeki dağlık bölgelerde kışın gelmesiyle ülkenin geri kalanından aylarca izole halde yaşıyorlar.
Çoğunlukla sebze ve meyve tüketen bölge halkları, kış şartlarına dayanıklı dağ keçileri ve koyunlarıyla çiftleştirdikleri evcil keçi ve koyunların yanı sıra bölgenin meşhur büyükbaş hayvanı “yak” eti ile besleniyorlar.
Bu hayvanlardan üretilen doğal ürünler dışında bölgenin en meşhur ürünü ise kayısı ve kayısı yağı. Hunza'da tüm yemeklerde tereyağı ve kayısı yağı kullanılırken, kayısı yemeklerin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.
Dünyanın en yüksek 50 zirvesinden 17'sine ev sahipliği yapan bölgede, özellikle kış şartlarında Pakistan'ın hareketli siyasi gündemi ve dünyadaki gelişmelerden uzak yaşayan halkların doğal yiyeceklerle beslenmesi uzun yaşadıkları efsanesini oluşturuyor.
Pakistanlı Yazar Sujesh Gopalakrishnan'ın, "Hunza halkları ve 145 yaşına kadar uzanan sıra dışı yaşamları" makalesinde, Hunzalıların uzun yaşamasının sırrı olarak, fakirlikten kaynaklı yemek niyetine meyve suyu içmeleri, sebze ve meyveleri kurutarak ya da çiğ yemeleri, haftada 1 gün oruç tutmaları ve bölgenin coğrafi yapısı gereği sürekli egzersiz içinde olmaları gösteriliyor.
İngiliz yazar James Hilton'un 1930'lu yıllarda sinemaya da uyarlanan Yitik Ufuklar (Lost Horizon) kitabında, Çin'den kalkıp Himalayalar'a inen uçakta yer alan 4 İngiliz’in götürüldüğü hayali Şangri-La'da uzun yaşayan, hastalanmayan insanlarla karşılaşıyor.
Kitabı Oscar ödülü kazanan senarist Robert Riskin’in sinemaya uyarladığı, filmi de 6 Oscarlı Frank Capra yönetti.
Suyun tedavi ve terapi özelliklerinden bahseden "Su terapisi hakkında neredeyse her şey" kitabının yazarı Constantin Cerbu'ya göre Capra, filmde mekan olarak Hunza'yı canlandırdı.
Bu arada, Ülkemizde TRT Belgesel'de yayımlanan ve yapımcılığını Hüseyin Kılıç'ın üstlendiği “Doğunun Kayıp Siluetleri” belgeseli de uzun yaşayan Hunzalıları konu edinmektedir.
Hunza'nın erkekleri, ileri yaşlarına rağmen tarım ve hayvancılıkla ilgilenmeye devam ederlerken boş zamanlarında ise buz tutan göl ve havuzlarda buz hokeyi oynuyorlar. Günlük ayakkabılarıyla buz hokeyi oynayan erkeklerin yanı sıra gençler ve çocuklar da kıran kırana maçlar yapıyorlar. Takımlarda kız ve erkekler karışık olarak yer alıyorlar.
Okuma yazma oranının % 77 olduğu bölge, Pakistan'da kız çocuklarının en yüksek seviyede eğitime katıldığı eyaletlerin başında gelmektedir
Buruşo ve Vakhi halkları Pakistanlıların genelinin aksine açık tenli, sarışın hatta bazen çekik gözlü olurken, bu iki halkın kökeniyle ilgili çeşitli iddialar bulunuyor. İki halkın da yerel dilinin Hint-Avrupa dil ailesine üye olması nedeniyle Hunzalılar batılı kökenlere sahip olduklarını düşünüyorlar.
Buruşo efsanelerine göre Hunza'nın, Büyük İskender'in Hindistan seferinden sonra bölgede kalan bir komutan tarafından kurulduğu, Hunzalıların soyunun ise bu komutana dayandığına inanılıyor.
İpek Yolu'nun geçtiği bu coğrafyada Orta Asya halklarıyla da ilişki içinde yaşayan Hunzalıların bu nedenle Türklerle akraba olabileceği muhakkaktır.
Buruşo halkı ise açık tenli olmaları ve özellikle Orta Asya Türklerinin kıyafetlerine benzer kıyafetleriyle dikkat çekiyorlar.
Vakhi halkının ise Perslerle akraba olduklarına inanılıyor. Bugün Vakhiler Pakistan dışında Afganistan, Çin, Tacikistan ve İran'da görülüyorlar.
İki halk da müzik ve dansa olan ilgilerini her yıl düzenledikleri festivallerle dünyaya duyuruyorlar. Müzikli eğlencelerde Ülkemizde de sıkça kullanılan zurna da çalınıyor.
Bu bölgede "Suranai" denilen zurnanın yanı sıra "Dadang" ve "Daamal" gibi vurmalı çalgılar, Orta Asya'ya özgü rebap ve dombra ile Güney Asya'ya özgü sitar gibi çalgılar da kullanılıyor.
Pakistan genelinin aksine kadın çalgıcılara sık rastlanan Hunza'da eğlenceler de kadın erkek birlikte yapılıyor.
***
Hunzalılar diyorlar ki; Doğu Türkistan yakınlarında bulunan Hunza Vadisi'nin muhteşem manzarası ve büyülü gölleri nefes kesicidir. Kerpiç ve taştan yapılmış evler, köyler ve sokaklar, yüzyıllardır eşsiz bir ulusal ruhun sırrını saklamış gibi görünmektedir.
Hunzalar Hun İmparatorluğu döneminden miras kalan eski bir dil konuşuyorlar. Burusha adı verilen bu lehçe, herhangi bir dil grubuna özgü olmayıp, yerel halk Tacikistan, Afganistan ve Kırgızistan'dan gelmekte olup, Pamir Dağları'nın eteklerinde yaşayan Türkleri "Selamünaleyküm" sözleriyle selamlıyorlar.
Fiziki yapıları, kültürleri, kıyafetleri ve gelenekleri Türklere çok yakındır. Kendilerini Büyük İskender'in orada bıraktığı komutanının soyundan geldiklerini düşünseler de, kökenleri Hun Türkleri’ne kadar uzanmaktadır.
Yapılan araştırmalar, Hunza halkının genetik yapısında Yunan geninin bulunmadığını kanıtlamıştır. Elde edilen DNA sonuçları, Kafkas ve Orta Asya Türklerinin genetiğiyle aynıdır.
Dağların zirvelerinde, sıradan dünyadan, her türlü tehlikeden ve haberden uzakta yaşayan bu kardeşlerimiz 120-145 yıl yaşayarak, dünyanın en uzun ömürlü Türk halkları olarak tarihe geçmişlerdir.
Hunza Türkleri, boş zamanlarında donmuş bir gölde hokey oynarlar. Eğlenceyi ve müziği severler. Ünlü Orta Asya trompeti, zurna, rebab ve dombra, bu ülkenin insanlarının en sevdiği müzik aletleridir.
Çoğunlukla erkekler tarafından oynanan halk dansları, Mevlevi semalarını anımsatıyor. Beyaz-sarı tenleri ve koyu kaşlarıyla, portrelerinde Türkiye Türklerini, hatta neredeyse kendi kardeşlerinizi görebilirsiniz.
Kadınların giyim tarzı, özellikle başlarını örtme biçimleri, yuvarlak şapkalarının üzerine taktıkları beyaz eşarplar, ulusal kıyafetleri ve takıları, ninelerimizi anımsatıyor.
Şaşırtıcı bir şekilde, Hunza halkı henüz kanser gibi tehlikeli hastalıklardan muzdarip değil. Nüfus oldukça eğitimli ve bilgili.
Kimi yaşlı Hunzalarla biraz güç de olsa Türkçe konuşmak mümkün. Zira yukarıda vurgulandığı gibi Pamir Dağları ve Orta Asya'dan göç eden Kırgız ve Kaşgar Türkleriyle yan yana yaşayan bu insanlarla Türkçe anlaşabilmek mümkündür. Ayrıca gençler mükemmel İngilizce de konuşuyorlar. Genç erkeklerin çoğu Pakistan ordusunda askerlik hizmeti görüyorlar.
Hunzalar’ın yaşantılarını saptamak amacıyla bölgeye giden bir gazeteci-muhabiur grubuna öğüt veren bir Hunzalı şunu söylüyor:
“Hunza halkı kadar uzun yaşamak istiyorsanız, daha çok çiğ ve kuru meyve tüketin. Özellikle kayısıyı günlük beslenmenizin bir parçası yapın. Temiz su için, et yiyin. Hoş olmayan haberlerden ve olumsuz olaylardan uzak durun…”