Türk Dünyası’nın UNESCO’su demek olan TÜRKSOY Kuruluşu, 2025 yılında yapacağı tüm etkinlikleri doğumunun 230. Yıldönümü nedeniyle Kıbrıslı Âşık Kenzi’ye adamış idi. Nitekim, bu kuruluşun resmi internet sitesinden öğrendiğime göre, yıl sonuna kadar bazı etkinlikler yapılmıştır. Bildirildiğine göre son düzenleme de 28 Kasımda, Türk Dünyası Başkenti olarak ilan edilmiş olan, Kazakistan’ın Aktau kentinde yapılacak idi.
Asıl adı Kasım olan Âşık Kenzi 1795 yılında, Kıbrıs’ta dünyaya geldi. Küçük yaşta Kıbrıs’tan ayrılarak Anadolu’ya geçti, Osmanlı İmparatorluğunun birçok yerini dolaştı, evlenerek Edirne’ye yerleşti. Bektaşi tekkelerinde yetişti. Geçimini kahvehanelerde saz çalarak sağladı. Kıbrıs’la ilgisini kesmeyen Âşık Kenzi, 1833 yılında Rumların isyan çıkarması üzerine Kıbrıs’a gitti. Adada olup bitenler onu duygulandırdı ve meşhur Kıbrıs Destanı’nı orada yazdı.
1826’da patlak veren Reşid Mehmed Paşa komutasındaki Türk - Yunan savaşlarına da katıldığı anlaşılan Kenzi, Mesolongi ve Atina çarpışmaları üzerine üç destan yazdı. Bir divan oluşturacak kadar çoğu aruz vezniyle yazılmış olan şiirler bıraktı.
Merhum dostumuz, araştırmacı, şair, yazar, öğretmen Harid Fedai tarafından düzenlenmiş olan “Divan”ında kasideler, tarihler, gazeller ve destanlar bulunmaktadır.
1840 yılında Edirne’de vefat etmiş olan Kenzi’nin Kabri Edirne’de Musalla Bakkalı önündeki mezarlığındadır. Mezar taşına yazılan ve h. 1255 yılını işaret eden aşağıdaki beyit onun ölümüne yazılan tarihtir:
"Azm-i ‘ukba eylediğim gûş edenler fevtine
Didiler târih: Kenzî çekdi dünyadan ayağ”
Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu Başkanlığını yaptığım dönemde, sık sık etkinliklerimize davet ettiğim Merhum Harid Fedai, Kenzi için şöyle demektedir:
“Bir bakarsınız Kalkandelen’dedir, çok soğuk geçen 1245 (Miladi 1829) kışını, ya da Abdurrahman Rasim Paşa’nın kale yaptırdığını anlatır; bir bakarsınız Üsküp’tedir, Üsküp Nazırı Hasan Bey’in paşa olmasına tarih düşürür; ya da Yanbolu’da, Tiran’dadır. Şehir meydanına birer saat kondurulduğunu izleyip yazarken ‘Yanya mahbublarının aklını perişan eylediği’ni de eklemeyi unutmaz. Kenzi’nin Kıbrıs sevgisi tutku halindedir. (…)
“Kenzi’nin en büyük emeli aruzla şiir söylemek ve divan şairleri gibi bir divan oluşturmaktı. Ancak belli bir öğrenim düzeyinden geçmemiş öbür halk şairleri gibi Kenzi’de de aruz yanlışlarına sık sık rastlanmaktadır. Yalnız, kelime hazinesi bakımından aruzla söylemeğe meraklı öbür halk şairlerinde rastlanamayacak denli, dolu bir dağarcığı vardır. Hele, uyak endişesiyle kullandığı bir bölüm sözcükler, değme sözlüklerde bile bulunmaz.”
Kenzi hakkında araştırma yapmış ve yazmış olan Prof.Dr.Erman Artun, Özdemir Çobanoğlu, M.Sabri Koz vb.gibi halkbilimci dostlarımın ortak değerlendirmelerine göre âşık, güçlü bir destan şairidir.
Destanlar, Türk edebiyatının en eski şiir formlarından biridir. Destanlar, âşıkların bir kahramanlık hikayesini veya bir olayı anlattığı koşma nazım biçiminde yazdığı şiirlerdir. Âşıklar, toplumsal konuları en çok destanlarda işlemişlerdir. Günlük hayatın küçük olaylarından büyük sosyal hareketlere kadar destanlar her türden olayı içine alır. Destanlarda genel temalar yerine belli bir olay veya bazıları kalıplaşmış toplumu derinden etkileyen çeşitli olaylar, hayat sahneleri, yankı uyandıran savaşlar, ayaklanmalar, kıtlık, deprem, yangın, salgın vd. gibi belli konular işlenir. 19. yüzyılın sonlarından itibaren güldürücü, taşlama, tenkit, öğüt ve hiciv ögelerinin hakim olduğu destanlara da rastlanmıştır. Bazı meslek erbabı da destanların konusu olmuştur. Halk gelenekleri ve sosyal düzenle ilgili konularda da destanlar yazılmıştır.
Aşağıda Kenzi’nin iki destan şiirini sunuyorum:
-1-
Vücudu şehrini odlara yakma
Muskayı kübradır gönle hor bakma
Gönlümün binasını gaspedip yıkma
Tamir kabul etmez harap olunca
Efendim aman aman ben yandım
Kaşı da gözü kemanım efendim
Efendim aşkınla işte püryanım
Semalara çıktı ahü figanım
Sefalar mı getirdin kaşı kemanım
Kenzi'nin ciğeri kebab olunca
Efendim aman aman ben yandım
Kaşı da gözü kemanım efendim
Sana dirim sana ey şaşkın ahmak
Geçti eski günler sen şimdiye bak
Hiç ateş istemez yaktığın ocak
Kiminin tepeden tüter dumanı
Efendim aman aman ben yandım
Kaşı da gözü kemanım efendim
-2-
Reşid Paşa der ki Hakk ide yardım
İşte Atina’nın üstüne vardım
Havale’yi alıp Variş’i sardım
Kurdum urdum karşı canan bendedir
Reşid Paşa der ki Hakk ide yardım
İşte Atina’nın üstüne vardım
Havale’yi alıp Variş’i sardım
Kurdum urdum karşı canan bendedir
Allak bullak oldu İslam’la düşman
Bir vâveylâdır ki gitti bir zaman
Parlar heman kargı, kılıç, yatağan
Satır çatırtısı çıktı semâya
Baltepe vasfını eyleyem takrir
İcâzet var ise canım efendim
Resm-i kemâlatın ideyim tahrir
Söyleyem bir bir beyan efendim
Keremin var olsun devletin daim
Şad ittin bu kalb-i mahzunı tekrar
Ey benim efendim sevgili Şahım
Seni de şad itsin Hazret-i Settâr
Merdliğine söz yok kim âşikârdır
Arnavutça dahi türküsü vardır
Kenzî’den muhtasar bir yadigardır
Söylensin dillerde Dâsıtân-ı Sül
Vidin mansıbında geldi fermanı
Meselong üstüne cevlan göründü
Ol saat dinleyip emr-i sultanı
Celalet-i Âli Osman göründü
Çalınır tabl-ı ceng ney ile zurna
Taburlar dizilir katar-ı turna
Kırmızı fes mavi püskül serâpâ
Başka bir urur tırampetaları
Pizeren şehrine uğradı yolum
Şehri güzel ama insanı fena
Bir diyarda olmaz andeki zulum
Dide-i ibretle kıldım temaşa
Sene bin iki yüz kırk dokuz içre
Nakl idem dinleyin bir hoş hikâyet
Kıbrıs bir meşhur yer Akdeniz içre
Söylenir dillerde bulmuştur şöhret
Bir zaman Mağripde serhad beklerken
Hele bir takriple itdim firarı
Firarımla Kıbrıs şehrine düştüm
Bulmadım koduğum akrabaları