Geçtiğimiz yüzyıllarda Halifelik görevini de üstlenen ecdadımız, Yüce Dinimiz İslâma liderlik etmiştir. Ulusal Kurtuluş Savaşımız sürecinde, kimi Arap Ülkelerinin bizi sırtımızdan hançerlemeleri yüzünden, bu ülkelerde siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkilerimiz gerilemiş, hatta durmuştur. Ama zaman, her türlü sorunun aşılmasında en güçlü ilaç olarak, kimi dargınlıkların unutularak yeni sayfalar açılmasını sağlamıştır.
Dün İslâmın kalbi olan Medine, benim askerim tarafından nasıl savunulmuş ise, bugün de T.C.Cumhurbaşkanı liderliğinde oluşturulan bir güç tarafından savunulması hususunda bir ittifak anlaşması yapılmıştır.
I. Dünya Savaşı başladığında Musul’daki 4. Ordu'ya bağlı 12. Kolordu komutanı Ömer Fahrettin (Türkkan) Paşa idi.
1915 yılında 4. Ordu komutan vekilliğine atanan Paşa, bu bölgede görevli iken hem tehcire tâbi tutulan Ermeniler ile mücadele etti, hem de Urfa, Zeytun, Musadağı ve Haçin'deki Ermeni isyanlarını bastırdı.
1916 yılında 4. Ordu komutanı Cemal Paşa tarafından Medine'deki Hicaz Seferi Kuvvetleri komutanlığına atandı. O arada İngilizlerin desteğinde isyana girişen Şerif Hüseyin ordusuna karşı kısıtlı imkanlar ve zor şartlar altında iki yıl yedi ay süreyle, Medine’yi savundu. Bu yüzden vefat ettiği güne kadar "Medîne Müdâfii", "Türk Kaplanı", "Çöl Kaplanı", "Medine Kahramanı" lakaplarıyla anıldı.
Medine Kuşatması'ndan sonra savaş esiri olarak önce 27 Ocak 1919 tarihinde Mısır'a, daha sonra da 5 Ağustos 1919 tarihinde Malta'ya sürgün edildi. Sürgün sırasında savaş suçlularını yargılamak üzere İtilaf Devletleri tarafından İstanbul'da kurulan Nemrut Mustafa Paşa Divân-ı Harbî adı verilen mahkeme tarafından idama mahkûm edildi. Ancak Ankara Hükümeti'nin girişimleriyle 8 Nisan 1921 tarihinde Malta'dan kurtulduktan sonra Eylül 1921 tarihinde Türk Kurtuluş Savaşı'na katılmak üzere Ankara'ya geldi.
Başkomutan Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından Güney Cephesi'nde Fransız Ordusu'na karşı savaşan Türk kuvvetlerini birleştirmekle görevlendirildi. Fransızlarla Ankara Antlaşması'nın imzalanmasıyla güneyde savaş sona erince 9 Kasım 1921 tarihinde TBMM tarafından Pakistan Büyükelçiliği görevine atandı ve Kabil’e giderek Türk-Afgan dostluğunun gelişmesinde önemli rol oynadı.
Ömer Fahrettin Paşa 1936 yılında Korgeneral rütbesi ile ordudan emekli oldu. 1868 yılında, bugün Bulgaristan sınırları içerisinde olan Rusçuk kentinde Dünyaya gelen Paşa, 22 Kasım 1948 tarihinde de bir tren yolculuğu sırasında Eskişehir yakınlarında kalp krizi geçirerek vefat etti. Vasiyeti üzerine İstanbul’da, Aşiyan Mezarlığına defnedildi.
Mekteb-i Harbiye'yi birincilikle bitirdi. Erkân-ı Harbiye Mektebi'ni bitirdikten sonra 1891 yılında Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle göreve başlayan Fahrettin Paşa, ilk olarak Erzincan'da bulunan 4. Ordu'da görev yaptı. Ayrıca Osmanlı-Rus sınırı tahdit komisyonunda görevliydi. 1904 yılında Ayvalık'ta çıkan Rum ayaklanmalarını bastırmak ile görevli Örfi İdare Mahkeme Başkanıydı. 1909'da Balkan Savaşı'nda Çatalca savunmasında ve Edirne'nin geri alınışında görev yapmıştı.
1900'de Ferik Ahmet Paşa'nın kızı Ayşe Sıdıka Hanım (1884-1959) ile evlendi. Bu evlilikle Fatma Nilüfer Türkkan, Suphiye Türkkan, Mehmet Selim Türkkan, Mehmet Orhan Türkkan ve Ayhan Türkkan Dünyaya gelmişlerdi…
BUGÜNKÜ MEDİNE SAVUNMAMIZ
ABD Başkanının hadsiz ve hesapsız söylemleri, onun şımarttığı İsrail’in densizlikleri, tüm İslâm Ülkeleri gibi, Ülkemizin de çok, ama pek çok dikkatli olmamızı gerektirecek düzeydedir. Bu nedenle, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmanın ülkeler arası ilişkiler açısından önemi oldukça büyüktür. Karşılıklı savunma anlaşması olarak imzalanan belge, diplomatik ilişkileri yeni bir düzeye taşımaktadır. Anlaşma askeri ortaklığı daha ileri seviyeye taşıyacaktır.
Günümüzde Orta Doğu’nun, ABD, İsrail ve İran arasında büyük ölçekli savaş alanına dönüştüğünü görmekteyiz. Orta Doğu’da önemli krizlerin yaşandığı bu dönemde böyle bir anlaşmanın imzalanmış olması özellikle dikkat çekicidir. Bölge ülkeleri siyasi, ekonomik, sosyal ve diğer birçok alanda tehditlerin mevcut olduğu döneme adım atmıştır. Bu anlaşma güvenlik düzeninin yeniden şekillendirilmesi gerektiğinin önemini ortaya koymaktadır. Anlaşmanın temel ilkesi, ülkelerden herhangi birine yönelik silahlı saldırının üçüne de yönelik saldırı olarak kabul edilmesidir. Anlaşmanın gerçek önemini ortaya koyan asıl detay çeşitli aktörler tarafından farklı konumlardan değerlendirilmesidir. Türkiye’nin bakış açısından baktığımızda anlaşma, bölge üzerinde sahiplenme girişimlerini ifade etmektedir. Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır gibi bölge ülkeleri için güvenlik garantilerinin çeşitlendirilmesini ele almaktadır. Batı’nın bakış açısına göre ülkelerin güvenlik politikalarında yapılan yenilenme süreçlerini ifade etmektedir.
Mekke Anlaşması, Türkiye’nin bölgesel vizyonunu ve güvenlik politikalarını ele alan stratejik öneme sahip belge olarak değerlendirilmektedir. Anlaşma, Türkiye’ye bölgesel sorunların çözümünde ve krizlerin yönetilmesinde önemli imkanlar sunacaktır. Türkiye’nin krizlerin çözümünde belirgin diplomatik girişimlerinin olduğu malûmdur. Türkiye açısından Mekke Anlaşması’nın en önemli yönü, bölgesel güvenlik konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeye yönelik bir adım olmasıdır. Gerek Cumhurbaşkanımızın, gerekse kimi Bakanlarımızın çeşitli vesilelerle vurguladıkları gibi bu anlaşma,
savunma amaçlı olmakla kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi hedeflemektedir.
Suudi Arabistan’a göre anlaşmanın temel amacını, etkili nüfuza sahip ülkelerle iş birliği yapmak ve daha kapsamlı güvenlik önlemleri oluşturmak olarak değerlendirebiliriz. Anlaşma, Suudi Arabistan’a taraftar ülkelerin askeri ve savunma sanayii kapasitelerine daha hızlı erişimine olanak sağlaycaktır. Günümüzde Suudi Arabistan, Arap Yarımadası çevresindeki deniz ticaret yollarını güvence altına almak için deniz koalisyonu projesi üzerinde çalışmaktadır. Türkiye’nin deniz savunma sistemleri açısından geliştirdiği proje deneyimleri bu konuda ek faydalar sağlayacaktır. Suudi Arabistan’ın finansal ve enerji gücü gelecekte ülkelerin yeni projeleri hayata geçirmeleri adına büyük fırsatlar sunacaktır. Anlaşmanın, Suudi Arabistan’ın savunma sanayileşmesi açısından da önemli sonuçlara neden olacağı öngörülmektedir. Güvenliğinin dayandığı yetenek ve sistemlerin üretimi, bakımı ve geliştirilmesi üzerinde daha fazla kontrol elde etmek Suudi Arabistan’ın gelecekte esas hedefleri olacaktır. Dolayısıyla Mekke Anlaşması, Suudi Arabistan’ın stratejik seçeneklerinin genişlemesini temsil etmektedir.
Mekke Savunma Anlaşması, Pakistan için yalnız bölgesel değil hem de küresel alanda etkili öneme sahiptir. Bir taraftan Pakistan, Çin ile stratejik ilişkilerini sürdürmekte ve farklı anlaşmalarla ilişkileri ileri düzeyde geliştirmektedir. Diğer taraftan ABD ile bağlarını tamamen koparmamakla dengeleme politikası yürütmektedir. Suudi Arabistan’la ise ilişkiler hem ekonomik hem de siyasi açıdan büyük öneme sahiptir. Türkiye de savunma sanayii ve askeri teknoloji açısından Pakistan için giderek daha önemli konuma yükselmektedir. Dolayısıyla bu anlaşma, Pakistan’a Güney Asya’daki stratejik konumunu güçlendirmeye devam etmekle birlikte, Orta Doğu’daki etkisini genişletme için yeni fırsatlar sunmaktadır. Başbakan Şahbaz Şerif, anlaşmanın gelecek nesiller için “barış kalkanı” işlevi görmesini umduğunu ifade etti. Anlaşma ülkenin bölge üzerindeki etkisini yalnız askeri açıdan değil, hem de siyasi ve ekonomik yönümden pozitif etkileyecektir. Anlaşma Pakistan’a hem bölgesel güvenlikteki rolünü artıracak, hem de yeni savunma pazarlarına erişimini sağlayacaktır.
İran için önemli olan anlaşmanın açıklanan amacı değil, bunun sonucunda ortaya çıkacak askeri kapasitedir. Anlaşma Türkiye’nin savunma sanayii gücünü, Pakistan’ın askeri gücünü ve Suudi Arabistan’ın coğrafi konumunu birbiriyle birleştirmektedir. Bu durum, İran’a karşı daha koordineli bir güvenlik yapısının ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir. Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Mekke çerçevesinin açıkça İran karşıtı bir güce dönüşmesi, anlaşmanın kurucularının bakış açısından bile arzu edilmeyebilir. Bunun nedeni, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın İran ile bağlarını tamamen koparmamış olması; ayrıca Pakistan’ın İran ile uzun bir sınırı paylaşmasıdır. Aynı zamanda, İran’a karşı açık bir tavır almanın anlaşmanın geleceği için tehlike oluşturduğunu söyleyebiliriz. Tahran’ın bakış açısına göre anlaşmanın İran için tehlike oluşturacak yönü yoktur. Anlaşmanın sürdürülebilirliği, İran’ı hedef alan bir askeri blok ile İran’la aynı anda rekabet ve diplomasi yürütebilen esnek bir güvenlik mekanizması arasındaki tercihe bağlı olacaktır. İran açısından en kötü senaryo, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin zamanla kurumsallaşmasıdır. Gelecekte, İran ve ona bağlı aktörleri merkez alan bir tehdit algısının ortaya çıkması, İran’ın atacağı adımlara bağlı olacaktır. Anlaşma gelecekte kurumsal bir çerçeveye dönüşürse, bu süreç Tahran üzerindeki askeri, siyasi ve ekonomik baskıyı yoğunlaştırabilir.
Mısır’ın, anlaşmaya katılan taraflarla kapsamlı ilişkilere sahip olduğunu açıkça belirtmeliyiz. Mısır’ın, Orta Doğu’nun geleceğinin şekillendirilmesi yönünde atılacak adımlarda önemli bir rol oynayacağını söyleyebiliriz. Anlaşma’ya taraf devletler ile Mısır arasındaki ilişkiler giderek artan bir hızla genişlemektedir.
Kuşkusuz Mekke Savunma Anlaşması, Türkiye için NATO’ya alternatif olarak değil, NATO üyeliğiyle paralel olarak bölgesel bir güç politikası izlemek amacıyla tasarlanmıştır. Aynı zamanda anlaşma, İslam dünyası içinde daha güçlü bir dayanışma ve kolektif savunma arayışı olarak sunulmaktadır. İran’ın bakış açısından, üç ülke ile “derin dini, tarihi ve medeniyet bağlarına” vurgu yapılarak endişe yaratacak bir durumun olmadığı belirtilmiştir. Ülkelerin bakış açısından dikkate alınması gereken temel konu, bu ülkelerden herhangi birine yönelik bir saldırı durumunda nasıl bir yanıt oluşturacaklarıdır. Bu açıdan bakıldığında, tarafların resmi olarak büyük çaplı bir askeri harekata başvurma olasılığı düşüktür. Çünkü bu durum, daha da büyük çaplı bir bölgesel krize yol açacaktır. Bununla birlikte, ülkeler birbirlerine çeşitli şekillerde destek sağlayacaktır. Mekke Anlaşması, ABD’nin bölgedeki etkisinin tamamen sona erdiğini göstermez; aksine, ABD’nin etkisinin artık daha büyük bir rekabetle karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Mekke Savunma Anlaşması, katılımcı ülkeler için başarılı bir adımdır. Bu anlaşma, hem bölgesel güvenlik mimarisini koruma hem de bölge içinde daha yakın siyasi ve askeri iş birliğine doğru atılmış adımdır. Dolayısıyla güçlü bir caydırıcılık sağlayan, ancak Türkiye’yi her bölgesel çatışmaya doğrudan dahil etmeyen esnek bir mekanizma olacaktır.
Mekke Savunma Anlaşması, T.C.Hükümetinin, son yıllardaki diplomatik başarılarının devamıdır. Bu başarısından dolayı, öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür etmemiz gerekmektedir. Ülkemiz için çok önemli olan bu anlaşmanın, hayırlı olmasını diliyorum.