Meral Günay

İsteyeni Bos Cevirmemek

Meral Günay

İnsanın insanla sınandığı bu dünya imtihanında, kapımıza gelen her muhtaç aslında nasibimizi ve gönül derinliğimizi ölçen bir rahmet vesilesidir. El açmak yahut dilenmek ahlaki yönden teşvik edilen bir durum olmasa da kapıya geleni azarlamak, incitici sözlerle rencide etmek medeniyetimizin ve inancımızın nezaketine büsbütün aykırıdır. Yüce Kitabımızda Duha Suresi’nde beyan buyurulan "Yetimi sakın ezme, isteyeni de sakın azarlama!" emri, insan onurunu korumanın en temel ölçüsünü koymaktadır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), hayatı boyunca bu ilahi düstur doğrultusunda yaşamış; isteyeni asla rencide etmemiştir. İhsanın azı çoğu olmaz ilkesiyle "Yanık bir koyun tırnağı da olsa verip fakiri geri çevirmeyiniz" buyuran Efendimiz, verecek hiçbir şeyimiz olmadığında dahi mütebessim bir çehre ve tatlı bir sözün sadaka sayıldığını bildirmiştir. Bir kimseyi imkânsızlıktan dolayı geri çevirmek gerekse bile bu tutum "Redd-i cemil" yani güzellikle, kırıp dökmeden gerçekleşmelidir. Kestirip atan soğuk ifadeler yerine, "Allah bizi de seni de rızıklandırsın" dualı niyazıyla mukabele etmek mümince bir inceliktir. Nitekim kaynaklarda belirtildiği üzere, kapıya gelen bir isteyici bazen Cenâb-ı Hakk'ın bize ihsan ettiği mülkü nasıl tasarruf ettiğimizi gözeten bir imtihan vesilesidir.

Ecdadımız ve selef-i salihin, kapılarına gelen muhtaçları bir yük değil, günahlara kefaret olan birer ganimet olarak görmüşlerdir. Hasan bin Salih’in gece kapısına gelen muhtaca verecek yiyeceği olmayınca karanlıkta yolunu aydınlatması için elindeki yanan çırayı ikram etmesi; Habib-i Acemi’nin gafletten uyanışına vesile olan ibretli hadise bu derin hassasiyetin nişanesidir. Hz. Ali Efendimizin, günlerce kapısına bir misafir yahut muhtaç gelmediğinde "Acaba bir kusur mu işledim ki Rabbim beni gözden çıkardı?" diyerek gözyaşı dökmesi, verme eyleminin verene kazandırdığı manevi dereceyi gösterir.

Hayatın koşuşturmacası içinde "El kârda gönül yârda" şuuruyla yaşarken, kapımıza uzanan eli boş çevirmemek asıldır. Küçük bir tebessüm, sıcak bir kelam yahut imkân dâhilinde verilecek mütevazı bir ikram, hem muhtacın izzet-i nefsini korur hem de kendi hanemizin manevi bereketini artırır. Gönül kapımızı çalan hiç kimseyi incitmemek, veremiyorsak da nezaketle uğurlamak kulluğumuzun en zarif süsüdür.
 

Yazarın Diğer Yazıları