İslâm dininde ahlâkı imandan ayırmak mümkün değildir. Çünkü Allah’ın emirlere boyun eğmek imanın gereğidir. Ahlâki bakımından değerlendirilmeye tâbi tutulan tek varlık sadece insandır. İnsan dışındaki canlılar ahlâki açıdan herhangi bir değerlendirmeye tâbi tutulamazlar. Din ahlak demektir. İslâm dininin de amacı, insanı güzel ahlâk sahibi yapmaktır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz “Ben yüksek ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuşlardır. Güzel ahlâklı insanın en belirgin özelliği, kötülüklerden kaçınıp iyilikleri istemesi ve onları uygulamasıdır. İyiliğin ve kötülüğün ne olduğunu soran bir kişiye Peygamber Efendimiz şöyle cevap vermiştir:
"İyilik, güzel ahlâktır. Kötülük (günah olan şey) de seni içten içe rahatsız eden ve insanların fark etmesinden hoşlanmadığın şeydir." ( Buhârî, Edebü'l-Müfred, nr. 295; Müslim, Birr, 5; Tirmizî, Zühd, 55; Beyhakî, Şuabü'l-imân, nr. 7995; Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 5163.)
Güzel ahlâk, aynı zamanda kişideki imanın olgun olup olmadığının da göstergesidir. İman açısından en olgun mümin, güzel ahlâk sahibi olan ve ailesine iyi davranandır.”(Tirmizî, Radâ', 11 (nr. 1162); Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/250; Beyhakî, Şuabü'l-İmân, nr. 7981; Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 5131.)
hadisi bu hususu dile getirmektedir.
Görüldüğü gibi iman ile ahlâk arasında kuvvetli bir ilişki vardır. Güzel ahlâk sahibi olmak olgun bir imana sahip olmanın göstergesi durumundadır. Kötü ahlâk da imandaki zayıflığa işaret eder.
Çünkü İslâm'da dinamik, harekete geçirici bir iman anlayışı vardır; insanların sadece iman etmeleri değil, aynı zamanda güzel davranışlarda bulunarak imanlarını süslemeleri emredilir. Nitekim bu hususta çok sayıdaki ayette “illellezine âmenu ve amilussalihat/onlar iman eder ve sâlih amel işlerler” buyrulur.(bak. Bakara 227, Kehf 107, Meryem 96, Yunus 9, Fussilet 8, Hud 23 vb) Asr suresi ise bunların hepsinin özeti niteliğindedir:
"Asra andolsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip güzel amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır" (Asr 103/1-3.)
İman ve amel, bir bütünü oluşturan parçalar değil, ayrı ayrı şeylerdir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de: “ İnnellezîne âmenû ve amilussâlihati.../ İman edip sâlih amel işleyen, namaz kılan ve zekât verenler var ya onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” (Bakara 2/ 277.) buyrulmuş, amel, iman üzerine atfedilmiştir. Arapça gramer kuralına göre ancak ayrı ayrı manada olan şeyler birbirine atfedilebilirler. Daha açık bir ifade ile eğer amel imanın bir parçası olsaydı “İnnelleziİne âmenû/ İman edenler” ifadesinden sonra “ ve amillussâlihati/ sâlih amel işleyenler” denmesine gerek kalmazdı.
Dinden çıkmak Başka Günahkâr Olmak Başkadır
İman ettiği halde amel etmeyen, iyi ameli az fakat kötü ameli çok olan Müslüman Kâfir olmaz, sadece günah işlemiş olur.
Bu konuda farklı görüşler olmakla beraber Ehl-i Sünnetin görüşü, farz olan ibadetleri yapmamak ve büyük günah işlemek insanı dinden çıkarmaz, günahkâr yapar. Dinden çıkmak başka, günahkâr olmak başkadır.
İman ve ibadet esasları ile ahlakî buyrukları kesin çizgilerle birbirinden ayırmak mümkün değildir Sahaları ayrı gibi görünürse de birbirleriyle kaynaşmış durumdadırlar
İmanın olgunluğu ahlakın güzelliği ile ilgilidir. Hz Aişe Validemiz anlatıyor: Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "İman yönünden müminlerin en olgunu ahlâkı en güzel olanlarıdır En hayırlınız da kadınları için hayırlı olanınızdır.” (Tirmizi, Rıda11)
Ahlâkın iman ile olan münasebetini şu hadisi şerifler çok güzel açıklıyor: Peygamberimiz buyuruyor: "Hiç biriniz, kendisi için arzu ettiğini kardeşi için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz."(Buharî, İman, 7; Müslim, İman, 17)
Buradaki "İman" dan maksat olgun imandır Yani bir kimsenin olgun manada iman etmiş olması kendisi için istediği iyilik ve güzellikleri din kardeşi için de istemesi gerekir.
Bir başka hadisi şerifte ise:
“İman, yetmiş küsür derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.” (Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.) Buyurmuşlardır.
Hadislerde kişideki iman ve teslimiyetin mükemmelliği ahlakının mükemmel olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Kişi ahlakî kurallara ne kadar riayet ediyorsa imanı o kadar kuvvetli, ne kadar ahlâkî zafiyeti varsa o kadar iman zafiyeti var demektir.
"Bir sahâbî Peygamberimiz (a.s.)'e;
İslam nedir? Diye sorar. Peygamberimiz,
"Güzel söz söylemek ve yemek yedirmek, insanlara ikramda bulunmaktır" cevabını verir. Sahâbî,
"İman nedir?" diye sorar, Peygamberimiz,
"Sabırlı ve hoşgörülü olmaktır" cevabını verir. Sahâbî,
"Hangi İslam (müslüman) daha faziletlidir?" diye sorar. Peygamberimiz,
"Elinden ve dilinden müslümanların zarar görmediği kimse" cevabını verir. Sahâbî,
"İman(ın gerektirdiği hangi davranış) daha faziletlidir?" diye sorar. Peygamberimiz,
"Güzel ahlaktır" diye cevap verir. Sahâbî,
"Hangi namaz daha fazîletlidir?" diye sorar. Peygamberimiz,
"Kıyamı uzun olan namazdır?" cevabını verir. Sahâbî,
"Hicretin hangisi daha fazîletlidir?" diye sorar. Peygamberimiz,
"Rabbinin hoşlanmadığı şeyleri terk etmendir" cevabını verir….” (Ahmed, IV, 385.)