Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Müslümanlardan hırsızlık, zina, içki gibi had cezası gerektiren en ağır suçları işleyenlerin bile Cennete girebileceğini belirtir, fakat yalanı Müslümana bir türlü yakıştıramaz. Çünkü küfrün ve münafıklığın temeli kizb yani yalancılıktır. Çünkü münafık iman etmediği halde iman ettim diyerek yalan söyler. Küfr ise gerçeği/hakikati örmek demek olduğundan en büyük yalancılıktır. İmanın ve İslâmiyet in esası ise sıdk/ doğruluktur. Zümer suresi 32. ayette ve Maun suresinde geçen yalanlama kâfirlikle, gerçeği örtmekle ve dini yalanlama ile ilgilidir.
“Yalan sözden sakınınız.” (Hac 22/30).” Ey İman edenler! Allah tan korkun ve doğru söz söyleyin “(Ahzâb 33/70).
Hadisi şeriflerde buyrulur ki:
“İçinde kuşku uyaran şeyleri bırak, terk et (kuşku olmayan bir iklimde yaşa). Doğruluk insanın içinde itmi nan (tam inanma, kalbin tatmin olması) ve oturaklaşma hâsıl eder. Yalana gelince burkuntudur, bulantıdır.” (Tirmizî, Kıyame, 60)
“Dâima doğruluğu araştırın; doğrulukta helâkinizi görseniz bile. Ancak muhakkak ki doğrulukta sizin kurtuluşunuz vardır.” (Kenzü l-Ummal, 3/344)
“Doğruluktan ayrılmayınız. Doğruluk sizi birr e, o da sizi Cennet e götürür. Kişi doğru olur ve daima doğruyu araştırırsa Allah katında sıddîklardan yazılır. Yalandan sakının. Yalan insanı günaha, o da Cehennem e götürür. Kişi durmadan yalan söyler ve yalan araştırırsa Allah katında yalancılardan yazılır.” (Buhari, Edeb, 69)
Bir mü’minin doğru olması yetmez, ben doğruyum diyen bir mü’minin doğrularla bir ve beraber olması gerekir. Çünkü Allah:
“Ey iman edenler Allah'tan korkun ve sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi,119) buyurur.
Yalan konuşmak günahların en büyüğü ve çirkini olup; Münafıklık alâmetlerindendir. Sevgili Peygamberimiz ömrü boyunca hiç yalan söylememiş ve bizlerede yalan söylemememizi emretmiştir. Bu yüzden kendisine “Muhammedülemin” denilmiştir.
Hz. Nuh Aleyhisselam’dan sonra her peygamberin, kendi ümmetine haber verip uyardığı, (Buhari, Fiten 27,Müslim,Fiten 100-103.) insanlığın en büyük fitnesini hâsıl edecek kimsenin “Deccâl” olarak tavsif edilmiş olması, konumuzu ilgilendirir. Çünkü Deccâl, lügat açısından mübalağa sigası ile hakkı/gerçeği gizleyen, örten, yani “yalancı” demektir. Demek ki, ahir zamanda hep yalan ve iftirayla yol alan bir zümre, insanlığa bir surette hâkim olacak, çok büyük mânevî tahribatlar yapacaktır. Hadisi şeriflerde Deccal ve çıkaracağı fitneye önemle dikkat çekilmesi dikkate değerdir. Çünkü yalan sıdkın, doğruluğun zıddıdır. Kısacası Yalan islamın ve imanın zıddıdır.