Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsüne Filistin ve Gazze’de aylardır süren soykırımın baş faili İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu çıktığında, vicdan sahibi onlarca ülkenin temsilcisi salonu terk ederek tarihi bir protestoya imza attı. İspanya’dan İrlanda’ya, Brezilya’dan Güney Afrika’ya ve Türkiye dahil birçok basiretli ülkeye kadar 70’in üzerinde devlet diplomatik duruşunu sergiledi. Ancak gözlerin çevrildiği o tarihi anda, başta kardeş bildiğimiz Azerbaycan olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Fas gibi kimi Müslüman ülkelerin temsilcileri koltuklarında oturmaya ve zalimin nutkunu dinlemeye devam ettiler.
Gayrimüslim ulusların bile soykırımcının yüzüne bakmayı reddedip salonu boşalttığı bir durumda, kendisini Müslüman olarak tanımlayan devletlerin bu pasif, ilkesiz ve adeta yapılan zulmü onaylar nitelikteki tavrı ne insani değerlerle ne de ilahi kelamın emrettikleriyle bağdaşır. İslam dinine göre zulme seyirci kalmak, o zulmün ortağı olmaktır.
KUR’AN-I KERİM İLE SABİT: ZALİME MEYLETMENİN HÜKMÜ
Kur’an’ın ifadesiyle “Kâfirleri dost edinmek zulüm; onları dost edinenler de zâlimdir” (Tevbe: 23). Çünkü “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, zâlimlerin ta kendileridir” (Mâide: 45), “Şirk en büyük zulümdür” (Lokman: 13) ve “Kâfirler (in tümü) zâlimdir” (Bakara: 254).
Yüce kitabımız Kur’an’da: “İnne hezel gurâne yehdî lilletî hiye egvemu” (İsrâ: 9) “Şüphesiz ki bu Kur'ân, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir” buyrulduktan sonra, Müslümanları bu doğruluktan saptıracak hayati tehlikeye dikkat çekilerek şöyle ferman buyrulmaktadır: “Vela terkenu ilellezine zalemû fetemessekümünnâru” “Zalimlere yanaşmayın (onlara yandaşlık etmeyin, meyletmeyin), yoksa size de ateş dokunur!” (Hûd: 113) Kur’an-ı Kerim’in bu açık tespitine göre, Kur’an yolundan ayrılmak ve sapmak; zalimlere yönelmek ve onlara meyletmektir. Bu meylin miktarı, azı veya çoğu önemli değildir. Onların yaptıkları haksızlıkları ve zulümleri onaylar anlamına gelecek şekilde yüzlerine tebessümle bakmak, aynı meclisi paylaşmak dahi yasaklanmıştır. Ayet-i kerimede geçen “Terkenû” kelimesi; yağcılık ve yardakçılık etmek, haksızlıklara rıza göstermek, en ufak bir şekilde bile olsa zalimlere meyletmek ve onlardan yardım/ dostluk ummak şeklinde tefsir edilmiştir (İbn Kesîr, Tefsîru’l Kur’âni’l-Azîm, Hûd: 113. Ayet Tefsiri).
TEFSİR ÂLİMLERİNİN UYARISI
Büyük müfessir Kurtubî, bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir: “Küfürle dostluk küfür, Allah’a isyan edenle dost olmak isyandır. Çünkü dostluk ancak sevgiden ve yakınlıktan doğar. Bu hükmün tek istisnası, zalimin kötülüğünden korunmak adına çaresiz kalınan sığınma durumlarıdır” (Kurtubî, el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'ân, Hûd: 113).
İbn Abbâs’tan (r.a.) nakledilen görüşlerde Ali İbn Ebu Talha ayetteki meyli “Zalimlere yağcılık yapmayın” şeklinde açıklarken; Avfî, “Küfre meyletmek”; Ebu’l-Âliye ise “Onların amellerini hoşgörüyle karşılamayın” demiştir. İbn Cüreyc’in İbn Abbâs’tan getirdiği “Haksızlık edenlere meyletmeyin” açıklaması son derece uyarıcıdır: Zalimlerden yardım istemeyin ve onlarla aynı safta durmayın ki onların işlediği cürümlerden hoşnut olmuş sayılmayasınız! Aksi halde cehennem ateşi size de dokunur ve Allah’tan başka bir dost, bir yardımcı bulamazsınız (İbn Kesîr, Hûd Suresi 113. Ayet Tefsiri).
İmam Kurtubî, mezkûr ayetin tefsirine devamla şu kaideyi koyar: “Bu âyet-i kerîme kâfirler ile bid'at ehli ve onların dışında türlü masiyet işleyen kimseleri terk edip onlardan uzaklaşmaya delildir. Nitekim Taraf'e b. el-Abd der ki: 'Kişi hakkında soru sorma, arkadaşını sor. Çünkü her arkadaş, arkadaş edindiği kimseye uyar.'” (Kurtubî, el-Câmi' li Ahkâmi'l-Kur'ân). Seyyid Kutub ise bu acı tabloyu şöyle değerlendirir: “Zalimlere dayanmayın, güvenmeyin. Yeryüzünde güç kaynaklarını ellerinde bulunduran tağutlara, zorba zalimlere dayanmayın. Onlara dayanıp güvenmeniz, onların işlediği bu büyük kötülüğü onayladığınız anlamına gelir. Bu, onların işlediği büyük kötülüğün günahına ortak olmanız demektir” (Seyyid Kutub, Fî Zılâli'l-Kur’ân, Hûd Suresi Tefsiri).
SALONDA KALMAK ZULME ONAY VERMEKTİR
Birleşmiş Milletler çatısı altında katliamcı Netanyahu konuşurken salondan ayrılmayan temsilciler, sadece siyasi bir basiretsizlik sergilememiş; işlenen soykırımı sessizce dinleyerek "onaylıyoruz" mesajı vermişlerdir. Dünyanın dört bir yanından Gayrimüslim devletler dahi insanlık onuru adına o koltukları boş bırakırken, Müslüman kimliği taşıyanların o salonda kalıp zalimi dinlemesi; Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle zalime “terkenû” etmek, yani meyletmektir. Unutulmamalıdır ki: Zulme rıza göstermek zulümdür; zalimin zulmüne sessiz kalan da en nihayetinde o zulmün bir parçası ve zalimdir. Bu gün zulme seyirci kalanlar ve destek olanlar şunu unutmasın ki o zulüm gün gelir onlara da ulaşır.