Mustafa Yılmaz Dündar

Edep Ya Hu – 113

Mustafa Yılmaz Dündar

Kalpteki fuad işlevi nedir, ne yapıyor, nasıl çalışıyor? Fuad analiz sentez yapar. Eğer fuad bu işini yaparken Lüb nuru ile desteklenirse, kalbe analiz ve sentezden elde ettiği Hakk müşahedeyi ve bilgiyi gönderir. Bir bilgi kalbe tespitlendikten sonra kullanılabilir olur. Bilgi kalpte tespitlendikten sonra, beyin o tespitin emrini alır ve ona uygun işler yapar. Fuad’ın analiz ve sentezinin sonucu oluşan bilgi, tek başına fiile dönüşmeye yetmez, yani onun beyinde bir emre dönüşmesine yetmez. Çünkü o fikrin kalple de tasdiklenmesi lazım; fuadın bulduğu sonucu kulun kalbiyle tasdik etmesi lazım. Kalbiyle tasdik verdikten sonradır ki beyin ona yönelik işleve hazır olur, ona yönelik fiiller ortaya koyar. Mesela bazı ameller duyarsınız ve o konuda fuadınız sizin için hızlıca bir analiz sentez yapar. Ancak siz o amele kalben tasdik verirseniz beyin sizi o amele hazırlar ve böylece o iş size kolaylaşır. Sizin kalben tasdik vermeniz o bilginin kalbe girmesi ve tespitlenmesi demektir.
Bakara Sûresi 225: “Bilmeyerek yaptığınız yeminlerden dolayı Allah sizi sorumlu tutmaz, fakat kalpleriniz kazandıklarıyla sorumludur; Allah Ğafurun Haliym’dir.”
Ayet bize “Allah kalplerinizi kazandıklarıyla sorumlu tutar” dedi, bunu nasıl anlamalıyız? Bu noktada şu hadisle hem ayeti hem de konuyu anlamak daha kolaylaşacaktır inşaAllah. Efendimiz (SAV) buyuruyor: “Allah, nefislerinin konuştuklarından ümmetimi sorumlu tutmayacaktır.”
Ayeti ve hadisi birlikte düşündüğümüzde oluşan mana şöyledir: Sadır mekanizmasında üretilmiş ama kalbe girmemiş bilgiler (kuruntular) hadiste “nefsin konuşması” olarak adlandırılmıştır. Onlar kalpte tasdiklenip de beyinde ona uygun ameller üretilmeyeceği için Efendimiz (SAV) böyle buyuruyor: Allah, nefislerinin konuştuklarından ümmetimi sorumlu tutmaz. Yani sadra herhangi bir bilgi girdiğinde o bilgi fuada ulaşsa, fuad onunla ilgili bir analiz sentez yapmış olsa bile, Allah oradaki o bilgiden kulu sorumlu tutmaz. Çünkü kalp o bilgiye sahip çıkmadı! Fuad onunla ilgilendi, analiz ve sentez yaptı ama o sonuç kalbe girmedi. Bu durumda kul o bilgiden sorumlu olmuyor. Ayet ve hadisten anlıyoruz ki, sorumluluk için kalbin o bilgiyi kabullenmesi gerekiyor. O bilgi kalıpta yer alacak ki o kalıba uygun bir suret çıksın. Diyelim ki kalpazanlar para basacaklar, oturup konuşmuşlar ama basmamışlar, bir sorumlulukları olmaz, dedikodu yapmış olurlar. Ama konuştuklarını kalıba tespitlemiş, ona uygun bir suret çıkarmışlarsa sorumlu olurlar. Kalıp yani kalp işte böyle bir şey! Bu sebeple, bir şeyin bizde suret bulması için onun kalbının hazırlanması gerekiyor. Hazırlanacak olan o kalıba/kalbe bilgi fuaddan gelir. Gelen bu bilgiyi kalb tespitlerse, beyin de ona uygun suretleri fiil olarak çıkarırsa sizin sorumluluğunuz başlar.
Eğer fuad Hakk’a, Rabbine yönelik analiz ve sentezler yapar, kalp de onları tespitler ve sadır organizasyonunun hükümdarlığını ele geçirirse o kalp marazdan, hastalıktan kurtulur. O hastalık “Nankörün Esiri Olma Hastalığı”dır. İşte ondan kurtulur. Nefsin şerri nankördür, nankör odur. Kime nankör? Yaradanına! O zaten nankör olduğu için “asi” ve nankör olduğu için “haddi aşan”dır. İşte o nankörün nankörlük davranışlarıyla kalbi esir alması ve böylece onu Yaradanına karşı hasta pozisyona sokması kalbin marazlı, kasvetli ve hastalıklı olması demektir. Bir fuad Rabbine yönelik analiz ve sentezler yapıyorsa, onlar da kalpte tespit ediliyorsa ki bu durum ancak kalbin sadır organizasyonunun hükümdarlığını ele geçirmesiyle mümkündür, bu haliyle o kalp Rabbine yönelmiştir ve Nankörün Esiri Olma Hastalığından kurtulmuştur.
Bir hadiste Efendimiz (SAV) buyuruyor: “Yararsız bilgiden sana sığınırım Allahım.” Rasulullah (SAV), yararsız bilgiden korkuyor ve korkmamızı istiyor! Niye olduğunu güncel bir misalle anlatalım. “Yararsız bilgi”nin günümüzde anlaşılması çok kolaydır. Yararsız bilgi virüslü bilgi gibidir; virus tesiri yapabilir ve sizin fuad mekanizmanızı sarsabilir.
Yararsız olan bilgi nedir, bunu nasıl anlarız? Bilginin hangisi yararlı hangisi yararsız, onu biz bilemeyiz. Kim bilir? Sahibi bilir. Bu yüzden sahibine sığınıp, ondan isteyeceğiz: “Allahım yararsız bilgiden sana sığınırım, beni koruyuver.” Efendimiz (SAV) bize işte bunu öğretiyor.
Bir başka hadisinde Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor: “Bilgi iki türlüdür. Dile bağlı bilgi, kalbe bağlı bilgi.”
Kalbe bağlı bilgi, esir olmamış kalbin, kukla olmayan kalbin bilgisidir. Eğer kalp nankörün esiri olmuş da nefsin şerrinin kuklası gibiyse, kalp değil de nefsin şerri sadra hâkimse, vehmin zulmeti yönündeki bu hâkimiyet nedeniyle fuad bu hâkimiyet doğrultusunda analiz sentez yapıp bilgi üretiyorsa, kalp aslında üretilen o bilgiyi, o sonuçları almaz, kabullenmez ama almadığı halde almış, kabul etmiş gibi gözükür. Esir olduğu için! Almıyor ama almış gibi görünüyor. Böylece o bilgi o kulun dilinde kalan bir bilgi oluyor, kalpte tespitlenmiş bilgi haline gelmemiş oluyor. Bu noktada kalple ilgili şu gerçeği hatırlatalım: Kalbin hakikate ait bilgi tespit ettiği yere nefsin şerri tesir edemez…

Yazarın Diğer Yazıları