Çok enteresan bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Efendimiz (SAV) tebliğini açıkladığında ona itiraz edenler bir şeylere inanıyorlar, putları, inandıkları, taptıkları şeyler var. Bu insanlar, Efendimiz (SAV)in açıkladığıyla ilgili öyle sorgulama yapıyorlar ki “(Rasulüm), onlar öyle söylüyor diye senin sadrın daralıyor” mealinde ayetler var. Tabi, o ayetlerin geldiği dönemde, henüz Efendimiz (SAV)’in sadrı batıla, küfre karşı daralmakta; duyduğu, gördüğü zaman küfre karşı göğsü daralıyor. Efendimizde inşirah edilen, açılan hal çok özeldir, işte bununla ilgilidir. İşte onlar (yanlış inanışlılar) o zaman Efendimiz (SAV)’in açıkladıklarıyla ilgili olarak yaptıkları sorgulamayı kendi inanışlarıyla ilgili olarak, kendi inandıkları putları hakkında yapmıyorlar. Bu (günümüz için de) dikkatimizi çekmesi gereken bir husus… Efendimize gelip “hadi bize şunu göster” gibi kendilerince mucize ve kudret gösterisi isteyenler, kendi inandıkları şeylerden bir kudret istemiyor ve beklemiyorlar, hatta o inandıkları putları kendileri elleriyle yapıyorlar.
Hz. Ömer (ra) efendimiz bir olayını anlatır, der ki “eskiyi düşününce iki şey var ki biri aklıma gelince halime gülüyor, diğerini düşününce çok ağlıyor çok tövbe ediyorum. Hamurdan kurabiyeler yapar, onlara tapar, acıkınca da yerdik, bu saçmalığa gülüyorum. Ama bir de kızım… O yavrumu gömerken, onun “baba, baba” diye yalvarışı, çırpınışı gözümden hiç gitmiyor, ona da çok ağlıyorum” diyor. Bakın, o yanlışın içindekiler kendi taptıklarını hiç sorgulamıyorlar. Ama Efendimiz (SAV)e gelip ondan kudret göstermesini, melaikeyi görmeyi, hazinelerinin olması gibi şeyler istiyorlar. Bu durum, fark edilmesi gereken önemli bir çelişki değil mi? Bu talepleri ve sorgulamaları ayetlerde var, bakın:
Müminun Sûresi 24: “Onun Nuh’un kavminden kâfir olan mele’ ileri gelenleri dedi ki: “Bu sizin gibi bir beşerden başka değil. Size üstünlük murad ediyor. Eğer Allah dileseydi bir beşer irsal etmek yerine elbette melaike inzal ederdi. Biz ilk babalarımız içinde bu açıklananı işitmedik.”
Furkan Sûresi 7: “Dediler ki: Bu nasıl Rasuldür ki, yemek yiyor ve çarşılarda gezip dolaşıyor. O’na bir melek inzal edilmeli, beraberinde bir neziyr (uyarıcı) olmalı değil miydi?”
Furkan Sûresi 8: “Yahut ona bir hazine ilka olunmalı yahut ondan yiyeceği bir cennet bahçesi olmalı değil miydi? Zalimler dediler ki; siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz.”
Furkan Sûresi 9: “Bak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da bu sebepten saptılar. Artık bir yol bulamazlar.”
Bu ayetteki “artık bir yol bulamazlar” ifadesinden korkmak lazım, onun bir manası da şöyledir: Artık seninle, bu iş artık sensiz olmaz. Öyle bir saptılar ki artık sensiz olmaz, sensiz hiçbir şansları yok.
Furkan Sûresi 21: “Bize lika’yı (kavuşmayı) ummayanlar dediler ki: Bizim üzerimize melaike inzal edilmeli yahut Rabbimizi gözle görmeli değil miydik? Andolsun ki kendi nefislerinde kibre kapıldılar ve büyük bir azgınlık ile kibirlenerek haddi aşıp itaatten çıktılar.”
Bakara Sûresi 260: Bu ayet konuyu bir noktaya, bir yere topluyor, onun için lütfen dikkat edelim: “Hani İbrahim de bir zaman; “Rabbim göster bana, ölüleri nasıl diriltirsin?” demişti. Rabbi dedi; “iman etmedin mi ki?” İbrahim dedi; “elbette iman ettim, ama kalbim mutmain olsun için.” Rabbi buyurdu; “o halde kuştan kuş cinsinden dört çeşit al, tut. Onları kendine çek (alıştır, zapt et), sonra onlardan birer cüz alarak her bir dağın üzerine koy. Sonra onları çağır, sa’yederek (koşarak) sana gelirler. Bil ki Allah Aziyzül Hakiym’dir.”
Bu ayette, Hazreti İbrahim aleyhisselam ölülerin nasıl diriltildiğini görmek istiyor ve bunu Rabbinden istiyor. Rabbi onun iman ettiğini biliyor ama “iman etmedin mi?” diyor. Bu tür olaylar hep bizim anlamamız için. Bir mana, bir ders çıkarmamız için. Kendimizle ilgili bir yol çizmemiz için bize birer senaryo aslında. Bu tür örneklerin niye verildiğini başka ayetlerle de göreceğiz, Kur’an bize söyleyecek. Dikkat ederseniz Hazreti İbrahim aleyhis selam “elbette iman ettim” dedikten sonra ikanı yaşıyor. “Hayır, göreyim de inanayım” demiyor, “nasıl dirilttiğini bir göreyim, sonra iman edeceğim” demiyor. Çünkü “elbette iman ettim” dedikten sonra ikan gelir. İbrahim aleyhisselam da o ikanı yaşıyor. Hatırlarsanız önceki paylaşımlarımızda, esfele safiliyn yapının bir oyunundan bahsetmiştik: O yapı diyordu ki önce görün, inceleyin sonra iman edin. Bu önerinin yanlış olduğunu ayetle görün lütfen: İbrahim aleyhisselam önce iman ediyor, sonra ikan istiyor. Bu ayette öğretilen ve yaşanan ikan halinde şunu da fark etmeliyiz: O ikan olayı, yani bir ölüyü diriltmek Hazreti İbrahim aleyhis selamdan açığa çıkıyor, o işi o yapıyor; Rabbi ölüyü Hazreti İbrahim aleyhisselama dirilttiriyor. Ama “imandan sonra ikan” yaşanıyor olduğu için Hazreti İbrahim aleyhis selam bu işi kimin yaptığını (kendisinde, kendisinden yapanı) biliyor. Bu da anlaşılıyor mu? Eğer esfele safiliyn yapının önerdiği şekilde ikandan sonra iman olursa, iş dışarıda gördükleriniz gibi olur. Kendilerini sihirbaz ilan edenlerinki gibi olur; “ben de yaratırım” der. Firavun da Musa aleyhisselama “ben de öldürür diriltirim, benim de gücüm var” demedi mi? Ama imandan sonra ikan çok başkadır ve çok makbul bir şeydir.
İmandan sonra ikan yani “ikanı imandan sonra yaşamak” önemlidir demiştik. Bakın, ikanı imandan sonra yaşayan Hazreti İbrahim aleyhisselam, kendi sözüyle kuşları diriltiyor ama onu kendinde ve kendinden kimin yaptığını biliyor.
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04