Mustafa Yılmaz Dündar

Edep Ya Hu – 135

Mustafa Yılmaz Dündar

Bakara Sûresi-260: “İbrahim Rabbine “ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster” demişti. Rabbi ona: “yoksa inanmadın mı?” dedi. İbrahim: “Hayır, inandım. Fakat kalbimin mutmain olması için görmek istedim.” dedi. Bunun üzerine Allah “öyleyse dört tane kuş yakala. Onları yanına al. Kendine alıştır, seni tanısınlar. Sonra kesip parçala. Her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır. O seni tanıyan, sana alışmış olan kuşlar koşarak sana gelirler. Bil ki Allah Aziyzün Hakiym’dir.”
Bu ayetten öğreniyoruz ki Hz. İbrahim (AS) Rabbinden ölüleri dirilteceği bilgisini aldı ve buna iman etti. Ona “sen bu konuya şahit misin?” denildiğinde “evet, şahidim. Allah ölüleri diriltecektir” derdi. “Nasıl şahit oluyorsun?” diye sorulsa “Rabbim söyledi ya” derdi. İşte bu başlangıç şahitliğidir ve bu şahitliğin önü Biiznillah açıktır, onu da Kur’an öğretiyor. İbrahim (AS) sonra “Ya Rabbi, bu şahitliğime beni mutmain kıl, bana bu şahitlik yaptığım şeyi göster” dedi. Ve Rabbi de ona bizzat kendisine yaptırarak şahitliği gösterdi .
Bu örnekten alacağımız dersle Muhammed Sûresi 19 ve Fetih Sûresi 29 ayetlerine şahitlik ediyor ve “Allah söyledi öyleyse şahidim” diyoruz. Bu şahitliği yapanın şöyle devam etmesi güzel olur: Bu başlangıç şahitliği yapıp sonra da “Allahım bu şehadetimi kabul buyuruver. Ya Rabbi, bu şehadetimle ilgili olarak kalbimi mutmain eyleyiver, bunu bana kolay ve güzel, hayrlı ve mübarek eyleyiver” dersek, önü açık olan bu şahitlikte kalbimizin mutmain olması için Rabbiniz yolumuzu açacaktır Biiznillah. Hatta şu duayı da alışkanlık haline getirmek gerekir. “Eşhedü en le ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasuluhu. Eşhedü en la ilahe illallahul Ehadüs Samedüllezi lem yelid ve lem yuled ve lem yekûn lehû küfüven Ehad, Eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasuluhu” diyerek şehadetinizi yaptınız ve istiyorsunuz: “Ya Rabbi, Alâ hazihiş-Şehâdeti Nahya ve Aleyhâ Nemûtû ve Aleyhâ Nüb’asu İnşaAllah (Âmin).” Allahım, bir şehadet yaptım, lütfen, lütfen ya Rabbi, beni yaptığım bu şehadet üzere yaşat. Bu şehadete göre bir hayat tarzı oluşturmama yardım et, izin ver, destek ver, bunu bana ikram et, emir buyuruver ya Rabbi… Ve lütfen ya Rabbi, yapmış olduğum bu şehadete göre canımı al ve lütfen ya Rabbi, bu yapmış olduğum şehadete göre de beni yeniden dirilt (Âmin)… Çok güzel değil mi?
İdrakınız bu yaptığınız şehadetin hangi noktasında olursa olsun, siz bu önü açık şehadetin hangi noktasında olursanız olun, şehadetinizin Allah indindeki değeri değişmez, sizin hangi idrak noktasında olduğunuz ayrı, yaptığınız şehadet aynı değerdedir. Sizin yaptığınız şehadetin değeri, sizin bulunduğunuz idrak noktasıyla ilgili değildir. Onun değeri aynı yüksekliktedir. Elbette siz o yüksekliğe uygun noktaya idrakınızı taşımaya gayret edeceksiniz. Fakat şehadetinizin değeri sizin idrakinizden bağımsız olarak aynı yüksekliktedir. İşte o yükseklik için diyoruz ki; “Alâ hazihiş-Şehâdeti Nahya ve Aleyhâ Nemûtû ve Aleyhâ Nüb’asu İnşaAllah: Allahım, bu yaptığım şehadet üzere beni yaşat, bu şehadete göre bir hayat tarzı oluşturmama yardım et, izin ver, destek ver, bunu bana ikram et, emir buyuruver, bu şehadete göre canımı al ve lütfen ya Rabbi, bu yapmış olduğum şehadete göre de beni yeniden dirilt (Âmin)…”
Beyan olmazsa olmazdır, başlangıç için şarttır. Ancak, beyanda bulunmakla iş tamamlanmış olmuyor; beyana uygun bir hayat tarzı gereklidir. Yani kişinin beyanı Billahi olmasına rağmen hayat tarzı duniHi olmamalıdır. Beyan Billahi, hayat tarzı duniHi olmaz! Ama çok önemseyin lütfen, birçok kişide böyledir… Neden böyle? Kişi yaptığı beyanın manasal açılımını ve değerini bilmiyor. Bir evrak okur gibi, bir şarkı sözü okur gibi beyanını yapmış, onun bir hayat tarzına dönüşmesi gerektiğini, hayat tarzına dönüşmesi için de o beyandaki ulaşılması gereken manayı bilmiyor. Kelime-i Şehadet’in ve “Amentü Billahi” beyanı yıkanılması, kurtulunması gereken kirleri haber verir. Bunu eğer kişi bilmez ve göremezse bu beyanı yapmış olur ama duniHi anlamda bir hayat tarzı yaşıyor olabilir. Çünkü yaptığı beyanın manasının farkında değil. İşte biz yazılarımızda hep bunu söylüyoruz, “böyle olmamalı” diyoruz. Bu yanlıştır! Ama bu noktada şunu vurgulayalım ki yanlış düşünülmesin: Bazı mübarekler beyanını doğru yapar, beyanın manasını bilir ve yaptığı “Amentü Billahi” beyanı doğrultusunda duniHi algı ve zannlarından temizlenmeye çalışır. Bu kişinin hali ayrıdır, yukarıdaki cümlelerle biz onu kast etmiyoruz, böyle bir kişi için “beyanı Billahi, hayatı duniHi anlamda” diyemeyiz. Çünkü o bu beyana uygun yaşamanın gayreti içerisindedir, işin farkındadır. Bu yüzden o kişi “ben büyük bir yanlışta mıyım, benim beyanım Billahi ama hayatım duniHi mi?” diye tereddüt etmemelidir. Biiznillah çok doğru yoldadır ve duniHi olan tüm hayat tarzı işaretlerinden temizlenmeye bütün gayretiyle çaba göstermesi gerekir. Bu sınıfta olanlar kendisinin doğru yolda olduğunu bilmeli, çünkü Fatır Sûresi 32. ayetteki üç gruptan birinci grubu teşkil ederler onlardır, bir hadiste Efendimiz (SAV) bu grubu cennetle müjdelemiştir. Dolayısıyla kişi beyandan sonra gayretle, sabırla ve ısrarla bu beyana “uygun” yaşamaya çalışmalıdır. Kur’an diliyle onların hali böyle anlatılır: Amenu Billahi ve Amilus Salihati. “Uygun” dedik ya, uygun demek salih demektir; salih amel “uygun amel” demektir, Billahi imana uygun amel…

Yazarın Diğer Yazıları