Nefret kökenli kıyas, kulun tercihinde büyük rol oynar. Ve dünya yaşantısına esfele safiliyne düşmüş olarak başlayan insan kendiliğinden tercihlerini nefret kökenli kıyasla yapar, insanlar hayatlarını bu nefret kökenli kıyasla oluşturdukları nefsin şerri dilini kullanarak sürdürürler. Ve bu yaptıkları onların ilahlık hissiyatları arasında bir savaşa dönüşür. Merak etme, göz dikme, haset etme aslında bir savaştır ama savaş gibi gözükmez. İşte tehlikesi buradadır. Bir savaş var ama savaş gözükmüyor… Gözükmediği için tedbir almıyorsunuz. Çünkü bu tanrısal savaşa, ilahlık hissiyatları üzerinden yürüyen bu savaşa insanlar “hayat mücadelesi” diyorlar. Adına “hayat mücadelesi” dedikleri için savaşı normalleştirmişler, bu bir hayat tarzı haline gelmiş, normalleşmiş. Bu yüzden, Tâ-Hâ-131, Kehf-28, Tevbe-55, Tevbe-85, Hud-113, Hicr-88, Nisa 32. ayetler, biz inananlara “sakın nefret kökenli kıyas yapmayın” uyarısında bulunmaktadır; sakın nefret kökenli kıyas yaparak göz dikmeyin! Kıyas ve zann konusunu önemseyip inceleyen, gün içerisinde ne kadar çok zann ürettiğini, kıyas yaptığını görecektir. Oysa her ikisi de şeytanla sıkı dostluk kurmak isteyenlerin yöntemidir. Siz şeytanla sıkı dostluk kurmadığınızı söyleseniz bile, nefret kökenli kıyas sizin tarzınız ise, şeytan sizinle sıkı dost olmuş demektir. Çünkü nefret kökenli kıyas sürecine giren kula vesvese vermek, onun nefretini coşturmak, ona göz diktirtmek şeytan için çok kolaylaşmıştır, onu hiç yormaz. Çünkü kul artık şeytan “leb” demeden “leblebi” diyecek kıvamdadır.
Hz. Aişe validemiz (ra) Rasulullah (SAV) Efendimiz’e Hz. Safiye (ra) validemizin boyunun kısalığından bahseder. Bakın bir kıyas var. Efendimiz (SAV) Hz. Aişe (ra) validemize şöyle cevap verir: “Ya Aişe, öyle bir şey söyledin ki bu söylediğin denize karışsa deniz kirlenir.”
Şimdi: Bu olaydaki kıyas yapana ve kıyasın şekline bakın, buna rağmen “denize karışsa deniz kirlenir” uyarısıyla oluşan tehlikeye bakın, sonra dönün hayatınızda yaptığınız kıyaslara bakın. Bu hadisi okuyun ve sonra gün içerisinde yaptığımız kıyaslara bakın, lütfen…
Rasulullah (SAV) Efendimiz buyurdular: “Eğer dünyaya gereğinden fazla bağlanmazsan Allah seni sever. İnsanlara verilene göz dikmezsen insanlar da seni sever.”
Bir başka hadis, Rasulullah (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Hasetten (göz dikme kıskançlığından) sakının. Çünkü ateşin odunu yediği gibi haset iyi amelleri yer bitirir.”
Yine Rasulullah (SAV) Efendimiz buyurdular: “Zenginlik, mal çokluğu ile değil bilakis göz tokluğuyladır.”
Bütün bu hadisleri bir öğüde çevirecek olursak görürüz ki; nefret kökenli merak, kıyas ve göz dikmek “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını kuvvetlendirir, haniyf idrakı zayıflatır. Efendimiz “bir ateşin odunu yakması gibi yakar götürür” dedi ya, işte haniyf idrakı öyle zayıflatır. Bütün bunlar, nefsin şerri ile kurulan kıyas cümleleriyle açılır, hayat bulur. Demek ki konuşurken zann cümlelerine, kıyas ve merak cümlelerine dikkat edeceğiz. Şimdi bunlara bir yenisini ekleyelim; suçlama içeren cümlelere de dikkat etmeliyiz.
“Müstakilen varım ve muhtarım” iddiası ile ilahlık hissiyatı sergileyen bir duniHi ilah, iki tip insandan nefret eder. Bir duniHi ilah iki tip insandan nefret eder; birincisi diğer ilahlık hissiyatı sergileyen insanlar. Kendisi de ilahlık hissiyatı sergiliyor ama diğer ilahlık hissiyatı sergileyen insanlardan nefret eder, onların ilahlık hissiyatı sergileyen davranışları onu çıldırtır. Enbiya Sûresi 22, İsra Sûresi 42, Müminun Sûresi 91. ayetlerde Rabbimiz bize öğretiyor ki; eğer fazla ilah olsaydı, onun belirtisi şudur; onlar kavga ederler. Fazla ilahın ortaya koyacağı en önemli şey bu: Kavga ederler, birbirlerine üstün gelmeye çalışırlar… Ve buyuruyor ki; görüyorsunuz, Allah’tan başka ilah yok, işte o yüzden de kavga yok! Hâlbuki insanlar ilah hissiyatlı oldukları için ilah hissiyatlıklarıyla birçok ilah var gibi. O zaman bu ayetlere göre onlar mutlaka kavga edecekler. İşte bu yüzden bir duniHi ilah, ilahlık hissiyatı taşıyan diğer insanlardan hoşlanmaz, onların halleri onu çıldırtır. İkinci sevmediği tip ise şudur: Eğer bir kişi “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasına sırtını dönmüş ve haniyf vasıflı olmuşsa işte bu insan da duniHi ilahı çıldırtırlar. İki tip insan: Birisi ilahlık hissiyatı sergileyenler, diğeri ilahlık hissiyatına ters dönmüş, Rabbini seçmiş insanlar. Bu durumda duniHi ilahı bütün insanlar çıldırtıyor demektir. Çünkü insanları zaten iki ana gruba ayırırız: İlahlık hissiyatı taşıyanlar, ilahlık hissiyatına sırtını dönmüş olanlar. Ama her ikisinin de vasıfları bir duniHi ilahı çıldırtan vasıflar. Dolayısıyla bir duniHi ilah bütün insanlardan çıldırır, nefret eder; bütün insanların davranışları onun gözüne batar. Ancak şöyle bir fark vardır: Birinci gruptakilere yani diğer ilahlık hissiyatı taşıyanlara dayanamaz, fakat onlarsız da yapamaz. Bir kumarbazı düşünün, muhafaza buyur ya Rabbi, karşısında kendisinin malını, mülkünü, parasını alan kumar oynadığı partnerini, kumar arkadaşını sevmez, hoşlanmaz ama onsuz da yapamaz. İşte birinci gruptaki diğer ilahlık hissiyatlı kişileri sevmez, onlardan nefret eder, halleri onu çıldırtır ama onlarsız da yapamaz. Fakat ikinci gruptaki onu çıldırtanlardan hoşlanmaz. Diğerleri olmadan yapamıyordu, ama “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasına sırtını dönmüş haniyf vasıflılar olmadan yapar. Çünkü onları istemez. Onların yaşamasını bile istemez. Onlara hayat hakkı tanımaz. Hac Sûresi 72, Kalem Sûresi 51. ayetlerden öğreniyoruz ki onlara saldıracakmış gibi bakar, onları gözleriyle yiyecekmiş gibi bakar. Bu saydığımız sebepler bu duniHi ilahı ne yapar? Kavgacı, tatminsiz, geçimsiz ve huzursuz yapar. Böyle olunca, onun o kavgacı damarı onun hayat tarzı haline gelir. Çok önemli bir şey bu: Kavga… Suçlama cümlelerinden sakınalım dedik ama o cümleler nasıl ortaya çıkıyor bakın. Nasıl çıkıyor? Kavgacı, tatminsiz, geçimsiz, huzursuz nefsin şerrinin halinden ortaya çıkıyor. Sebeplerini söyledik: Kavgacı damar, kişideki kavgacı dosya. İşte bu kavgacı dosya o insanın Allah’la didişen dosyasıdır! Kişi kendisini birisiyle kavga ediyor zannedebilir. Birisiyle kavga ediyorum zannederken kullandığı kavga malzemeleri, kavga sözleri, kavga yöntemleri Allah’la didişme dosyasına aittir; kavga Allah’a yöneliktir! Kişi bilse de bilmese de kavga ederken Allah’a karşı olan ondaki dosyanın malzemelerini kullanıyor. Peki, bu dosyayı kullanıyor ama nasıl kavga edecek? Kavga edecek ama nasıl kavga edecek? Mutlaka suçlaması lazım! Suçlamadan kavga olmaz! Böylece cümleler büyük çoğunlukla suçlayıcı ifade içerir, buna alışılır artık; normal konuşmalar bile hep suçlayıcıdır. Bir annenin çocuğuyla konuşmasına bakınız, böyledir. Çocuk da alıştığı için suçlandığını fark etmez. Cümlelere dikkat edin, hep suçlayıcı konuşmadır. Vasıflar suçlayıcıdır! Bilin ki suçlayıcı cümlelerin hepsi sizdeki Allah’a karşı dosyaların ürünüdür. Eşler konuşur birbirleriyle suçlayıcı, arkadaşlar konuşur birbirleriyle suçlayıcı, iş arkadaşları konuşur birbirleriyle suçlayıcı; hep suçlayıcı..! Ama bu o kadar, o kadar normalleşmiş ki; tehlike burada! Tehlike burada… Suçlanan bile “Ne olacak canım, bunda ne var?” diyor, o kadar normalleşmiş. Bir şey yok ama malzemeler Allah’a karşı olan dosyanın malzemeleri. O dosya sende durdukça cenneti unut! O dosyayı yok etmen gerekiyor; o dosyayla cennete girilmez! Ayetleri gördük, cennette nefsin şerrinin dili yok; batıl yok, yalan, yok, yani bu dosyalar yok. Bu dosyalar olmadığı için onlar yok. O zaman bu dosyaları yok edeceğiz ki yapınız, ahirete ait olan halin oradaki konumuna hazırlanmış olsun…
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04