Mustafa Yılmaz Dündar

Edep Ya Hu – 159

Mustafa Yılmaz Dündar

Bir başka dikkat edilmesi gereken hassas konu sonuçlarla ilgilidir; sonuçlarla ilgili cümle kurarken dikkat etmek lazım. Her sonuç, hayattaki her sonuç gözle görebileceğimiz bir Allah hükmüdür. Allah hükmünü gözüyle görmek istiyorsa bir kişi sonuçlara baksın. Her türlü fiil, her türlü sonuç Allah’ın hükmüdür. Sonuç derken kast ettiğin şey kapsamlaştıkça, genişledikçe Allah’ın hükmünü de görmek o kadar sık olur. Allah’ın hükmünü sürekli görebilirsiniz. Aslında konumuz oralar değil ama yeri geldi diye bir cümle söyleyeyim: Her türlü fiilde, her türlü sonuçta Allah’ın hükmünü görmek fiillerin tecellisini başlatan şeydir. Fiillerin tecellisi denilen şey odur. Bu hassasiyeti gösterirse kişi fiillerin tecellisi kapısını açar. Her türlü sonuç Allah’ın hükmüdür. Eğer kişi bir konuda kendisine bir sonuç tarif eder ve sonra bu sonucu umursamazsa, bu sonuca saygılı davranan cümle kurmazsa iyi olmaz. “Bir sonuç tarif etti ama o sonuçla ilgili saygılı bir cümle kurmadı” haline bir örnek verince daha kolay anlaşılacak inşaAllah. Çok iyi niyetli bir anne babayı düşünelim. Önemli bir sınava hazırlanan ve çok da çalışan yavrularına çok iyi niyetlerle moral vermek istiyorlar; “Yavrucuğum, sen elinden geleni yap, endişelenme, sonuç bizim için önemli değil.” diyorlar. “Ne var bu cümlede?” deyip geçip gidebilirsiniz ama var; hassas olan için, talip için çok şey var. O anne baba ne demişti? “Yavrum sen çalış, elinden geleni yap, sonuç önemli değil.” Bu cümle “Allah ne emir verecekse bizim için o önemli değil, o hüküm bizim için önemli değil, yeter ki sen çalış. Allah bir hüküm verecekmiş, bir sonuç olacakmış, o bizim umurumuzda değil” demektir. Demek ki hassas kardeşimizin Allah’ın hükmüyle ilgili cümleler kurarken, özellikle sonuçla ilgili cümleler kurarken dikkat etmesi gerekiyor. Bir antrenör oyuncularına “siz yeter ki iyi oyun çıkarın arkadaşlar, sonuç önemli değil” diyebilir. Hayat içerisinde bu olay ne kadar basittir. Ama değil! Allah ile irtibatlı düşününce öyle değil. Siz “Sonuç önemli değil” dediğiniz zaman “Allah’ın hükmü önemli değil, umurumda değil” demiş oluyorsunuz. Yani yavrunuza diyorsunuz ki benim için senin gayretin önemli, ben ona bakacağım sonuca değil: Yani Allah’ın hükmü önemli değil. Peki, hassas olan ne diyecek, ne yapacağız? Hassas kardeşimiz eğer şöyle cümleyi tercih ederse daha iyi olur: “Yavrucuğum sen elinden gelen gayreti göster, sonuç ne ise o hayrlı olur inşaAllah, Rabbim hepimize o sonucu hayrlı yapar inşaAllah.” Bakın bu bir temenni cümlesidir, bunu daha onarırsa kişi der ki; “ya Rabbi, bu sonucu bize hayrlı yap. Yavrumuzun gayretlerinden razı ol ve sonucunu bize hayrlı yap.” Bakın, siz sonucu tarif etmiyorsunuz, “şöyle olsun böyle olsun” demiyorsunuz, sonucu önemsiyorsunuz, o sonuca razısınız. Diyorsunuz ki: Ya Rabbi sonuçların şerrinden bizi koru, sonucu bizim için hayrlı yap (âmin). “Sonuç umurumda değil, bizim için önemli değil” gibi yaklaşımlar ve cümleler doğru olmaz. Onlar ilahlık hissiyatı cümleleridir, başka bir ilahın bir davranışını beğenmeme sınıfına girerler. Dolayısıyla kişi eğer sonuçları önemserse, ona göre cümleler kurar, sonucun şerrinden Allah’a sığınır daima işin hayrlısına talip olur; dili “hayrlı olsun, hayrlısı olsun, hayrlısını isteriz ya Rabbi” cümlelerine alışır, beyni de ona göre tertip alır.
Konuşma dili ile ilgili olarak şimdi yapacağımız son uyarı emir cümlesi ile ilgilidir; konuşurken emir cümlesi kurmamaya da dikkat etmeliyiz. Çok, çok hassas talib kardeşlerimiz vardır ki onlar emir cümlesi kurmadan konuşmaya çalışırlar, buna dikkat ederler. “Böyle yapılması lazım, böyle konuşmazsanız olmaz” demiyorum, bunu o hassas olanlar söylüyorlar. Diyorlar ki: Emir “Müstakilen VAR ve Muhtar” olan Allah’a aittir, emir cümlesini O kurar! Dolayısıyla ben mümkün olduğunca emir cümlesi kurmamaya çalışayım…
Son yazılarımızda hep konuşma dilini, konuşurken nelere dikkat etmemiz gerektiğini ele aldık, neden? Çünkü bu konu Billahi anlamda hürriyetle oluşturulan hayat tarzı ile duniHi anlamda hürriyet ile oluşturulan hayat tarzı arasındaki en belirgin, en ayırıcı farktır, en önemli göstergedir. Ve bu öyle önemli bir konudur ki önemini izah edemem. Bu iki hayat tarzını birbirinden ayıran en belirgin fark konuşma dilidir. Kişi bilmelidir ki bir Nefse ait konuşma dili var, bir de nefsin şerrine ait konuşma dili var ve ikisi edep bakımından birbirinden çok farklıdır. Nefsin şerrinin konuşma dili edepsizdir, kasıtlıdır, merhametsizdir, zalimcedir. Kişi kendine bakacak ve soracak; bendeki dil hangisine ait? Nefsin şerri denince, çok doğal olarak onu öteliyoruz ama nefsin şerrinin izlerini kendimizde bulabilmemiz ve o izleri köreltebilmemiz gerekiyor.
DuniHi algı ve zannları, bu zannlara bağlı olarak üretilen heva ve hevesler ancak “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasının oluşturduğu ilahlık hissiyatı ve bütün bunları üzerinde barındıran vehmin zulmeti platformu üzerinde, nefsin şerrinin Allah’ı yok sayan edepsiz konuşma diliyle nefse uyguladığı zulüm sayesinde ayakta durabilir ve sürdürülebilirliğini sağlayabilir. Konuşma dili nefsin şerrinin son ürünüdür. Tabi, bu son ürün dışarı çıkmadan onun arkasında hayal, fikir, düşünce, yorum süreçleri vardır. Nefsin şerrinin şah damarı konuşma dilidir. Dolayısıyla nefs terbiyesi, bu konuşma dili üzerinden başlamalı ve nefsin şerrine kan sağlayan şah damarı kopartılmalıdır. Bu takdirde görülecektir ki bu yöntem nefs mücadelesinde biricik yöntemdir. Bu biricik yöntemi bize Kur’an öğretmektedir.
Muhammed Sûresi 30: “Dileseydik elbette onları sana gösterirdik de simalarından kesinlikle tanırdın. Yemin olsun ki sen onları kavlin lahnından (sözlerinin kastından) tanırsın. Allah amellerinizi bilir.”
Ayette geçen “kavlin lahnı” ifadesi “sözlerin kastı” anlamında olup “söylenilen sözün ne kast ettiği” manasına gelmektedir. Ancak mevzu anlaşılamadığından, böylesine önemli ve biricik yöntem olduğu fark edilemediğinden ona başka manalar verildiği görülmektedir. Ayette kast edilen “sözün kastı”dır. Ayette Rabbimiz buyuruyor ki: Yemin olsun ki sen, Allah’ı yok sayan, Allah’ın vasıflarına karşı terbiyesizlik yapan kastlar içeren sözlerinden dolayı nefsin şerrini tanırsın. Kur’an ayetlerini incelerseniz görürsünüz ki: Nefslerine zulmedenleri, nefslerinin şerrini kendi adı namına “BEN” diyerek takdim eden duniHi ilahları Billahi anlamda iman etmiş kullardan ayıran bu kadar belirgin bir başka işaret yoktur. Ayetlere baktığınızda inkârcılarla, nefsine zulmedenlerle Billahi imanda olanları birbirlerinden ayıran işaretler görürsünüz, farklar vardır. Ancak bütün o işaretlerin tümünü içerisinde barındıran biricik işaret “konuşma dili”dir. Zalimce konuşma dili kişinin nefse zulmünü ayakta tutuyor; nefse zulüm onun terbiyesiz konuşmasını tetikliyor… Böyle bir kısır döngü içerisinde nefsin şerri hayat bularak ayakta durmayı başarıyor. Bu yüzden nefsi bu kısır döngüden çekip kurtarmak ve Rabbine kavuşturmak gerekir. İşte o sürece Nefs Terbiyesi deriz. Bunun yolu nefsin şerrinin konuşma dilinin yok edilmesidir.
Ayetlerde özellikle cennet hayatında nefsin şerrinin dili olan batıl ve yalanın olmadığı, nefse zulmeden sözlerin bulunmadığı vurgulanmaktadır. Demek ki, dünya hayatında nefsin şerrinin dili insanı cehenneme götürecek bir yoldur. Oysa nefsin şerrinin dilinden kurtulmaya çalışmak, nefsin fıtratına uygun dili konuşmaya gayret etmek, onu kendimize prensip edinmek ise cennetteki konuşma diline, konuşma manasına dünyada hazırlanmak demektir.
Dünya hayatında nefsin şerrine ait konuşma dili hayatın normali ve gereği haline gelmiş, beyinde çok derin bir iz yapmıştır. Bundan daha derin bir iz yapmak lazım ki nefsin şerrinin bu konuşma dilini kendimizden silebilelim. Bunun için çok kuvvetli, arzulu, ısrarlı, inatçı bir mücadele gerekir. Konuyu bilmek, bazı denemeler yapmak istenen başarıyı getirmez. Bu mücadele sürecini kısaltacak, beyne olumlu yönde hızlı tertip aldıracak bazı hissi baskılar uygulamak gerekir. Samimi olarak Allah’tan utanma hisleri… Samimi olarak Allah korkusu hisleri… Samimi olarak Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanma arzusu hisleri… Eğer bu hisleri canlandırırsak, kendimizi bu hislerle canlı ve hayatta tutmaya çalışırsak, yaptığımız bu mücadeleyle, bu hislerin oluşturacağı baskı beyinde öğrenme ve alışkanlık edinme çabukluğunu sağlar ve beyinde oluşacak derin izi hızlandırır. Bu mücadele yöntemleri nefsin şerrinin konuşma diliyle mücadele olduğu için batıl ile mücadeledir. Bu mücadele, sadr zann havuzunu temizlemeyi, duniHi algı ve zannlarından arınmayı, heva ve heves üretmemeyi, beyin mekanizmasını alışkanlıklarından kurtarmayı amaçlar. Bunun yanında, kalbin özgürlüğüne kavuşması ve Hakk bilgiyi sunması için, ilgili ayet ve hadis kaynaklı dualara da müracaat etmek; o dualarla Rabbimizden bize müdahale etmesini, mücadelemizde yardım etmesini istemek gerekir. Konuyla ilgili esmaların zikrullahı yöntemiyle de Rabbimize dua ile yardım istememiz gerekir. Bütün bunlarla beraber Kelime-i Tevhid zikrullahı ve Efendimiz (SAV)’e salâvat da hayat tarzımızın geneli haline gelmelidir.
Konuşma dili bütün yanlışların anasıdır. Konuşma dilini çözerseniz, konuşma dilini hallederseniz nefsinizi çok yüksek ve temiz noktalara taşımakta kısa zamanda başarı sağlarsınız..

Yazarın Diğer Yazıları