Mustafa Yılmaz Dündar

Edep Ya Hu – 160

Mustafa Yılmaz Dündar

Günlük hayattaki konuşma diliyle mücadele yöntemleri nefsin şerrinin konuşma diliyle mücadele olduğu için batıl ile mücadele sınıfına girer. Bu mücadelenin sadr zann havuzunu temizlemek, duniHi algı ve zannlarından arınmak, heva ve heves üretmemek, beyin mekanizmasını alışkanlıklarından kurtarmak gibi amaçları vardır. Bunun yanında, kalbin Hakk bilgiyi sunması için, kalbin özgürlüğüne kavuşmasını sağlamak için konuyla ilgili ayet ve hadis kaynaklı dualara da müracaat etmek; o dualarla Rabbimizden bize müdahale etmesini, mücadelemizde bize yardım etmesini istemek gerekir. Konuyla ilgili esmaların zikrullahı yöntemiyle de Rabbimize dua etmemiz, yardım istememiz gerekir. Bütün bunlarla beraber Kelime-i Tevhid zikrullahı ve Efendimiz (SAV)’e salâvat da hayat tarzımızın geneli haline gelmelidir. Demek istiyorum ki, diğer mücadelelerde de böyledir ama konuşma dili bütün yanlışların anasıdır. Konuşma dilini çözerseniz, konuşma dilini hallederseniz nefsinizi çok yüksek noktalara, temiz noktalara taşımakta kısa zamanda başarı sağlarsınız. Bunun için bir batılla mücadele yöntemi vardır; bir de kalbin Hakk bilgi sunarak bu mücadeleye destek vermesi için ayet ve hadislerle, çeşitli esma zikrullahlarıyla, salâvatlarla ve Kelime-i Tevhid zikrullahlarıyla Rabbimizden yardım istemek vardır. Bunların hepsi bir dua mahiyetindedir; Rabbimizden yardım istemek gerekiyor.
Nefsin şerrinin konuşma dili ve nefsin fıtratına uygun konuşma dili, bunlar iki farklı konuşma dilidir. Dolayısıyla karşımıza Hakk ve batıl arasında tercih yapmak çıkıyor. Bu çok önemli! Bir inananın hayatında onun ahiretini ilgilendiren Hakk ile batıl arasındaki en önemli tercih budur! Ama bu kadar önemli olduğu için fark edilmeyen de budur. Şunu fark edin lütfen, biz şimdi bu yöntemi paylaşıyoruz diye insanlar bir anda bunu fark edecek ve bu öğrendiklerini bir an önce hayatlarında yapacak değiller. Hiçbir şey değişmeyecek. Bu ancak talib olanlara bir öğüttür; sayıları çok az olan talib olanlara hitap edecektir bu bilgi paylaşımı. Onlara bir ipucu verecek, yol ararken yolu bulmada bir katkı sağlayacaktır. Yoksa esfele safiliyn kuralları bu paylaşımlar sebebiyle ortadan kalkmaz. Esfele safiliyn kuralları dünyada o kadar kuvvetli, o kadar sağlam ve o kadar normaldir ki bazı gerçeklerin açıklanmış olması ile o kuralların değişmesi, titremesi, ortadan kalkması mümkün olmaz. Ancak kıyamet anında o yenilecektir. O zamana kadar o gayet kuvvetli duracaktır. Herhangi bir Hakk bilginin ortaya çıkması esfele safiliyni ortadan kaldırmaz. Açıklanan Hakk bilgi ancak Taliplere sessizce yol gösterir. Demek ki nefsin şerrinin Allah’a karşı olan edepsiz konuşma dili ile nefsin fıtratına uygun olan nefsin konuşma dili Hakk ve batıl arasında tercih yapmak demektir. Bu tercihi yaptığı zaman kulda bu tercihi ile ilgili sorumluluk oluşur ve konuşma dili ile ilgili yaptığı bu tercih onun ahiret hayatındaki konumunu doğrudan etkiler. Hakk yolda Kazanılmış Değişim için mücadele eden bilmelidir ki bunun en önemli ayağı konuşma dili yolundan geçmektedir.
Kulun, kazanılmış değişimi için yapacağı tercihlerde, özellikle konuşma dili tercinde Rabbimizin bir mekanizması da veri toplayıcı olarak çalışır. Bunu Kâf Sûresi 17. ve 18. ayetlerde görüyoruz: “Sağında ve solunda iki tespit edici melek yazmaktadır. İnsan bir söz etmeyedursun, illa onun yanında rakiybün atiyd (yazmaya hazır gözetleyiciler) vardır.” Rabbimizin sağımızda ve solumuzdaki tespit edici, kaydedici, algılayıcı melekleri, görülüyor ki insan konuşmayadursun, ne söz söylerse yazarlar. Ne yazacaklar? Bu bir konuşmayı teybe kaydeder gibi kaydetme değil. Bir delil olarak kullanılacağı için o başka bir şey. Sağdaki ve soldaki yazıcı melekler sizin söylediğiniz sözün, Kur’an diliyle söylersek, “sağcı sözü mü solcu sözü mü” olduğunu kaydederler. Size soruyorum; siz bir tercih yapacağınız zaman bu yazıcıları, bu mekanizmayı bile bile nefsin şerrinin konuşma dilini tercih eder misiniz? Elbette etmezsiniz. Bilelim ki Allah’ın mekanizmaları canlıdır. Bu kaydedici, algılayıcı melekler Allah’ın mekanizmasıdır ve Allah’ın mekanizmaları canlıdır, yani onlar da kendilerini bilen canlı varlıklardır. Canlı derken, dünyadaki bilimsel kurallara göre yapılan canlı-cansız ayrımını kast etmiyoruz. Canlı, kendini bilen demektir. Kur’an dilinde canlı, kendini bilendir; yani bir A’lem’dir. Bütün o kendini bilenlerin Rabbi de Rabbül Alemiyn’dir. Onlara kendini bildirten Rabbi’dir. “Kendini bil” dedi, onlar da bildiler ve o hallerine “BEN” dediler. Bu bir taştır, bir ağaçtır, bir yapraktır, bir melektir, bir insandır… Ama kendini bilendir. Kendini bilenleri ifade için canlı diyoruz, o manada kullanıyoruz, dünya sistemindeki canlı cansız ayrımı şeklinde değil.
Konuşma dili konusunda Hakk yol için tercih yaparken nasıl bir yöntem uygulayacak, tercihimizi nasıl yapacağız? Bu sorunun cevabı kapsamında bazı ana konuları ele alarak anlamaya, bu ana konular üzerinden bazı örnekler vererek yöntemi kavramaya çalışacağız. Yöntemi kavradıktan sonra kişi, kendisine göre çok yollar bulabilir. Çünkü nefs terbiyesinin yolu bir tane değildir. Nefs terbiyesinin yolu nefslerin sayısı kadardır; her insan için farklıdır, değişiktir. Her nefs, kendisine uygun bir yol tespit edebilir, çünkü kendisine ait bir yolu vardır. Hatta bu yol için “nefslerin sayısı kadar” diyenler olduğu gibi “nefeslerin sayısı kadardır” da derler. Çünkü kişi her nefeste yeni bir anlayışla, yeni bir idrakla yeni bir yöntemi fark edebilir, bulabilir. Şimdi bu konuya genel olarak bakıp genel bazı başlıklar üzerinden “konuşma dili” konusunda Hakk yolu tercihte uygulayacağımız yöntemi anlamaya çalışacağız. Bu genel bakış sayesinde, talip olanlar mevzuyu kavradıktan sonra kendilerine göre çok yöntemler geliştirebilir, o ana başlıkları çoğaltabilirler. Konuşma dilindeki bu ana başlıkların ilki “zann’lara dayalı fikirler ileri sürmek ve iddialarda bulunmaktan sakınmak”tır.
Zann’lara dayalı fikirler ileri sürmek ve iddialarda bulunmaktan sakınmak gerekiyor. Zann önemli bir kavram, önce onu ortaya koymaya çalışalım ki “zannlara dayalı fikirler ve iddialar” derken kast ettiğimizi anlamak kolaylaşsın. Kul, İlmullah’ta Var Görünen halini de bir zann ile bilir, o da bir zann’dır. Allah’ın varlık kurallarına göre, Allah’ın VAR OLMA gerçeğine göre bir kulun kendisini İlmullah’ta var hissetmesi bir zanndır. Biz onu daha edepli söylemek için o hale “Var Gibi Görünen” diyoruz. Var Gibi Görünen halimiz, işte o bir zanndır. Bunu, bu zannı sağlayan mekanizma ise vehim nurudur. Nur dediğimiz zaman “nur” dediğimiz şeyde hem o işin meydana gelme gücü ve enerjisi vardır, hem de bilgisi vardır. Vehim Nuru dediğimiz zaman onda Var Gibi Sanmayı sağlayan mekanizma vardır, onu yapacak güç, kuvvet vardır; bir de onun bunu yapacak bilgisi vardır. Nur kelimesi genel olarak bunu içerir; bahsettiğiniz nur neyle ilgili bir nursa, mekanizma ve bilgi neyle ilgili ise o kelime o nurun başında olur, vehim nuru gibi. Vehim Nuru işte böyle bir nurdur. Dolayısıyla, Var Görünenlerdeki bu zannı sağlayan vehim nurudur; buna biz Yasal Yanlış diyoruz. Çünkü bu zanna Rabbimiz izin vermiştir, “bu zannı kullanabilirsiniz” demiştir. Rabbimiz bizim için bu zannı yasal kabul etmiştir. Çünkü biz o zann ile varlığımızı hissederiz, Var Gibi Görünen halimizi hissederiz ve biz o zann ile bizi Rabbimize götürecek yola girebiliriz. O yola girip de yolda ilerleyenler öyle noktalara gelirler ki bu yasal yanlış olan zandan da kurtulmaya çalışırlar, böyle çalışmalar yaparlar. Ve yine öyle noktaya gelmiş mübarekler vardır ki işte bu yasal zandan kurtulmuşlardır. Ancak biz konuştuğumuz platforma, mücadelemizin olduğu noktaya bakalım, bu noktada bizim için mesele duniHi algıdır, çünkü bu algı yasal zann’ın yönünü değiştirmiştir. Rabbimizin izin verdiği, “bu zannla varlığınızı hissedin ve bu zannla hayatınızı sürdürerek dünya hayatı mücadelenizde sınavınızı, imtihanınızı gerçekleştirin, Rabbinize yönelmeyi başarın” diye bize önden bir sermaye olarak, yasal olarak verdiği bu zannı duniHi algı bozmuş, yönünü değiştirmiş ve öyle bir hale getirmiştir ki o zannla kul Allah’tan uzaklaşmıştır. O yasal olan zannı Allah’tan uzaklaşma aracı haline getirmiştir. Böylece, bu yasal zannı sağlayan vehim nuru suistimal edilmiş, duniHi algıyla bu mekanizmanın karanlık yanı, Allah’a karşı olan yanı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Allah’a karşı kullanılmaya çalışıldığı için şimdi o mekanizmaya Vehmin Zulmeti diyoruz. Bu mekanizma bize verilen bir nimettir, yasal yanlış olarak verilen bir zann nimetidir, varlığımızı hissedip Rabbimize ulaşmamızı sağlayacak bu zann nimeti, duniHi algıyla küfür amaçlı kullanılmıştır. Nimetler küfür amaçlı kullanılabilir mi? Bakara-102, Nuh-22, Tâ-Hâ-96. ayetlerden öğreniyoruz ki duniHi algı ve zannları nimetleri küfür amaçlı kullanıma çevirebilir; nimetler küfür amaçlı kullanılabilir.

Yazarın Diğer Yazıları