Mustafa Yılmaz Dündar

Edep Ya Hu – 176

Mustafa Yılmaz Dündar

Sevmek ve sevilmek bir arzudur. Bu arzu sevmek ve sevilmek ihtiyacından doğuyor, bir ihtiyaç olarak çıkıyor ve arzuya dönüşüyor. İnsan bu ihtiyacını, birisini veya bir şeyi kendisine yakın hissetmesi veya uzak hissetmesi ile gerçekleştirir. Yakın hissetmek veya uzak hissetmek hallerini ise insan ya formatına göre veya fıtratına göre gerçekleştirir.
Hayatını duniHi anlamda hürriyetle dizayn edenler esfele safiliyn kurallarına dahil olduklarından işin tabiatı olarak yakın ve uzak tutmayı formatlarına göre ortaya koyarlar. Allah esfele safiliyn formatı kendisinden uzağa attığı için, Allah’a göre uzağa düşmüş, aşağıların aşağısına inmiş esfele safiliyn insan yakın ve uzak oluşturmayı Allah ile yapamaz, Allah’ın yakın saydığı şemsiye altında yapamaz, kendi ilahlık hissiyatı şemsiyesi altında yapmak zorundadır. Dolayısıyla, Allah’ın yakın tutması gerçek sevgi, duniHi ilahların yakın ve uzaklıkları ise nefret olarak ortaya çıkar. Allah’ın kulunu kendisine yakın tutması “gerçek sevgi” olarak ortaya çıkar, duniHi ilahların yakınlık ve uzaklık davranışları ise “nefret” olarak ortaya çıkar.
İnsanın fıtratına uygun olarak gerçek sevgi hislerini aktifleştirebilmesinin şartları vardır: Birincisi Billahi anlamda imandır. Sonra bu imanın gereği olarak nefsin şerrinin konuşma dilini kullanmamaktır. Üçüncüsü sadrı duniHi algı ve zannlarından, kalbi kılıfından temizleme gayretlerini hayat tarzı haline getirmektir. Dördüncüsü, Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nun esas halkasına dâhil olmaktır.
Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu halkasının dışında olmayı, uzakta olmayı Kendinde Kendine Göre Var olan hal yapar. Kendi adı namına “BEN” demekle kul daim bu halka dışında, uzakta kalır. Dolayısıyla, Kendinde Kendine Göre Var olan hal Allah adı namına “BEN” takdimi yapmalıdır. Kendinde Kendine Göre Var hali Allah yokmuş gibi davranışlardan kurtarmak gerekiyor. Bunları yapınca kul Allah’ın rızası kapsamına girer. Allah kuluna razılığını hissettirince o kulda gerçek sevgi hisleri aktifleşir. Rasulullah (SAV) Efendimiz bir hadislerinde “Müminler bir vücudun organları gibidir. Organlardan birisi rahatsız olsa bütün vücut bu rahatsızlığı hisseder ve ilgilenir.” buyurmuşlardır. Bir insanı ve organlarını düşünün, insan organları için yakınlık uzaklık diye bir davranışta bulunmaz. Bütün organları insana yakın anlayışından daha yakındır. Dolayısıyla hadisle öğretilen tarif, gerçek sevgiyi insanlara anlatabilecek bir modeldir. Dedik ki, kişi Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusunu, Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nun esas halkasına dâhil etmelidir. O esas halkaya dâhil olunca (yaşanan hissiyat), bir kişinin organlarını düşünmesi gibi bir şeydir, bütün insanlarla olan ilişkisi böyle olur. Bir insanın vücudunu esas halka gibi düşünün, bütün organlar o halkanın içerisinde, artık insanlar orada, dünya hayatına göre, bir yakınlık uzaklık muamelesi uygulamazlar. Efendimiz (SAV) buyuruyor ki “müminler de birbirlerine işte böyle davranırlar.” Çünkü onlar bu halkaya dâhil olmuşlarsa birbirleri için uzak ve yakın tanımlarını heva ve heveslerine göre yapmazlar, Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusunun esas halkasına dâhil olmuş müminler olarak artık onlar tektirler, “BİZ”dirler ve böylece bu halkada uzaklık-yakınlık kavramları heva ve heveslere göre belirlenmez. Çünkü artık o halkada “illa Billâh” kuralları gereği tek ve biz olunur. Allah’a ve yarattıklarına karşı nefret ve öteleme işte bu halkada bulunmaz. Çünkü Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nun esas halkası kula şah damarından daha yakındır (ki bu kavramı merak edenler “Aşağıların Aşağısı” ve “Talibin Başlangıç Çizgisi” kitapçıklarımıza bakabilirler).
İnsan bazıları için sevgi arzusunu belirtirken yakınlığı o kadar yakın yapmak ister ki “kalbimdesin” der. Ancak nefsin şerri “kalbimdesin” derken onun kalp zannettiği sadrıdır, kalbinin kılıfıdır; böyle olduğu için esfele safiliyn insanın söylediği “kalbimdesin” ifadesi hiçbir zaman gerçek manasını bulamaz. Kalbimdesin halini yalnızca Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusunu bu duygunun esas halkasına dâhil etmiş olanlar, bu hallerini esas halkada yaşayabilenler bilir. Allah’ın veli kulları için “onlara iltifat eden de hakaret eden de birdir” denilmesi bu yüzdendir. Yunus Emre Hazretlerinin çok söylenen şu sözü de bu sözün temeli de bu gerçekten gelmektedir: Biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü severiz.
Gerçek sevginin yaşanıyor olmasının göstergesi, böyle kişilerin çevrelerine “huzur” veriyor olmalarıdır. Her türlü insanın esas aradığı şey huzurdur. Billahi imanın ve salih amelin yani kişinin Sırat-ı Müstakiym’de olmasının işareti, böyle insanların huzur kaynağı olmalarıdır, onlar bu halleriyle anlaşılır. Ancak bazı insanların huzursuzlukları o kadar yerleşiktir ki içine girdikleri huzuru fark edemez, göremez ve anlayamazlar… Elbette onların da anlayacakları bir zamanları gelir…
Halkın diliyle ifade edecek olursak, Billahi anlamda iman ile olmak şartıyla Allah’a yakınlığın insanda sevme arzusunu karşılayan hisleri gerçek “sevgi”; ilahlık hissiyatıyla Allah’tan uzaklığın insanda sevme arzusunu karşılayan hisleri de “nefret”tir.

Yazarın Diğer Yazıları