Mustafa Yılmaz Dündar

Edep Ya Hu – 177

Mustafa Yılmaz Dündar

Bir insan kendisinde gerçek sevginin yaşanıyor olup olmadığı nasıl anlar? Gerçek sevginin yaşanıyor olmasının göstergesi, kişinin çevresine “huzur” veriyor olmasıdır; böyle kişiler çevrelerine huzur verirler. Dikkat edin lütfen, her türlü insanın esas aradığı şey huzurdur; gerçek sevginin göstergesi de huzur veren olmaktır… Bir kişinin Billahi imanlı ve salih amelle meşgul olmasının, yani o kişinin Sırat-ı Müstakim’de olmasının işareti de aynıdır; böyle insanların huzur kaynağı olmalarıdır, onlar bu halleriyle anlaşılır. Ancak şu notu ekleyelim: Bazı insanların huzursuzlukları o kadar yerleşik hale gelmiştir ki onlar içine girdikleri huzuru fark edemezler, göremezler, anlayamazlar. Elbette onların da anlayacakları bir zamanları gelir… Sevgi ve nefreti halkın diliyle ifade edecek olursak şöyle tanımlayabiliriz: Billahi anlamda iman ile olmak şartıyla, Allah’a yakınlığın insanda sevme arzusunu karşılayan hisleri gerçek sevgi; ilahlık hissiyatıyla Allah’tan uzaklığın insanda sevme arzusunu karşılayan hisleri de nefrettir.
Esfele safiliyn hal Allah’tan uzağa konuşlandırıldığı için böyle insanlarda Allah’ı bilmeme, Allah’ı tanımama, Allah’tan uzak durma, kaçma, uzak olduğuyla didişme duyguları açığa çıkar. Elbette, söz konusu yakınlık ve uzaklık fiziksel manada değildir. İnsanların bazıları Allah’a öyle uzak ve nefretlidirler ki kızdıkları kimseler için “Benden uzak, Allah’a yakın olsun” derler. Bu zavallı insanlar, ne söylediklerinin bilincinde değiller…
Esfele safiliyn insan birisine veya bir şeye yakın olmak istiyorsa ona “seviyorum” der, ne kadar yakın olmak istiyorsa o kadar seviyorum der. Uzak olma arzusuna da “sevmiyorum” der. Bu yakın ve uzak tanımlarını heva ve heveslerine göre belirler ve bunları her an değiştirebilir. Esfele safiliyn insan “Seviyorum” dediyse mutlaka bir karşılık da tanımlamıştır ve bu tanımladığı karşılıkları bekler, ister. Yani bir duniHi ilah da kendi ilahlık hissiyatı krallığına göre uzak ve yakın olanları belirler, karşılıklarını da bekler. Bir duniHi ilah, bu davranışlarıyla aslında Allah’ın ilahlık vasıflarını taklit etmektedir. Allah’ın ilahlık vasıflarını taklit eden bu esfele safiliynin bütün bu davranışları sadrından süzülür ve beden dili olarak yansır. Bu, böyle insanların bedenlerine giydikleri nefret elbisesidir. Bu elbisenin kumaşını sağlam ve sürdürülebilir yapan ise, böyle insanların nefret içerikli dilleridir, Allah’a karşı kasıtlı olan konuşma dilleridir. Mülk Sûresi 21. ayette Rabbimiz nefret kumaşına bürünmüş ve nefret diliyle konuşan esfele safiliyn format esiri bu insanlar için “Hayır, onlar (hayatlarını) bir haddi aşmışlık ve nefret içerisinde inatla sürdürmektedirler” buyurmaktadır. Böyle insanlara gerçek sevgi yasaklanmıştır. Hac Sûresi 38. ayette Rabbimiz “Allah hain ve nankörü sevgisinden mahrum eder” buyurarak esfele safiliyn formatın nefret duygularına mahkûm olduğunu inananlara bir uyarı şeklinde duyurmaktadır. Esfele safiliyn formatın nefret kumaşına bürünenlerine karşılık A’raf Sûresi 26. ayette Rabbimiz “Takva Libası elbette en hayrlısıdır” buyurmakta ve insanların Billahi anlamda hürriyetleriyle nefret kumaşı yerine takva kumaşını tercih etmelerini öğütlemektedir. İnsan nefret kumaşından nefsin şerrine ait olan konuşma dilini terk ederek kurtulabilir. Takva elbisesi için ise ek bir işlem gerekmez. Nefret kumaşı silinince takva kumaşı onun altında hazırdır. Nefsin şerrinin konuşma dili silinince nefsin fıtratına uygun konuşma dili hazırdır. Olması gereken, yalnızca formatın fonksiyonsuzlaştırılmasıdır. Esfele safiliyn formatı fonksiyonsuzlaştırmak yeterlidir.
Kur’an’ın öğrettiği akıl ile akletmeye devam edelim.
Hz. İbrahim (AS) kavmini şöyle uyarmıştı: “(İbrahim onlara) dedi ki: Siz sırf aranızda dünya hayatına has muhabbet ve sevgi uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinize lanet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennemdir ve hiçbir yardımcınız da yoktur.” (Ankebut-25)
Okuduğumuz ayetin günümüz yaşantısına hitap edecek manasal açılımına da bakalım. Yani ayein bugün için bize ne dediğine de bakalım:
Gerçek sevgiden mahrum olarak nefret duygularıyla hareket eden sizler, Allah’a ve O’nun yarattıklarına olan nefretiniz sebebiyle ilahlık hissiyatınıza uygun ve hoş gelen heva ve hevesler edindiniz, bu heva ve heveslerinize göre hayat tarzları oluşturdunuz. Böylece Kazanılmış Değişiminizi batıl yolda gerçekleştiriyorsunuz. Kıyamet günü, Allah’a ve yarattıklarına olan bu nefretiniz çoğalacak da birbirinize yönelteceksiniz. Sonuçta varacağınız yer cehennem olacak ve dünya hayatında alıştığınız destek ve yardımları da bulamayacaksınız…

Yazarın Diğer Yazıları