Ankebut Suresi 25: “(İbrahim kavmine) dedi ki: Siz sırf aranızda dünya hayatına has muhabbet ve sevgi uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinize lanet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennemdir ve hiçbir yardımcınız da yoktur.”
Ayet günümüz yaşantısı için bize diyor ki: Gerçek sevgiden mahrum olarak nefret duygularıyla hareket eden sizler, Allah’a ve O’nun yarattıklarına olan nefretiniz sebebiyle ilahlık hissiyatınıza uygun ve hoş gelen heva ve hevesler edindiniz, bu heva ve heveslerinize göre hayat tarzları oluşturdunuz. Böylece Kazanılmış Değişiminizi batıl yolda gerçekleştiriyorsunuz. Kıyamet günü bu nefretiniz çoğalacak da birbirinize yönelteceksiniz. Sonuçta varacağınız yer cehennem olacak ve dünya hayatında alıştığınız destek ve yardımları da bulamayacaksınız…
Hatırlarsanız, demiştik ki; Billahi anlamda iman ile olmak şartıyla Allah’a yakınlığın insanda sevme arzusunu karşılayan hisleri gerçek sevgi; ilahlık hissiyatıyla Allah’tan uzaklığın insanda sevme arzusunu karşılayan hisleri de “nefret”tir; ama insanlar bu nefretin düşürülmüş seviyelerine sevgi demekte, o halleri sevgi zannetmektedir
Rabbimiz inananları nefreti gerçek sevgi zannetmekten dünya hayatındayken kurtaracağını müjdelemektedir. Meryem Sûresi 96. ayet: “Muhakkak ki iman edip salih amel işleyenlere gelince Rahman onlar için bir sevgi oluşturacaktır.” Ayetin manasal açılımına bakacak olursak: “Müstakilen varım ve muhtarım iddiasından vazgeçmiş, sadrını duniHi algı ve zannlarından, bunların heva ve heveslerinden temizlemeye gayret edenleri, hayat tarzı oluşturanları Allah merhametiyle nefret duygularından temizleyecek onlara gerçek sevgiyi yaşatacaktır.” Ancak Hac Sûresi 38. ayet: “Muhakkak ki Allah hain ve nimetleri küfür amaçlı kullanan nankörleri sevgisinden mahrum eder.” buyurmaktadır. Bunun manasal açılımını da ekleyecek olursak: “Müstakilen VAR ve Muhtar” olan ancak Allah iken Allah’a karşı “ben de müstakilen varım muhtarım” iddiasında bulunan hainleri, Allah’ın verdiği nimetleri Allah’a ve O’nun yoluna karşı kullanan nankörleri ise gerçek sevgiden mahrum eder. Onları nefretlerine mahkûm eder. Amentü Billahi diyerek gereğini yapanlar, bu yaşadıkları gerçek sevgi sayesinde ancak kardeştirler. Hucurat Sûresi 10. ayete göre böyledir. Oysa nefrete mahkûm duniHi ilahlar, Haşr Sûresi 14. ayete göre, kardeş ve topluluk olamazlar.
Dünya hayatında duniHi ilahlar ile Billahi anlamda iman edenler nefret ve gerçek sevgi bakımından ayrıldıkları gibi ahirette de bu ayrılık devam eder. Zuhruf Sûresi 67. ayet: “O gün dostlar (dünya hayatındayken esfele safiliyn kuralları ile sevgili olanlar) bazısı bazısına düşmandır. Ancak müttakiler, nefret hallerinden korunarak Allah için fıtratlarına uygun sevgiyi yaşayanlar müstesna.” Ayette ancak müttakiler yani nefret hallerinden korunarak Allah için fıtratlarına uygun sevgiyi yaşayanlar müstesna buyrulmaktadır. Nefret hallerinden korunanlar, gereken tedbirleri alanlardır. Bu tedbirlerin birkaç tanesine, ana başlıklar halinde bakalım:
Nefreti canlı tutan öncelikle nefret dilidir, yani nefsin şerrinin konuşma dilidir. O halde nefsin şerrinin konuşma dilini, bu dilin Allah’a olan kastını fark edip bu konuşma dilini terk etmek gerekir. Bu gayretle beraber, Al’u İmran Sûresi 28. ayetin gereğini de önemsemek lazım. Ayette Rabbimiz buyurmaktadır ki: “Müminler müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin (sevmesin). Kim böyle yaparsa onun Allah ile (dostluğu kalmaz, sevgi) ilişkisi kopar.”
Kur’an nefret duygusunun fonksiyonel haline Ğıll demiştir. Bahsettiğimiz nefret duygusunun fiillere dönüşmek üzere fonksiyonel hale gelmesi için oluşan manasına Ğıll demiştir. Sadrı kaplayan duniHi algı ve zannları kalbin üzerini yani kalp bilgi platformunu formatlayarak kılıflar. Ğıll işte bu kılıfın vasfıdır. Bu ğıll nefreti fonksiyonel hale getirmek için beyine gereken emirlerin gitmesinde rol oynar. Dolayısıyla, beyin tarafından ğıll sanki kalpteymiş gibi algılanır, çünkü beyin kalpten emir alır. Oysa sadırdaki nefret kökenli heva ve hevesler kalbin üzerini kaplamış, yani kalbin bilgi platformunu formatlamış ve ğıll oluşmuştur. İşte o format kalpte hastalığa yol açıyor; Kur’an kalbe, kalp bilgi platformuna atılan bu format durumuna “kalbin üstü kılıflanmış” diyor, “paslanmış kalp” diyor. İşte o formatın bir vasfı var ve o vasıf Kur’an’da “ğıll” diye geçer. Kalbi örten o ğıll, var olan nefret duygusunun fiile dönüşebilmesi, fonksiyonel olabilmesi için gereken emirlerin beyine gitmesini sağlar. Dolayısıyla kalbin üzerini öyle bir formatlar ve örter ki beyin kendisine gelen ğıll vasıflı emirlerin kalpten geldiğini zanneder ve onları uygular. Beyin ancak kalpten emir alır. Ama kalbin üstünü formatlayarak sanki kalpmiş gibi davranan bu ğıll, bu kılıf beyin tarafından kalp zannedilir. Böylece beyin ğıllden gelen nefret kökenli emirleri fiillere dönüştürür. Hicr-47 ve A’raf-43. ayetlerden öğreniyoruz ki kalbi kılıflayan bu ğıll bulundukça kişi cennete giremez, bu yüzden Allah cennete almayı dilediği kullarından bu Ğıll’i söküp atmıştır. Yine bu sebepten, Rabbimiz Haşr Sûresi 10. ayette inananlara “Allah’ın kalbinizi ğıllden temizlemesi için dua edin” buyurmakta, bir dua öğretmektedir. Bu duayı hayatımıza kazandırmamız gerekir. Tedbirler diyoruz ya, bu dua da bir tedbirdir. Bir diğeri, Allah’ın Vedud esmasından zikrullah ve dua olarak yararlanmalı, onunla yardım istemeliyiz. Ve Rasulullah (SAV) Efendimizin Allah’ın sevgisine talip olanlara bu konuda öğrettiği şu duayı da hayatımıza almalıyız: “Allahümme inniy es’elüke hubbeKE ve hubbe men yuhibbuKE: Allahım, Senden kesinlikle sevgini ve seni sevenleri sevmeyi dilerim (âmin).” Efendimiz (SAV) bize böyle bir dua öğretmektedir. Bu duanın manasal açılımına da bakalım: Allahım, kalbimi ğıllden temizleyiver. Kesinlikle kalbime sevgini hâkim kıl ve bu sevgi bütün sadrımı kaplasın. Allahım, seni gerçek sevgi ile sevenleri tanıyabilmeyi ve sevebilmeyi de bana öğretiver. Dünya hayatını cazibeli görmekten ve sevginden uzak düşmekten de sana sığınırım. Sevgini bana serin sudan sevimli eyleyiver ya Rabbi (âmin).
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04