Mustafa Yılmaz Dündar

Edep Ya Hu – 180

Mustafa Yılmaz Dündar

DuniHi algıdaki kişilerde hâkim olan nefreti canlı tutan, öncelikle ondaki nefret dilidir, yani nefsin şerrinin konuşma dilidir. O halde nefsin şerrinin konuşma dilini, bu dilin Allah’a olan kastını fark edip bu konuşma dilini terk etmeyi önemsemeli ve terk etmeliyiz. Bu gayretle beraber, Al’u İmran Sûresi 28. ayette müminlere yapılan şu uyarıyı da önemsememiz gerekiyor. Ayette Rabbimiz buyurmaktadır: “Müminler müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin (sevmesin). Kim böyle yaparsa onun Allah ile (dostluğu kalmaz, sevgi) ilişkisi kopar.”
Kur’an nefret duygusunun fonksiyonel haline Ğıll demiştir. Nefret duygusunun fiillere dönüşmek üzere fonksiyonel hale gelmesi için oluşan manasına Kur’an “Ğıll” demiştir. İnsanın sadrını kaplayan duniHi algı ve zannları, onun kalbinin üzerini yani kalp bilgi platformunu formatlayarak kılıflar. Ğıll işte bu kılıfın özelliğidir, vasfıdır. DuniHi algıdaki yaşantıda kaçınılmaz olan bu ğıll, nefreti fonksiyonel hale getirmek için gereken emirlerin beyine gitmesinde rol alır. Dolayısıyla, bu ğıll beyin tarafından sanki kalpteymiş gibi, kalpten gelen bir öneri ve emirmiş gibi algılanır, çünkü beyin kalpten emir alır. Oysa sadırdaki nefret kökenli heva ve hevesler kalbin üzerini kaplamış, yani kalbin bilgi platformunu formatlamış ve ğıll oluşmuştur. İşte oluşan bu format kalpte hastalığa yol açar. Kur’an kalbe (kalp bilgi platformuna) atılan bu format durumuna “kalbin üstü kılıflanmış” diyor, o kalbe “paslanmış kalp” diyor ve o kalbi hasta kabul ediyor. İşte kalbe atılan o formatın bir vasfı var ve o vasıf Kur’an’da “ğıll” diye geçiyor.
Kalbi örten “ğıll”, var olan nefret duygusunun (ki bu nefret Allaha, Allah’ı hatırlatan her şeye ve dolayısıyla inananlara da duyulur), işte kalbi kılıflayan ğıll nefretin fiile dönüşebilmesi, fonksiyonel olabilmesi için gereken emirlerin beyine gitmesini sağlıyor. Dolayısıyla ğıll kalbin üzerini öyle bir formatlıyor ve örtüyor ki beyin kendisine gelen ğıll vasıflı emirlerin kalpten geldiğini zannediyor ve onları uyguluyor. Oysa beyin ancak kalpten emir alır. Ama kalbin üstünü formatlayarak sanki kalpmiş gibi davranan bu ğıll, bu kılıf beyin tarafından kalp zannedilince beyin ğıllden gelen nefret kökenli emirleri fiillere dönüştürüyor.
Hem Hicr Suresi 47 hem de A’raf Suresi 43. ayetlerden öğreniyoruz ki kalbi formatlayan, kılıflayan bu ğıll bulundukça kişi cennete giremez, bu yüzden Allah cennete almayı dilediği kullarından bu Ğıll’i söküp atmıştır. Yine bu sebepten, Rabbimiz Haşr Sûresi 10. ayette inananlara “Allah’ın kalbinizi ğıllden temizlemesi için dua edin” buyurmakta, bir dua öğretmektedir. Bu duayı da hayatımıza kazandırmamız gerekir. Tedbirlerden bahsediyoruz ya, bu dua da bir tedbir çünkü… Bir diğeri, Allah’ın Vedud esmasından zikrullah olarak, dua ederek yardım istemeliyiz. Ve Rasulullah (SAV) Efendimizin Allah’ın sevgisine talip olanlara bu konuda öğrettiği şu duayı da hayatımıza almalıyız: “Allahümme inniy es’elüke hubbeKE ve hubbe men yuhibbuKE: Allahım, Senden kesinlikle sevgini ve seni sevenleri sevmeyi dilerim (âmin).”
Efendimiz (SAV) bize böyle bir dua öğretmektedir. Bu duanın manasal açılımına da bakalım: Allahım, kalbimi ğıllden temizleyiver. Kesinlikle kalbime sevgini hâkim kıl ve bu sevgi bütün sadrımı kaplasın. Allahım, seni gerçek sevgi ile sevenleri tanıyabilmeyi ve sevebilmeyi de bana öğretiver. Dünya hayatını cazibeli görmekten ve sevginden uzak düşmekten de sana sığınırım. Sevgini bana serin sudan sevimli eyleyiver ya Rabbi (âmin).
Nefreti ve nefret dilini tanımış, bundan kaçınmış ve gerçek sevgiyi yaşayan inananlara bu gerçek sevgiyi nasıl yaşayacaklarını öğretmek amacıyla Rasulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Kim imanın lezzetini tatmak istiyorsa Allah ve Rasulünü herkesten ve her şeyden fazla sevmelidir. Birisini veya bir şeyi Allah rızasını umarak sevmelidir. Ve bir de imandan sonra küfre düşmekten ateşe düşmekten korkar gibi korkmalıdır.”
Kalbimiz Rabbimize nasıl iman edeceğimizi öğrendikten ve gerçek sevgiyi yaşamaya başladıktan sonra sadrımızı yeniden nefret ve nefret dili sarmasın diye Rabbimizden yardım ve müdahale istememiz gerektiğini, bu amaçla da şöyle dua etmemiz gerektiğini biz inananlara Al’u İmran Sûresi 8. ayet öğretmektedir: “Rabbena la tuzığ kulubena ba’de iz hedeytena ve heblena min ledünKE Rahmeh. İnneKE entel Vehhab: Rabbimiz, bize hidayet edip gerçeği gösterdikten, hakikati öğrettikten sonra kalplerimizi nefsin şerri yönüne çevirme. Bize ledünnünden rahmet ver. Muhakkak ki Sen Vehhab’sın.”

Yazarın Diğer Yazıları