Mustafa Yılmaz Dündar

Edep Ya Hu – 189

Mustafa Yılmaz Dündar

Tevbe Suresi 124 ve 125. ayetlerden öğreniyoruz ki Allah’ın daveti (Allah’ın tekliği ile anılması) iman edenlerin imanını artırır, onları sevindirir. Kalplerinde hastalık olanların, inkârcıların ise inkârını ve nefretini artırır. Zümer Suresi 45. ayetten öğreniyoruz ki “Allahtan başka ilah yoktur” bilgisi inkârcıların kalbinde tiksinti yapar. Oysa o inkârcının dunihi algı ve zannlarıyla ilgili heva ve heveslerinden bahsedecek olursan o an yüzü güler, sevinir, huzurlu olur. Saffat Suresi 35. ayetten de öğreniyoruz ki “la ilahe illallah” denilince, bu bildiri tebliğ edilince inkârcılar kendi ilahlık iddialarına ve uydurdukları fikirlerine sığınarak bu tebliğe sırtlarını dönmüşlerdir.
Bu noktada bu gerçekler çerçevesinde bir öneri paylaşalım. Lütfen ilgisi olmayan kişilere “duysun, faydası olur” diye durduk yere ayet ve hadis göndermeyin, faydalı olmaz. Kur’an’dan öğreniyoruz ki onların nefretini, hücumlarını artırırsınız. Kur’an Rasulullah (SAV) Efendimize bizim örnek almamızı isteyerek “enerjini inananlara harca, kanatlarını inananlara aç” buyuruyor, bize “boşa enerji harcamayın, sistemi fark edin, bu sisteme göre gayret edin” diyor.
Ezanımızın da esası bu tebliğdir, Allah’ın tekliği ile anılmasıdır, bu tebliğ gereği insanların Allah’a davet edilmesidir. Böylece ezan aslında imanlının imanını tazelerken inkârcının nefretini tazeler. Ezan okunduğu an insanlar tercihlerini yapıyor ve kendi tercihlerinin de şahitleri oluyorlar. Öğreniyoruz ki ezan iman tazeleyicidir. Efendimiz (SAV) buyuruyor: İmanlarınız eskiyebilir, onları tazeleyin. Öyleyse, tazeleyicileri öğrenmemiz gerekiyor ki “imanımızı nasıl tazeleriz?” bilelim. Bunlardan birisi ezandır. Onunla imanımızı nasıl tazeleyeceğimizi birlikte anlamaya biiznillah çalışalım.
Halifetullah vasıflı insanın ahiret hayatındaki konumu dünya hayatında gerçekleştirdiği kazanılmış değişime göre belirlenir. Kazanılmış değişim Hakk ve batıl alanında gerçekleşir. Hakk ve batıl alanlarda bu kazanılmış değişimin gerçekleşebilmesi için kişinin yaptığı tercihe şahitlik etmesi gerekir. Bu şahitlik üzerinden de kazanılmış değişim şekillenir. Bu sebepten, ezanımız okunurken neredeyse o ezanı duyanların sayısınca davranış biçimi sergilenir. İnananların sergiledikleri davranışların da geniş bir skalası vardır, inkârcıların da. Ancak “kim hangi skalada, bu skalanın neresinde?” diye merak etmek, bunu araştırmak, bunu yorumlamak bir inanan için çok tehlikeli bir tuzaktır. İnanan da inkârcı da kendisini bilir. Ve sistem insanın kendisini bildiği halde üzerinden yürür. Kişi kendisini çok iyi bilir ama dışarıya bir şeyler uydurabilir. Bilmeyi ve uydurmayı karıştırmamak lazım… Ama kişi kendisini bilir. Aslında uydurmalar üzerinden de sistemin bir işlemi vardır, o ayrı bir konudur, belki nasip olursa onu da ele alırız. Ancak Ezanımızla ilgili olan buradaki hal kişinin şahit olduğu ve kendisinin bildiği haldir.
Kişi “biliyorum, bilmiyorum, şöyledir, böyledir” gibi ne derse desin, kendisinin bildiğini kendisi de bilir. Ve aslında sistemin sahibi ve yürütücüsü “Alimün bizzatis sudur” olan Allah’tır; Allah yarattıkların sadrını ve orada olanı en iyi bilendir. Bu yüzden inananı da bilir, inkârcıyı da bilir ve sistem işte bu hal üzerinden yürür. O halde Ezanımız okunurken inanan birisi kimseye ders vermeden, kimseye parmak sallamadan yalnızca kendi sınavıyla edepli bir şekilde meşgul olmalıdır. “Allah’ın daveti başladı” diyerek sevinmeye, heyecanlanmaya kendimizi alıştırmalıyız. “Haa ezan da okunuyor” veya “okumuş da fark etmemişim” gibi hallerden kendimizi kurtarmamız gerekiyor. Hele günümüzde ezan büyük bir sınavdır, büyük bir seçme sınavıdır. Bu yüzden, başkalarının sınav kâğıtlarıyla meşgul olmayı bırakıp sessizce kendi sınav kâğıdımızla meşgul olmalıyız. Ezanımız okunurken sevincimizi, heyecanımızı beden dilimizle de göstermeliyiz. Basit bir davranışla, bir kıpırdamayla, bir vaziyet değişikliği ile de olsa bunu belirtmeliyiz. Bunu birisine değil, kendimize belirtmeliyiz. Çünkü sizin sisteminiz birisi ile olan mücadelenizle ilgili değil; sizin kendi içinizde kendinizle ilgili bildiğiniz üzerinden yürür sistem, siz kendi bildiğinize şahit olursunuz. Sistem sizin şahit oluşunuz üzerinden, şahit olduğunuz hal üzerinden yürüyor. Dolayısıyla ezanımızı dinlemeliyiz, buna özen göstermeliyiz, özellikle bunun için gayret sarf etmeliyiz. Hadisler gereği, ezanımızın tekrarlanan kısımlarını ezan okuyanla beraber tekrarlamalıyız. “Allahu ekber, Eşhedü en la ilahe illallah, Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah” kısımları söylendikten sonra tekrar etmeliyiz. Neden buraları tekrar ettiğimizi göreceğiz inşaAllah. “Hayye ale’s-salâh, Hayye ale’l felah” kısımlarını tekrar etmeyiz, oraların tekrarı ayıp bile sayılmıştır. Çünkü oralarla zamanında alay edilmiştir, belki günümüzde de sessizce yürüyen öyle bir sistem vardır. Ezanımızın o kısımları duyulunca “bak, sizi kurtuluşa çağırıyor” gibi alay edenler günümüzde de vardır. Bu yüzden, alay edenlerin alay ederken tekrar ettikleri gibi tekrar etmemek için de oralar tekrar edilmez. Oralarda “Ve la havle ve la kuvvete illa Billahil aliyyil azim” denir ki bunu söylemek çok faydalıdır. Nedenini göreceğiz inşaAllah.
Ezanımız okunurken “Muhammed” diye Efendimiz (SAV)’in ismi geçerken dikkat kesilmemiz gerekiyor. Bu esnada yapmak istediğiniz dualarınız varsa onları yapabilirsiniz. Bir kaç defa yaptığınızda, ezanımızı okuyanın söyleme süresi içerisinde dualarınızı tamamlayabilirsiniz. Örneğin şunu söylemek çok makuldür. “Allahım, Rasulullah (SAV) ile gözlerimizi nurlandırıverdin elhamdülillahi rabbil alemiyn. Lütfen ya Rabbi, kalbimizi de kabrimizi de nurlandırıver.” Bu dua ezanımız okunurken çok yararlı olur. Ayrıca Efendimiz (SAV)’in ismi geçerken “Radîtu billahi rabben ve bi’l-İslâmi dînen ve bi seyyidina Muhammedin (SAV) rasûlen ve nebiyyen” duasını da yapmak çok yararlıdır. Bu duada diyoruz ki “Ya rabbi, ben Rab olarak senden razıyım, din olarak İslam’dan razıyım, Rasul ve Nebi olarak Muhammed Mustafa (SAV)’den razıyım.” Peşine de “Ya rabbi, ne olur sen de Biiznillah BEN kulundan razı oluver” demeniz kendiniz için çok hayırlı bir dua olur, inşaAllah Rabbim razı olduğu kullarından eyler. Çünkü ezan anında bu dualar çok önemlidir. Ayrıca hadislerden öğreniyoruz ki ölümden sonra “Rabbin kim, dinin ne, nebin kim?” sorularıyla karşılaşırsınız. Bu soruların da tam şekli ve mekanizması ayrı bir konudur, şimdi biz konunun bize lazım olan kısımlarını ele aldığımız için birçok yeri kısa geçiyoruz. Eğer siz yaşarken “Ben Rab olarak Allah’tan razıyım, dinim İslam’dan razıyım, Rasul ve Nebi olarak da Rasulullah (SAV)’den razıyım” derseniz, siz aynı zamanda ölüm sonrası vereceğiniz cevaplar için güzel bir iş yapmış olursunuz. Ölüm sonrası bu cevaplar için beyninizde önce bir alan açıyorsunuz. Sonra o alan kalbinize nakşediyor. Çünkü siz orada cevapları kalbiniz ne vereceksiniz. Ve bir de bu duaları sessiz yaparsanız yetmiş kat fazla sevap alırsınız, bunu da bir hadisten öğreniyoruz. Ayrıca Ezanımızın okunduğu anlar dua için “acil” kapısıdır. Çok acil dualarınız, arzularınız, istekleriniz vardır, duanız neyse o anlar bir kaç cümleyle hemen dualarınız yapabileceğiniz anlardır. Zaten halinizi Rabbiniz biliyor ama birkaç cümleyle duamızı yapabilir, Ezanımızda bu imkândan yararlanabiliriz. Ezanımız tamamlandıktan sonra da Efendimiz (SAV)’in öğrettiği salâvatı okuyarak dua etmek çok faydalı olur, aslında çok gereklidir. Çünkü Efendimiz (SAV) öyle önermiştir. Aslında onu “faydalı” diye değil de “Efendimiz (SAV) önermiş, yapmalıyım” der ve yaparsak değeri kat kat yüksek olur. Ezanımız’ı okuyan zatları da unutmamak gerekir. “Ya Rabbi, senin bu davetini yapan mübarek kişiden de razı oluver” deyip Ezanımızı okuyarak bu daveti yapan kişi için dua etmek bir Müslüman’ın yapması gereken davranışlardandır. Birisi bize dünya hayatında çok önemli bir zattan çok önemli bir davet getirse nasıl memnun oluyor, ona teşekkür ediyor ve mümkünse bir bahşiş, bir hediye veriyoruz. Bunun gibi, Allah’ın davetini “Allah adına duyuran” zata da dua etmek bir Müslüman’ın yapması gereken güzel davranışlardandır.

Yazarın Diğer Yazıları