Mustafa Yılmaz Dündar

Edep Ya Hu – 191

Mustafa Yılmaz Dündar

“Allahuekber” seslenişini nasıl anlamalıyız? Allahuekber manalar ve haller bütünüdür; manalara göre haller, hallere göre de manalar olarak tezahür eder. Konumuz gereği Allahuekber seslenişine Ezanımızın uyarısı çerçevesinde bakalım biiznillah. Ekber! Ekber, Allahın varlığına işaret eder, Allah’ın var olma özelliğine has bir vasıftır: Gerçek var! Gerçek var kavramı Allah’a aittir. Bunu kullar kavrayamazlar; duyarlar, bilirler ama kavrayamazlar, çünkü gerçek var Ekber’dir. Kullar ise Allah’ın ilminde biiznillah “var gibi” görünendir, gerçek vara (Ekber’e) göre var gibi görünendir; Allah onların var gibi görünmelerini dilemiştir. Bu yüzden kullar Ekber değildir, gerçek var olan Allah Ekber’dir. Ekber’dir, çünkü gerçek var o dur. Allah Ehad ve Samed vasıfları sebebiyle Ekber’dir. Bu, hiçbir kulun zihninde bile ulaşamayacağı bir kavramdır. Böyledir ama “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasında bulunan ve dunihi algı sahibi olan, haddi aşmış, asi kullar kendilerinde “Ekber hissiyatı” oluştururlar. İnşaAllah kıyaslar bu hissiyat sebebiyle değildir. “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasındaki dunihi algı sahibi asi kullar kendilerinde “Ekber hissiyatı” oluştururlar. Bu asi kulları Allah Kur’an-ı Kerim’inde Mümin Suresi 56. ayette şöyle tanımlamaktadır: Onların sadrında asla ulaşamayacakları bir kibirden başka birşey yoktur.
Sözü dağıtmadan ve uzatmadan “Allahuekber seslenişini Ezanımızda en anlaşılabilir manada nasıl anlamalıyız?” derseniz, Allahuekber’i, gerçek var olan Allah’tır diye anlamamız gerekir; ezan sesleniyor gerçek var olan Allah’tır: Allahuekber, Allahuekber. Mana olarak anlayacağımız budur: Gerçek var olan Allah’tır, gerçek var olan Allah’tır. Ezanımız bize bunu tebliğ ediyor, duyuruyor. Allahuekber’i böyle anlamalıyız. Gerçek varın özellikleri var; gerçek var “müstakilen VAR ve Muhtar”dır, Ehad’dır, Samed’dir, bu varın “dış” kavramı yoktur. Bu “VAR” deyişin yani Allah için kullanılan “VAR” kelimesinin zıddı yoktur, yani bu “VAR” zıddı olarak bir “YOK” kavramından münezzehtir. İşte bu “VAR” anlayışı kullar için seslenirken söyledikleri: Sübhanallah. Bu gerçek “VAR” kavramının mana olarak kalbiyle gören kul “eşhedü en la la ilahe illallahül ehadüs samedüllezi lem yelid ve lem yüled ve lem yekün lehu küfüven Ahad” diyerek şehadette bulunur ve bu şahadet o kulu büyük cezbeye sokar… İşte Ezanımız “Allahuekber; gerçek var olan Allah’tır” buyuruyor, bunu duyuruyor.
Nisa Suresi 136. ayet “Ya eyyühelleziyne amenu, aminu billahi; ey iman edenler, inandım diyenler, doğru inanın, Billahi imanı öğrenin, Billahi imanla iman edin, Billahi manada iman edin” diye uyarmaktadır. İşte bu uyarıyı Ezan da “Allahuekber” diyerek yapar, hatırlatır: Gerçek var olan Allah’tır. Bu hatırlatma elbette inananlar içindir. İnsan esfele safilin formatı gereği “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasına kapılmıştır, ilahlık hissiyatına kapılmış olan bu kula Ezanımız “Allahuekber” diyerek “kendine gel, fıtratına dön, hanif ol” daveti yapmaktadır. Çünkü Rum Suresi 30. ayet diyor ki hanif olmazsan İslam’ı anlayamazsın. Ve Asır Suresi de diyor ki “bir an önce bir an önce, yoksa zamanı değerlendiremezsin de hüsranda kalırsın, bir an önce” kendine gel, fıtratına dön. Eğer kul dünyanın işleri ve cazibesi gereği ilahlık hissiyatına kapılmışsa ona Ezan o an Allah’ın daveti olarak sesleniyor: Ey kul, kendini ne sandın, neyle meşgulsün? Gerçek var olan Allah’tır, kendine dön. “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasından sıyrılmaya çalışan, bunun gayretinde olan kul için ise Ezan “Doğru yoldasın, Allah seninledir. Gayret et, fıtratında sabit kalmaya özen göster” der, o kula da böyle bir destek verir, sırtını sıvazlar, gayret et gayret et Allah seninledir der. Tevbe Suresi 40. ayet de böyle seslenir: Allah seninledir. Ve bir de “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasından sıyrılmış kullar vardır, bunlar için Ezanımız der ki: Siz Allah’ı unutmadınız, o Allah da sizi unutmadı. Ezan o anda o kullara Allah sizi unutmadı selamıdır. Haşr Suresi 19 ve Tevbe Suresi 67. ayetten öğreniyoruz ki, “onlar Allah’ı unuttu, Allah da onları unuttu” uyarısı vardır. Dolayısıyla, Allah’ı zikredenlere, unutmayanlara, Allah’a göre yaşayanlara ezanımız diyor ki: Siz Allah’ı unutmadınız, Allah da sizi unutmadı kullarım, Selam…
“Eşhedü en la ilahe illallah” seslenişinde ise bir başka davet var: “Ey inanan kul, gel bunu birlikte söyleyelim; eşhedü en la ilahe illallah…”; Rabbim birlikte söylemeye davet ediyor. Buraları bunun için tekrar ederiz. Basit bir örnek verelim. Anne yavrusuna merhametle öğretirken ona “haydi, anne de bakalım” der, ona konuşma öğretmeye çalışır, birlikte söyleyelim ister. Bir gün yavru “anne” der ve anne buna çok sevinir. Alınacak mana için bu anne örneği doğrudur, şöyle ki: Rasulullah (SAV) Efendimiz bir savaş sonrası çocuğunu arayan, oraya buraya koşturan anneyi görür. Yanında dostları da vardır. Sonra anne o yavruyu bulur, çok sevinir ve sarılır, koklar onu. “Gördünüz mü annenin yavrusuna şefkatini, merhametini, sarılmasını?” der. “İşte Rabbimizin kullarına merhameti, şefkati, sarılması, bunun sonsuz, sonsuz, sonsuz, katıdır” buyurur. O yüzden buradaki anne örneği o hadisten esinlenerektir. Dolayısıyla “Eşhedü en la ilahe illallah” Rabbimizin bize şahitlik davetidir: Gelin birlikte söyleyelim. Ezanımızı dinlerken işte bu şekilde söyleyin onu, siz birlikte söylüyorsunuz. Kaçırmayın, bu fırsatı kaçırmayın. Dolayısıyla, bu bazı inanan kulları için bit talimdir, talim yaptırmaktır. Bazı inanan kulları için ise “gel birlikte söyleyelim” anıdır, Al’i İmran 18. ayet gereği. İnşaAllah bu ayete bakın. Bazı inananlar için ise kuvvetli bir uyarıdır: “Gerçek var olan Allah’tır, öğren ve şahit ol ki seninle de birlikte söyleyelim” uyarısıdır. Haydi, seninle birlikte söyleyelim, dalma, esası kaçırma, menfaatini gör. Öğren ve şahit ol uyarısıdır.
Lütfen beni bağışlayın, şunu çok tekrar ediyor ve tekrar tekrar söylüyor konumundayım ama çok önemli, çok öncelikli, çok elzem: Dunihi algı ve zann’ları, “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası, Billahi anlamda iman yani amentü Billahi, bu üçü kavranılmadan olmaz! Olmaz, olmaz… Eşhedü en la ilahe illallah… Kalbimizde açacağımız mana için söylersek: O gerçek var olan, o gerçek var Ekber’dir, yani müstakilen VAR ve Muhtar’dır. O halde eşhedü en La ilahe illallah derken şu manayla düşünelim: Kesinlikle şahadet ederim ki Müstakilen VAR ve Muhtar olan Allah’tır, başka müstakilen var ve muhtar yoktur. Başka “müstakilen var ve muhtar” iddiası yalandır, iftiradır, batıldır, yok hükmündedir. Ezanımız sana bu gerçeği hatırlatıyor, hatta seninle birlikte söyleyerek talim ettiriyor, “ey Hakk’a talip mübarek, artık gereğini yap” diyor. Peki, gereği nedir? Gereğine en alt sıradaki gereği olan ile başlayalım. Normal yaşantıda bir insanın kimlik bilgileri şöyledir:
Fıtratı: Ahseni takvim.
Formatı: Esfele safiliyn.
Algısı: Dunihi idrak ve zann’ları.
İddiası: Müstakilen varım ve muhtarım.
Sadır elbisesi: Ğıll ve nefret.
Hâkim his: ilahlık hissiyatı.
Sadır analizi: Esfele safiliyn zann havuzu, sayılamayacak kadar heva ve heves.
Davranış tarzı: Dunihi anlamda hürriyet.
Kimlik takdimi: Kendi adına “BEN” demek.
İşte insanın kimlik bilgileri! En alt yapılması gereken şey buradan başlar. Rasulullah (SAV) Efendimiz’e tabi olmuş ve “amentü billahi” demiş bir kişide bu kimlik bilgileri olmamalıdır. Talip kişi bir an önce bu kimliğini değiştirmeli, gereğini yapmalıdır: Değiştirmeli ve bu değişimi de kazanmalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları