Mustafa Yılmaz Dündar

Edep Ya Hu – 198

Mustafa Yılmaz Dündar

Hakk yolda bir kazanılmış değişimi yöneten şey “RIZA YOLU”dur. Ahsen-i Takviym insan Esfele Safiliyn hale reddedilmeden önce onun kalıbı “RAZI ve TESLİM”di, ancak o bunun bilincinde değildi. A’raf Sȗresi 172. Ayetten öğreniyoruz ki insanın kalıbı o TESLİMİYET ve RIZA sebebiyle, Rabbi başlangıçtaki Ahsen-i Takviym yapıya “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorduğunda, Ahseni Takviym insan o temizlikle “evet, bilfiil şahidiz ki Rabbimizsin” dedi. Ama gerekli bilinç onda yoktu… Ahiretteki cennet ikramı için, Halifetullah vasıflı insanın, aynı manada ancak o mananın bilincini kazanmış olarak “Allahümme Ente Rabbi” demesi gerekmektedir. Bu sesleniş bu sebeple çok değerlidir.

“Her şey Allah’tandır ve ben kaderimden razıyım” diyen talib, “RIZA LOKMALARI”nı sindirdikçe yeni hissiyatlara doğru açılır ve “Kader Manası” içerisinde Allah ile birlikteliğini görerek bu kez “her şey Allah ile ve ben kader içerisinde RAZI bir kulum” der. Ve bu yüksek idrakın kendine has bir hayat tarzı vardır ki onu aynı hayat tarzında olan veya daha ileri olanlar ancak anlayabilir. Talibin ilerlemesi dilenmişse onun hayat tarzından “Kader Manası” razı olur. Kulun razılığıyla “Kader Manası”nın razılığı tek razılık oluşturunca talib “Kader Manası” içerisinde “Allah ile birlikte” hissiyatından sıyrılır ve yalnızca “İLLA BİLLÂH” dediği bir hayat tarzına ulaşır. Ve bu kuldan Allah’ın da RAZI olmasıyla yeni bir hayat da başlamış olur. Allah’ın rızasının olması, kulun dünya hayatı sürecinde bazı tercih ve fiillerinden Allah’ın hoşnut ve razılığı ile talibin ilerleme sürecinde bir mertebe olan ve Allah’ın o kula yeni bir hayat tarzı ikram ettiği razılığı farklı durumlardır. Her üç hal de kulun Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni değerlendirişi şekliyle alakalıdır. Kulun kendi razılık mertebeleri de yine o kulun Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’yle alakalıdır. Görülüyor ki: “Kader Manası” içerisinde, “Kader Matriksi” içerisinde ve “Yaşanabilir Hayat Normları” içerisinde akışa ışık tutan, kulların Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkilerini değerlendiriş şekilleridir. Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni ortadan kaldıran bakış açıları, kader konusunu açıklayabilmeyi, anlatabilmeyi ve amellendirebilmeyi başaramayabilirler. “Bir kul yaratıldı ya başına neler gelir çaresizin, görün bakın. En iyisi boynunu bük de az yıpran” manasına gelen sonuçlar asla doğru değildir. Kader bir matematiktir, bir hedefi, amacı vardır ve “canlı bir mekanizma”dır. Allah’ın yarattığı bütün mekanizmalar canlıdır ve kendisini bilirler. İnsanoğlu dünya hayatı içerisinde kendisine gereken mekanizmalar yapar ve bunlar insanın canlılık tanımına göre cansızdırlar, kendilerini bilmezler yani kendisine kendi hissiyatı ile “ben” diyemezler. İnsanoğlu yapay zekâ çalışmalarıyla başladığı bu serüvende işte bu noksanlığı kendince kaldırmayı hedeflemektedir.

Allah’ın rızasının sonucudur ki Allah’ın “insan” dileği suret bulmuştur. Allah’ın rızasının olmadığı bir şey meydana gelemez, rızasının olmasıyla “yaratılacak şeyin hükmü” gelir. Halifetullah vasıflı insanın Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ne sahip olması, bu yetkiyle bir kısım insanların batıl yolu tercih etmeleri ve bir kısım insanın da Hakk yolu tercih etmesi hep Allah’ın “rızası” sonucudur, bütün bunlar Allah’ın “rızası” olmadan gerçekleşmez. Ancak, Rabbimiz Kur’an’da açıklamıştır ki bazı insanların Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’yle batıl yolu tercih etmelerinden “hoşnut” değildir, bu sebeple bu insanlardan “razı” değildir. “Rıza” ile “Razı”lığın farkı anlaşıldı mı?

“Allah’ın rızası sonucu olması”nı farklı değerlendirince kader anlayışı da farklı olur. Allah batıl yolu seçenleri “iftiracı, yalancı, nankör, mütekebbirler” olarak tanımlamıştır, onlara “yaratılanların en şerlileri” demiştir. Halifetullah vasıflı insanın, Allah’ın rızası sonucu sürdürdüğü dünya hayatı içerisinde bazı tercihlerinden Allah “razı” olur. Ancak “Kazanılmış Değişim” sürecinde öyle bir müdahale durumu vardır ki geri dönülmez yaşantılara sebep olur. “Kazanılmış Değişim”lerini batıl yolda tamamlayabilmek için üstün gayret gösteren bazı insanlar, Allah ve Hakk yol ile didişmelerinde öyle bir inat ve nefret sergilerler ki bu insanların kalplerini Allah mühürler. Bu insanlar için artık geri dönme şansı kalmamıştır. “Kazanılmış Değişim”lerini Hakk yolda gerçekleştirmek için inatla ve sevgiyle gayret eden bazı insanlar “Kader Matriksi”yle bütünleşme adına öyle bir rıza ve teslimiyet oluştururlar ki bu insanların arzuladıkları değişim için Allah tam bir müdahale ile o insanın Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni aracısız kendisine bağlar. Bu durum “Allah’ın razı olması” olarak tanımlanır ve o kul için geri dönüşsüz bir ikram sunulmuş olur. Artık bu kuldaki kula ait vasıflar bir “iz” olarak görülür.

Bir hadisten öğreniyoruz ki Rasulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Bir insan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse de öyle dirilir.”

Yani bir insan dünya hayatı sürecinde Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni nasıl kullanmışsa, bu kullanımların bileşkesi “Kader Matriksi”nde nasıl bir ölüm şekline denk düşüyorsa, o kişi o tanıma göre ölümü tadar. Başka bir deyişle, bir insan dünya hayatı süresince gerçekleştirdiği “Kazanılmış Değişim” tanımına uygun olarak ölümü tadar. “Kazanılmış Değişim”ini Hakk yolda gerçekleştirmeye talib olanlar bu sebepten dolayı şöyle bir dua ederler:

“Eşhedü en la ilahe illallahul ehadüs samedüllezi lem yelid ve lem yüled ve lem yekün lehü küfüven ehad. Ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu. Ala hazihiş şehadeti nahya, ve aleyha nemütü ve aleyha nübasü inşaAllah (âmin): Bir şehadet yaptık ve diyoruz ki “Allahım işte bu şehadet üzere beni yaşat, bu şehadet üzere bana ölümü tattır ve beni bu şehadet üzere yeniden dirilt, Ya Rabbi (âmin).”

Her nefs kendine has bir karakterdir ve her nefs kendine has bir detayda “Kazanılmış Değişim” oluşturur. Bu da demektir ki, ince ayrıntılarda da olsa her nefs için ölümü tatmanın bir ayrı tanımı vardır. Ancak ana başlıklar olarak nefslerin ölümü tatma biçimleri üç başlıkta gerçekleşir. Vakıa Sȗresi 86-96. Ayetler bunu anlatır. Bütün bunlarla beraber bu konuda bir de hadis vardır.

Ebu Hureyre (r.a.) rivayet etmektedir; “Rasulullah (SAV) Efendimiz buyurmuştur ki: “Ölen bir kimse yoktur ki pişman olmasın. Eğer hayr işler yapmışsa, fazla yapmadığına; günahkâr ise, tövbe etmediğine pişman olur.”

Casiye Sȗresi 21: “Yoksa seyyie kazananlar, kendilerini iman edip salih amel işleyenler gibi kılacağımızı (hayatlarında ve ölümlerinde bir tutacağımızı) mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar.”

“Kazanılmış Değişim”ini Hakk yolda gerçekleştirmiş ve Allah da o kuldan razı olmuş nefsler için müjde ise Fecr Sȗresi 27-30. Ayetlerde inananlara gelmiştir: “Ey o Nefsi Mutmainne! Radiye olarak Mardiyye olarak Rabbine rücu et, kullarımın içine dâhil ol, cennetime dâhil ol.”

“Kazanılmış Değişim”i Hakk yolda gerçekleştirmeyi tercih etmiş olan halifetullah vasıflı insan yol kat ettikçe, Allah’a şükrünü, Allah’tan razı halini bir ifade ile gösterme arzusu duyar ve bu arzusu o talibi Allah’a secdeye sevk eder. Talibin bu secdesi meleklerin secdesinden bile çok farklıdır. İşte talibin Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanarak razılığını ifade tarzı olan bu secdesi, “Kazanılmış bir Değişim”dir. “Allah’ın emrine boyun eğmeliyiz, bu sebepten secde etmeliyiz” de Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi kullanılarak yapılan bir secdedir, ancak “Kazanılmış Değişim”e uğrama sonucu değildir. Bu yüzden de öyle secdenin birçok tarifi vardır. Secde edenlerin secdelerinden tatmin olamayışları sonucu “şöyle davranın” manasında birçok şart oluşturulmuştur. Ancak “razı” haldeki talibin secde arzusunun tarifi ve şartları yoktur; talibin razılığının tabiatı gereği şekillenir…

Yazarın Diğer Yazıları