Bazı ayetlerde görürsünüz “durr” tabiri geçer. Durr; zarar, hastalık, sıkıntı gibi manalara gelir. İnsanlara durr verilmesi, bir sıkıntı, bir hastalık, bir zarar gibi olayları içerir. İnsan böyle bir “durr”la karşılaştığı zaman onun davranışları mütekebbir haliyle çok ilişkilidir, çok dikkat etmesi gerekir. Durr, insan için çok önemli olan bir sınav demektir, o halle ilgili çok önemli bir sınav, bir fitne içerir.
Bir durr’la karşılaştığında insan ne yapmalı? Öncelikle şu: Kişi normal rahat halini didiklemeli ve oralardaki yanlışını bulmalı. Mutlaka bulmalı. Hatta “ben yanlış bir şey yapmıyorum” deseniz bile bunu böyle yapın, bir yanlış bulamıyor olsanız bile… Ve bu didiklemenin peşine mutlaka; “Allahım rahat durumumdaki haddi aşmalarımı bağışla, bana merhamet et” diye tövbe etmeliyiz, af dilemeli, bağışlanma istemeliyiz. Sonsuz hayatın reçetesi budur! Dünya hayatıyla ilgili sıkıntılarınıza birçok reçete bulabilirsiniz. Zarar etmişsinizdir, bir yerden alır onu kapatırsınız, sıkıntınızı bir şekilde giderirsiniz ve tekrar rahata çıkabilirsiniz. Ama sonsuz hayatınızı kurtarmak, sizin için “durr” olan o halin size lütuf olmasını istiyorsanız, o halin sizin rahat zamanınızdaki haddi aşmanızla ilgili olduğunu bilip tövbe etmelisiniz, mutlaka: “Allahım rahat zamanımda bilerek veya bilmeyerek nasıl haddi aşmışsam, sana karşı nasıl şımarmışsam, seni nasıl yok farz etmişsem beni bağışla Allahım, bana merhamet ediver.” Bu, sizin sonsuz hayatınız için bir reçetedir, bir ilaçtır… Bu duayı yaptığınızda o durr, o sıkıntı sizin için büyük lütuf haline gelir. Ve bu tövbeniz yani zorda olanın tövbesi, yalvarması çok önemlidir, çok makbuldür. Bu yüzden, “durr” olan o şey sizin için büyük bir nimettir ve sizi özellikle mütekebbirlikten kurtarır, korur, sıyırır.
Durr yani sıkıntı insana verilir. O durumda yani bir durr, bir sıkıntı halinde mümin olarak nasıl idrakta olmamız gerektiğini Rabbimiz bize Bakara 156, 157. ayetlerde öğretiyor: “Onlar ki, kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman “inna lillahi ve inna ileyhi raciun” derler. İşte bunlar üzerine Rablerinden salâvat ve bir rahmet vardır ve işte bunlardır hidayet bulanların ta kendileri.”
Allah vaad ediyorsa “olur mu?” diyemeyiz, O vaat ediyor. Eğer bir musibetle karşılaşır ve o zaman “inna lillahi ve inna ileyhi raciun” derlerse, işte bunlar üzerine Rablerinden salâvat ve bir rahmet vardır ve işte bunlardır hidayet bulanların ta kendileri. O durr hali şimdi size bir lütuf, bir hediye oldu mu? Müthiş bir ikram, Rabbin öğretiyor bunu. Dolayısıyla böyle bir zamanda inna lillahi ve inna ileyhi raciun; yani “muhakkak ki biz Allah’ınız, Allah’a aidiz, Allah içiniz, bu olanlar Allah’tan ve dönüşümüz O’nadır” mealini içeren “inna lillahi ve inna ileyhi raciun” zikrini çok yaparsa kişi çok isabetli bir davranışa girmiş ve ayetin önerisine uymuş olur. Allahım dediğini yaptım; Allahım semi’na ve eta’na (işittik ve uyduk) ya Rabbi, veriver mükâfatını. Çünkü ayetler hep böyle diyor: Korkut. Kul korktuysa o zaman da müjdele. Korktuysa müjdele ki umutlansın. Korkutmak sonuna kadar değil, hep korksun diye değil, tedbir için. “Semi’na ve eta’na (işittik ve uyduk)” deyip gereğini yapıyorsa “müjdele.” diye ikram geliyor. Bakın ayet müjdeliyor; “onlara rablerinden bir rahmet vardır, onlar hidayet bulanların ta kendileridir. Bunları yaptıktan sonra yapacağın şey ne peki? Beklemek. Allahım, söyledim yaptım, hükmünü bekliyorum.
O durr, o sıkıntı kalktığında ne olacak? Yine ayetle uyarılıyoruz, insanların dünyada yaşayan formatlarının Sahibi bizi özelikle uyarıyor bakın. Kişiden durr kalkar, sıkıntısı kalkar, onu zorda bırakan şey neyse o kalkar ve bakın ne olur:
Zümer Sûresi 49: “İnsana bir durr dokunduğunda bizi çağırır. Sonra ona bizden bir nimet lütfettiğimizde “o bana ancak bir ilim üzere verilmiştir” der. Hayır, o nimet bir fitnedir/mekrdir. Fakat onların ekseriyeti bilmezler.”
Kula bir durr dokunursa mahzunlaşır ve bizi çağırır, ister diyor. Ona bu “durr”unu keşfederiz, yok eder kaldırırız, o zaman da başlar; “halletmek için az mı uğraştık, şu kişi olmasa bu işi başaramazdık, nasıl da üstesinden geldik” demeye. Televizyonlarda çok dinliyoruz, durr’dan kurtulmuş kişilerin bu konuda söylediklerini, nasıl hallettiklerini yazan romanları, “yüksek moral ve enerjiyle başardım” cümlelerini görüp duyuyoruz. Oysa ayet; “bütün bu nimetler onun için bir tuzağa dönüştü, lütuf değil de mekr oldu. Ama insanların çoğu bunun farkında değil, bu onun için bir imtihan” buyuruyor.
Daha önce “imtihan”dan, “sınav”dan bahsetmiştik, kısaca hatırlatalım. İmtihan Kur’an’da sık geçer ve biz inananlar için çok önemlidir. “İmtihan” veya “Allah sizi deniyor, sınıyor” gibi ifadeleri mutlaka doğru anlamamız gerekiyor. Ayetlerdeki bu ifadeler, “Allah sizin ne yapacağınızı siz onu yaptıktan sonra, yani sizi sınadıktan sonra öğrenecek” anlamında değildir. Normal hayatta imtihanın manası böyledir ama Kur’an’da mana bu değil, böyle değil. Unutmayalım; Kur’an Arapçadır, Arap harfleriyledir ama manası Rabca’dır. Ayetlerdeki kelimeler günlük dildeki kelimeler ama manaları Rabca’dır, bu yüzden Rabca’yı öğrenmek gerekiyor… Kur’an’da bahsedilen “imtihan/sınav” senin ne olduğunu öğrenmen içindir, yani kulun kendisine, kendi haline şahitliği içindir. İmtihanın sonucu senin içindir, halini görüp “ben bu halimi düzeltmeliyim” noktasına gelmen içindir. Aksi halde sen bir işi yapacaksın, sonra Allah bakacak ve “demek sen böyleydin ha” diyecek değil. Sakın böyle yanlış anlamayın. Çünkü Allah’a noksan bir vasıf yüklemiş olursunuz; muhafaza buyur Allahım.
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04