Salâtta kalbi ihbat ettirmek önemlidir. Bunun için ilk yapacağınız şey Fatiha Sûresi 6. ve 7. ayetlere dikkat etmek, orada takliden de olsa kalbi ihbat ettirip titretmektir: “İhdinas sıratal müstakıym, sırat elleziyne en’amte aleyhim, ğayril mağdubi aleyhim ve laddaalliyn.” Bu ayetlerde siz bir duadasınız, duanın ne istediğinizi söylediğiniz önemli bir yerindesiniz… Fatiha ile ilgili hadislerde Allah buyurur: “Ben Fatiha’yı kulumla paylaştım.” Fatiha’da “iyyake na’budu” dediğiniz yere kadarki kısım Allah’a, devamı ise kuluna, Kul Formu’na aittir. Ancak şöyle bir hata yapmayın, Fatiha’dan perdelenirsiniz. Önce “iyyaKE na’budu”ye kadar olan kısmın ne olduğunu derinlemesine anlamaya, öğrenmeye ve onu yaşamaya çalışırsanız yapamazsınız. Kişi onu hemen yapamaz, çünkü onun işi değil. Bu hadisten bunu da anlarız: senin ilk yapacağın iş sana ait yerin hakkını vermektir. “Kulumla paylaştım” dediği yeri halletmeden üst kısmı yapamazsın. “Kulumla paylaştım” dediği yeri halledersen, idrakın oranın pozisyonuna geleceği için anlarsın. İdrakın oranın pozisyonuna gelmeden orayı anlamaya çalışır, oranın tefekkürüne çok yoğunlaşırsan başaramazsın, yanlış olur. “Güzel bir iş”le meşgul olursun ama ücret alamazsın, yani idrakın ilerlemez. Ama sen, sana ait olan yerde idrakını muhbit idrak yani kalbini Allah’a ihbat eden idrak haline getirdiğin zaman senin idrak pozisyonun üst kısma uygun olur, kendiliğinden orayı anlamaya, yaşamaya başlarsın. Bu yüzden salâtta Fatiha okurken çok özen göstermek lazım. Fatiha’nın bittiğini “âmin” dediğinde fark eden kaybeder. Fatiha’nın çok önemli bir dua olduğunu bilmek ve şimdi söyleyeceğimiz şeylere de öncelikle dikkat etmek lazım, ilk onlara dikkat etmek lazım.
“İhdinas sıratal müstakıym, sırat elleziyne en’amte aleyhim” diyoruz ya, burada bir istek var. Allah’tan, indinde doğru olan yolu istiyorsunuz. Allahım, senin indinde doğru, sabit yol neyse, senin söylediğin yol neyse onu isterim ki sen onu birilerine verdin. İn’amda bulundukların (verdiklerin) var, ben de onlara verdiğin gibi isterim. İşte bu kısım umut içermeli. Burası salâtta umudun antrenmanını yapacağınız en önemli yerdir. Burayı mutlaka umutlanarak okumalısınız, onu size mutlaka verecek umuduyla. Bu umudu ne kadar yüksek tutarsanız o kadar kazanırsınız. Ama “ğayril mağdubi aleyhim ve leddaallîn”e gelince, onu derken de bu umudun yüksekliği gibi bir korku yaşamalısınız: “Aman Allahım, doğruyu öğrendim sanıp sapanlardan ve sana nankör olanlardan yapma beni, bana öyle bir rol verme” derken o korkuyu yaşamalısınız. O korkunun peşine de sığınışla, Allah’a yaslanarak “âmîn” demelisiniz.
Hac Sûresi 54. ayet: “Ve bir de kendilerine ilim verilenler, onun (ayetlerin) Rabbinden Hakk olduğunu bilsinler de O’na iman etsinler ve O’na kalbleri ihbat etsin. Muhakkak ki Allah iman etmiş kimseleri sıratı müstakıyme hidayet eder.”
Ayette “ilim verilenler” geçiyor. “Kendilerine ilim verilenler” diye kime deniyor acaba? İlim verilmesi nedir, nereden başlar? Bunu bilmezsek, örneğin siz, “benim öyle bir ilmim yok ki” der bırakırsınız, bu ayeti ötelersiniz. Lütfen dikkat edin, eğer bir kişi “mütekebbir”in tanımını öğrendi ve “ben mütekebbir olmak istemiyorum” dediyse o an o kişi ilim verilenler sınıfına girmiş demektir. Çünkü açıkladığımız manada “ben mütekebbir olmak istemiyorum” cümlesini ancak kendisine ilim verilenler söyler, o halden kurtulma mücadelesine ancak onlar girer. Demek ki bu ayet onları kapsıyor. Ayete böye bakalım: Allaha karşı mütekebbir olmak istemeyenler, yani Enbiya Sûresi 29’daki gibi “Allah’ın dûnunda ben de varım ve muhtarım” demeyenler, ayetlerin Rabbinden gelen Hakk olduğunu bilsinler de ona iman etsinler ve ona kalbleri ihbat etsin. Muhakkak ki, Allah iman etmiş kişileri sıratı müstakime hidayet eder.
İhbatı, ihbatın kalble ilişkisini ve kalbin ihbat etmesini biraz daha inceleyelim. İhbatın normal hayattaki manası boşa gitmek, değerini kaybetmek, boşa çıkarmak, silip yok etmek demektir; bu anlamlara gelen “habt” kökünden türemiştir. Kur’an meallerinde ihbatın bu manaya yönelik anlamına tam rastlayamazsınız maalesef. İhbat çok iyi anlaşılmış kelimelerden olmadığı için “huşu edenler” gibi kelimelerle meallendirilmiştir. Ama ihbat bir makamdır, az önce anlattığımız halin adıdır. O makamdakilerin, yani kalbleri ihbat eden muhbitlerin özellikleri vardır. Onları harmanladığınızda sizde ihbat edenin hali gözükür. Bir insanı tarif ederken onun özelliklerini söylersiniz ve kişi onun tüm özelliklerini dinler sonra o özellikleri harman eder, sonra da o kişi hakkında bir önermede bulunur. Şimdi söyleyeceklerimden çıkacak önerme size ihbatı, muhbiti anlatacak.
İhbat nedir, muhbitin (ihbat ehlinin) özellikleri nelerdir? “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiası söz konusu bile olmayan bir imanı vardır, imanında “ben de varım, muhtarım” iddiası söz konusu değildir ve bu imana uygun amellerle meşguldür. Demek ki muhbit olan bu imanın dışında önemli bir şey daha başarmış. Bir düşman ilan edilmiş ve savaş halindeyiz diyelim. Birisi çıkıyor, “ben onları düşman kabul ettim” diyor. Onun bu ilanı önemli. Ama birisi var ki hem “onları düşman kabul ettim” diyor, hem de gidip düşmanla savaşıyor, düşmanı yok ediyor. Düşman ilan etmenin ötesine geçip onu boşa düşürüyor. İşte muhbit “ben müstakilen varım ve muhtarım” iddiası ile savaşandır, onu boşa çıkarandır, silip yok edendir, o iddiayı boşa düşüren kişidir.
Muhbit olanların “haşyet”te, “havf ve reca”da, “vecel”deki hali nasıldır? Onlar Havf ve Reca’da korku ve umudu yükseltmiş ve dengelemiş; Vecel’de korku ve saygıyı yükseltmiş ve dengelemiş; Haşyet’te Allah ilmini ve huşuyu yükseltip dengelemişlerdir, başarabildiklerince. Yükseltmiş ifadesi “işi bitirmiş” manasında değildir. Hep yükseltmeye çalıştığı, sürekli yükselttiği ve yükseltirken dengelediği anlamındadır. Bir hal ki bu özelliklerin tümüyle yoğrulmuş. Bu hal ile Rabbine yönelmişse, Rabbine yönelirken ihbat edene ait bu saydıklarımızla yoğrularak yönelmiş de boyun bükmüşse bu müthiş bir şeydir. Bu kul bir iddiayı yok etmiş, Allah’a boyun eğmiş. O iddiaya dönmüş onu yok etmiş, Rabbine dönüp O’na boyun eğmiş. İhbat sahibi (Rabbine ihbat eden) demek, kalbi ihbat etmiş demektir ki bu kişi tanrıyı (tanrılığı, o iddiayı) boşa düşürmüştür. O tanrılar âlemine göre bir cengâverdir ama Rabbine boyun eğmiştir. Bu boyun eğiş Mütekebbir’in boyun eğmesi olan bir mütevazilik değildir. Yukarıda saydığımız şartlarla boyun eğmiş, teslim olmuş “eslemtü li rabbil alemiyn; âlemlerin Rabbi Allah’a teslimim” demiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04