Kur’an ayetlerinin bir kısmı kesret şartlarına uygun dil ile bir kısmı da ulûhiyet şartlarına uygun dil ile anlatılır. Kur’an bunu fark etmemiz için uyarıda bulunur, bu konuda ciddi uyarıların olduğu ayetler vardır. Yeri gelince onlara da bakacağız inşaAllah. Bu fark edilmezse ne olur bakın: Bir kişi bir ayet için bir tefsirde daha önceki yorumlarından farklı bir cümle okur ve “aslında bu ayetin tefsiri öyle değil böyleymiş” der. Şimdi size bu yaklaşımı anlamak üzere iki önerme söyleyeceğim. İlk önerme şu: İnsan günah işlediği için cehenneme gider. Diğeri ise; insan cehennemlik dilendiği için günah işler. Bu iki bakış açısının ikisi de çok rastladığınız cümlelerdir ama daha çok duyulanı ilk cümledir: Bir insan günah işlediği için cehenneme gider. Bu cümleyi duymuş bir kişi bir tefsirde veya bir yazıda bakıyor ki “bir insan cehennemlik dilendiği için günah işler” yazılmış. Bunu okuyunca “öyle bilmiyorduk, demek ki böyleymiş” diyor. Buraya döneceğiz ama şimdi cümleyi bir de cennetle ilgili kuralım: Bir insan Allah’ın rızasına uygun yaşadığı için cennete gider. İkinci cümle; bir insan cennetlik dilendiği için Allah’ın rızasına uygun yaşar. Kur’an’da buna benzer cümleler geçer, ayetler bu düzen üzeredir. Bunu özellikle vurguluyoruz, çünkü bu konu fuad için çok önemlidir, çünkü fuad marifeti böyle bulur. Bu yüzden, söyleyeceğim şey “marifetin dönüm noktası”nı oluşturur.
Dönelim önermelerimize. O iki önermeyi oluşturan cümlelerle ilgili yapılan yanlış şudur: Kişi bu iki cümleden birini kendisine daha uygun ve daha inanılır bulur. Diğer cümleyi reddetmez, “öyle söyleniyor” diye ona da kabul gösterir. Çünkü diğer cümle de bir ayet, bir hadis veya bir önemli zatın cümlesi, o yüzden onu da kabul eder, “şimdi anlamıyorum ama belki sonra anlayabilirim” der. Fakat sonuçta o önermelerden birini daha inanılır bulur, diğerini de hürmeten kabul eder. Bazen de “aslında öyle değil” der, bir yorumla işin içinden sıyrılır, öyle söylenmiş ama aslında öyle demek istenmiyor” yorumunu getirir.
Yukarıdaki iki önermenin, iki cümlenin çok farklı gibi gözükmesi, ikisine de kesret şartları içerisinde bakmaktan, öyle değerlendirmekten kaynaklanır. Kişi bu iki önermeyi değerlendirirken eline aldığı yönetmelik “Kesret Şartları Yönetmeliği” olduğu için bu cümleleri birbirine aykırı ve ters zanneder. Kesret gözlüğüyle baktığı için. Onların faklı olduklarını zannediş bu nedenledir. Oysa dikkat edin, her iki cümle tam da aynı manadadır, biri diğerinin aynısıdır. Ama nasıl? Birisi olayın “emir anı” cümlesidir, diğeri aynı olayın “fiil anı” cümlesidir. “Bir insan cehennemlik dilendiği için günah işler.” emir anının cümlesidir, emir anı için böyledir. “Bir insan günah işlediği için cehenneme gider.” ise fiil anının cümlesidir, fiil anından bakınca da böyledir. Ama ikisi de aynı olayın cümlesidir, iki cümle de tıpatıp aynıdır. Bu sebeple, Kur’an’da bu cümlelerden birisine tabi olmak ve diğeri yokmuş gibi davranmak yasaklanmıştır, buralardan doğmuş sapkın fırkalar vardır, Kaderiye ve Cebriye fırkaları böyle doğmuştur.
Lütfen dikkat edin, emir anı cümleleri iman içindir, fiil anı cümleleri ise amel içindir ve ikisi beraberdir, yani biri “amenû” diğeri “amilus salihati”dir. Örnek verdiğimiz cümlelere şimdi bu pencereden bakalım: “Bir insan günah işlediği için cehenneme gider” cümlesi amel içindir, “bir insan cehennemlik dilendiği için günah işler” cümlesi ise iman içindir, buna iman edilir, diğeriyle amel edilir. Ama sonuçta “Amenû ve amilus salihati” nasıl beraber ise, bu iki mana da beraberdir, biri diğerinden ayrı değildir.
Bu noktada bir uyarıda bulunmak yerinde olacaktır: Bizim için iman da fiil de ayetlere dayanmalıdır. İman da ayete dayanmalı, fiil de. Ayet ve hadisleri bırakıp beşeri tanımlarla “iman” veya “amel” üretmek çok sakıncalıdır, yanlıştır, Batıl Fırka’lara sebep olur.
“Bir insan günah işlediği için cehenneme gider” ve “bir insan cehennemlik dilendiği için günah işler” cümlelerini tek cümle olarak anlamalıyız. Öyle iman etmemiz ve ona göre davranış geliştirmemiz gerekiyor. Fuadı sabitleyeceğimiz nokta işte budur. Her iki cümleyi öyle anlayacağız ki iki ayrı cümle değil tek cümle gibi olacak: Noktalı virgülle ayrılan, iki cümle gibi görünen tek cümle. Önce emir verildiği için emir cümlesiyle başlayalım: Bir insan cehennemlik dilendiği için günah işler; bu insan günah işlediği için cehenneme gider.
Yaptığımız bu antrenman başlangıç içindi. Sonra bu iki cümle üst üste getirilip çakıştırılmalıdır. Aslında fuadın başarması gereken budur. İki cümle çakıştırılmalıdır ki fuad çakıştırarak okumayı öğrensin. O zaman o Kur’an’ı OKUyabilir.
Bu kapsamda, kesret ve ulûhiyet şartlarındaki bazı ayetleri çakıştırarak okumayı örnekleriyle göreceğiz inşaAllah. Ve siz bunu yaptığınızda bir şeyi başarmış olacaksınız: Evvel, Ahir, Zahir ve Batın’ı birleştirip, çakıştırıp tek yapmayı! İşte o zaman bunu başarmış olursunuz. “Tek görüntü” ancak çakıştırdığınız zaman çıkar. Ne gibi? Çok benzemese de anlamak için faydası olacak bir şeye benzetelim. Bir ışık tayfında, prizmada baktığınız zaman mor ötesi ve kızıl ötesi ışıklar yayılır. Biz onları gökkuşağında görürüz. Onları ayrı ışıklar gibi görmek var, bir de tek ışık yapıp beyaz ışık gibi görmek var. Kur’an cümlelerini öyle tek ışık yapıp beyaz ışık gibi görmek lazım. Kişi Vahidiyet’i o zaman kavrar ve bir anda sıçrar, bir anda…
Bu doğrultuda şu iki ayete dikkat edin lütfen: İnsan Sûresi 29 ve İnsan Sûresi 30. Eğer kişi bu iki ayeti okuduğunda İnsan-29’a fazla bağlanır da İnsan-30’u ihmal ederse yanlış yapar. İnsan-30’a daha fazla bağlanır da İnsan-29’u ihmal ederse yine yanlış olur. Doğru yaklaşım, iki ayrı ayetin ikisini de kabul etmekle başlar ki bu başlangıç içindir. Hedef ikisini birleştirmektir, çakıştırmaktır. Kim ikisini tek bir ayet gibi anlarsa o başarır…
“Muhakkak ki bu bir tezkiredir (öğüttür), dileyen Rabbine bir yol edinir. (İnsan-29)” Bu ayet bir amel cümlesidir. “Dileyen yok, ancak Allah diler. Muhakkak ki Allah Aliymen Hakiyma’dır. İnsan-30)” Bu ayet ise iman cümlesidir ve her iki ayetin meallerinin daha ileri manaları da mevcuttur. Ancak İnsan-30’daki manayı en azından şöyle anlamak lazım: Bir kulda var görünen zann, yani kuldaki “ben” diyen ve var görünen zann, “diledim” diyerek bir olaya sahip çıkmadan önce onu Allah dilemiştir. Bu anlatımı kulun işi anlaması için başlangıçtır, İnsan-30’u ve kaderi biraz anlayabilmesi için bir başlangıç anlatımıdır, son değildir, daha ileri cümlelere taşınacak bir başlangıçtır. Bu başlangıç manayı şimdi tekrar edelim: Var görünen zann, yani “ben” diyen zann bir olaya “diledim” diyerek sahip çıkmadan önce o olayı Allah dilemiştir.
Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için hem de tefekkür edebilelim diye şuna da dikkat edelim: İnsan-29’da “dileyen Rabbine bir yol tutar” diyor. Rabbine! Hemen bir sonraki ayette, İnsan-30’da ise “ancak Allah diler!” buyuruyor. Dikkat edin; 29. ayette “Rabbine bir yol tutar, Rabbine yönelir” dedi, yani “RAB” kelimesi geçti. İnsan-30 ayeti “dileyen Rabbidir” demiyor, “dileyen Allah’tır” diyor. Bu nüansı inşaAllah araştırır, tefekkür ederseniz olaya daha yaklaşan sonuçlar elde edersiniz. Bu ayetlerdeki “Rabbine yönelir” ve “dileyen Allah’tır” ifadelerini çakıştırıp tek bir ışık yaparak fuadın sonuca varması ve ona göre fiil üretmesi, Rabbimizin hepimize lutfettiği bir hal olur inşaAllah.
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04