Önceki yazımızda çorabı örnek göstermiş, çorabın düzgün hali ile Ahseni Takviym’i, tersi ile Esfele Safiliyn hali anlatmaya çalışmıştık. Ahseni takviym yapı dünyaya gelmekle ters çevrildi; çorabı ters çevirdik, dışını içeri aldık, içini dışarı çıkardık; o esfele safiliyn oldu. Aynı çorap, aynı dokuma ama onun istenmeyen yüzü esfele safiliyn oluyordu. İşte insan dünyaya geldiğinde kendini içinde bulduğu bu esfele safiliyn hale “BEN” diyor, kendini bunun içinde buluyor, kendini böyle hissediyor. Çorabın ters çevrilmiş haline sahip çıktığı bu yaşantıdan kurtulabilmesi için, nefs-i levvameyi doğru manasıyla ki bizim açıkladığımız Biiznillah öyledir, anlayıp, nefs-i levvameye girmesi gerekiyor. İnatla bu ters pozisyonda yaşamayı sürdürenin yaptıkları bir şeyi değiştirmez, çünkü hala yapısı ters, çorap hala ters. Etiket değişebilir ama çorabın tersiyle yaşıyor oluşu gerçeği değişmez. Çorap terstir, yani onun hayatı, düşünceleri her şeyi terstir. Neye? Tevhide, Kur’an ve Sünnet’e. Çorabın tersiyle anlatmaya çalıştığımız bu hal Kur’an’da “asi” olarak anlatılır. Buna mukabil çorabın düzelmiş haline Hanif denir.
Önemine binaen bu asi hali tanımaya çalışıyoruz: Esfele safiliyn, asi, haddi aşmış dediğimiz bu yapıya Kur’an “çirkin” der. O size şeklen çok güzel gelse bile, siz onun fizyonomisine hayran olsanız bile bu hal çirkindir. Görüntüsü çirkin olan bu halin yaşantısı ise “necis”tir, Kur’an buna necis demiştir. Onun pozisyonunun adı da soldur. Bu vasıflarla düşünen ve yaşayana Kur’an “solcu” demiş, “ğıll” denilen Allah’tan nefretin onun kalıbına yapışık olduğunu beyan etmiştir. Esfele safiliyn yapı, ğıll taşıyan bu yapı şerrul beriyyeh (yaratılmışların en şerlisi) idi. Çünkü bu yapı Allah’a hasım olarak yaşar. Böyle ölürse onun ismi ashabı nar oluyordu. Kurtulmak zorunda olduğumuz yapı budur, nefsi bundan arındırmak gerekiyor. Ki Hakk yapıya kavuşalım.
Yaşarken idraken çorabın düzü haline gelebilen kişi “BEN” derken ahsene takviym yapıya (Hakk yapıya, çorabın düzüne) “BEN” der ki bunu gerçekleştirebilmek hepimiz için gereklidir ve bu asıl hicrettir. Kur’an-ı Kerim hicretle ulaşılan bu yapıya güzel, yaşantısına da tahir demişti. Tahir her şeyi temiz olandır; düşüncesi, davranışı her şeyi temiz. Tahir denilen hal halin pozisyonu sağ olarak, bu idrakta olanlar da sağcılar olarak tarif edilmişti. Eğer çorap kalmazsa, yani kişi vehmin yönetiminden tamamen çıkarsa o da Es-sabikûn (mukarrebûn; önde giden) oluyordu.
Bugün, çorap örneğine yeni bir bakışla devam edeceğiz, aslında çorap örneği ile hicret olayını kavramaya çalışacağız. Bu çorabın bir bileziği yani ağız kısmı var. Burası Hicret Köprüsü’dür. “A” takdimi ile söylenen asi “BEN”in diğer “BEN”e dönüşmesi için bu hicret köprüsünden geçmesi lazım, başka türlü olmaz. Şart budur; hicret köprüsünden geçecek. Çorabın bileziğinden o hayatı tamamen geçirmek lazım. Bunu yapmadığınız takdirde ne yaparsanız yapın değişmez, dünyada çorabın ters olan haline “BEN” der durursunuz. Şeytan da kişiye amellerini süslü gösterir, yani Kur’an’ın söylediği gibi o kendisini hep doğru yolda zanneder. O halini de hırsla savunur ve öyle de yaşar… Bu ters hali düzeltmenin yolu, hayatımızı bu hicret köprüsünden tamamen geçirmektir. “Size bir bilen lazım” denilen uyarı bu nokta içindir. Bilen kimdir? Çok dikkat edin lütfen, hayatınıza benzetmiş olduğum çorabın ters halini kim düzeltirse, bunu kim yapabiliyorsa “Bilen” ona denir. Çorabı tarif edene, anlatana değil. İsterse hiçbir şey anlatmasın, eğer bu ters hayatı bu bilezikten yani hicret köprüsünden kim geçiriyorsa Bilen odur. “Bir bilensiz olmaz” denilmesi, “çorabı bu bilezikten geçiren olmadan olmaz” demektir. Lütfen şunu çok önemseyin, günümüz öyle bir idrak halini yaşamaktadır ki kişi kendisini “bir bilen” yapabilir. Yazılarımızda, söyleşi ve kitapçıklarımızda hep bunu anlatmaya çalışıyoruz, hep sizin kendi çorabınızı kendinizin nasıl düzeltebileceğinizi paylaşmaya çalışıyoruz. Hep bunun yollarını, yöntemlerini tefekkür ediyoruz.
Hicret Köprüsü yani çorabın bileziği, fuaddan kalbe bir yolun olduğu yerdir. Çorabın gövdesi senin kalıbındır, senin “BEN” dediğin ise bu kalıbının uzantısıdır. Bu uzantıyı fuad yardımıyla kalb etmen gerekiyor. Çorabı kalb etmen, bir halden bir hale çevirmen yani ters yüz etmen gerekiyor. Çorabı kalb etmeni, bu kalıbı kalb etme (çevirme) işini sende yapacak olan fuaddır. Fuadın özelliklerini ve nasıl çalıştığını paylaşımlarımızda ayetlerle anlattık, bakabilirsiniz. Fuada analiz-sentez yaptırıp sonra da sonuçlarını kalbe kalb ettirip, onları da beyne emir olarak gönderip fiile dönüştürerek yeni bir kalıp çıkarmak gerekiyor, var olan ters yapıyı kalb etmek (düze çevirmek) gerekiyor. Bu ters yapıyı hicret ettirmek isteyenin bilmesi gereken çok önemli bir şey daha var. Bu ters yapının (“A” Takdim Formu “BEN”in) formatında hicretle ilgili karar ve arzu yeteneği yoktur. Yine çoraba benzetecek olursak, çorabın tersinde tersini düzüne çevirecek bir mekanizma, öyle bir yetenek yoktur. Bu işi çorabın tersiyle yapamazsınız. Çok uğraşırsınız, yaptım sanırsınız ama olmaz. Peki, bu iş nasıl olacak?
Sebe Sûresi 50: “De ki, eğer saparsam ancak kendi nefsimin aleyhine saparım, eğer doğru yolu bulursam Rabbimin bana vahyettiği şey iledir. Muhakkak ki O Semi’un Garib’dir.”
Zümer Sûresi 22: “Allah kimin sadrını İslam’a şerh etti (açtı, genişletti) ise o Rabbinden bir nur üzere değil midir? Allah’ın zikrinden kalbleri kasvetlenenlere veyl olsun. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.”
En’am Sûresi 125: “Allah kime hidayet etmek dilerse onun sadrını İslam’a açar (genişletir). Kimi de saptırmayı dilerse onun da sadrını daraltıp zorlaştırır ki, o sanki semada yükseliyor gibidir. Böylece, Allah iman etmeyenler üzerine pislik, azab çökertir.”
Ayetler bize diyor ki, bu iş için (bu hicretin gerçekleşmesi için) ayrıca bir müdahale gerekiyor, “A” Takdim Formu “BEN”den, yani o asi yapıdan kurtulmak için Allah’tan bir müdahale gerekiyor, ancak böyle… Hal böyle olunca hemen duaya sarılıyoruz:
Allahım senden korkuyoruz, senden sakınıyor ve sana sığınıyoruz. Allahım hoşnutsuzluğundan rızana, cezalandırmandan bağışlamana, gazabından rahmetine, Senden Sana sığınırım. Senin Kendine olan senân gibi senâ etmekten aczimi itiraf ederim. Ey kalbleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sabitle. Allahım, senden kalbimi ebeden marifet nurunla diriltmeni dilerim. Rabbimiz, bizi ve imanda bizden öne geçmiş kardeşlerimizi mağfiret et. Kalplerimizde, iman etmiş olanlar için bir ğıll (nefret) oluşturma. Rabbimiz muhakkak ki SEN Raufün Rahıym’sin. Allahım, senden kalbimi ebeden marifet nurunla diriltmeni dilerim (Âmin).
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04