Bu yazımızda, Kur’an’ın öğrettiği çok önemli bir başka kelimeyle yolumuza devam edelim: İHBAT.
Kur’an bize kalbi ihbat eden muhbitler’i, Rabbine ihbat edenleri öğretir. Hem öğretir, hem de onları müjdeler: “Sizin ilahınız İlahun Vahid’dir, o halde O’na teslim olun. Muhbitleri müjdele! Onlar ki, Allah zikredildiğinde kalbleri korkudan titrer. Onlar, kendilerine isabet eden üzerine sabreden ve salâtı ikame edendirler ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden de infak ederler.” (Hac; 34, 35).
Allah muhbitleri müjdeliyor, onları müjdeleyin diyor. Çünkü onlar korktular! Korku ve korunma işini hallettiler, şimdi müjdeleniyorlar; “müjdeleyin muhbitleri” deniyor. Onların; Allah zikredildiğinde kalbleri korkudan titrer. Onlar kendilerine isabet edenler üzerine sabrederler, salâtı ikame ederler ve kendilerine rızk olarak verilenlerden infak ederler.
“Allah zikredildiğinde kalbleri korkudan titrer” ne demektir? “Kalbleri korkudan titrer” ifadesindeki korku “vecel” kelimesiyle anlatılıyor, havf ve haşyet değil. Buradaki korku VECEL olarak tarif ediliyor. İleride korku ifade eden kelimeleri tek başına bir konu olarak detaylı inceleriz, İnşaAllah şimdi anlatacaklarımız ona bir temel oluşturur.
Biliyorsunuz daha önce “haşyetullah” ve “havf” tanımlarını ele aldık. Ancak “vecel” farklı bir korku. Saygı içeren, yüksek saygıdan kaynaklanan korku Vecel’dir. Havf ve Reca’daki havfı gördük, o korkuyu sadrın İslam nuruyla onarılışını anlatırken gördük. Sadece Sadr’da değil, Kalb’de Fuad’da ve Lüb’de de “havf ve reca, korku ve umut” birlikteliğini ve her birindeki manaları birlikte paylaştık. Ümit üzerine bina edilen korku HAVF ve RECA halidir. VECEL saygıdan, yüksek saygıdan kaynaklanan korkudur, saygının getirdiği titremedir. Normal hayatınızda da yaşarsınız bunu. Çok saygı duyduğunuz bir yöneticiyle, bir insanla, birisiyle karşılaştığınızda onu görünce bir ürker, bir ürperir, bir titrersiniz. Size herhangi bir şey yapacağından değil saygıdan kaynaklanan bir titreme hissedersiniz. Bu yaşadığınız bir şeydir. Vecel ayetlerle ilgili olarak yaşanan bir haldir.
Havf ise tanımladığınız bir olaydan korkmaktır. Tanımladığınız bir iş vardır, başınıza geleceğini bildiğiniz bir şey vardır, sizinle ilgili o işten korkarsınız. Korktuğunuz şeyi “şu iş, şu günah, şu olay, şu yaşantı” diye tarif edersiniz, havf böyle bir korkudur.
HAŞYET ise; Allah ilminin sizde oluşturduğu duygudur. Sizde Allah ilmi ile oluşan tanımanın oluşturduğu duygu haşyettir. Ancak korku konusunda önemle vurgulanması gereken bir şey var: DENGE. Kişiyi Rabbine ihbat ettirecek, onu muhbit yapacak önemli şey, bu kavramların her birinde sağlanacak dengedir. Dengeli yapmadığınız takdirde bu tarif edilenleri başaramazsınız, dengesini kurmayı öğrenmek gerekiyor! Vecel’de saygı ve korku dengede olmalıdır; saygı kadar korku! Havf ve Reca’da korku ve umut dengeli olmalıdır; korku kadar umut! Korktuğunuz şeyle ilgili tanımlamanızın karşılığı kadar umut! O korku kadar umut taşımalısınız mutlaka. Eğer korku fazla olursa ruh dengeniz bozulur. Korku az, ümit fazla olursa bu sefer amelleriniz bozulur. Öyle bir denge olmalı ki hiç biri bozulmasın. Ama bu denge için mutlaka korkuyu teşvik etmelisiniz. Yani, korku ne kadar az olursa dengeyi o kadar iyi sağlarım fikri doğru değildir. Korku ve ümidi birlikte yükselterek oluşturulacak denge doğrudur. Ne kadar yüksek korku, o kadar yüksek umut!
Korku ve umudu dengede tutabilmek ancak muhbitlere lutfedilen, onların başardığı bir iştir, bu dengeyi başarabilmek onlara aittir. Haşyet için denge ölçüsü şudur: Ne kadar ilim o kadar huşu; ilmin kadar huşu! Sizde Allah ilmi duygusunun bedeninize yansıması HUŞU’dur. Bu yüzden, o ilmin bedeninize mutlaka yansıması, sizde görülmesi gerekir. Birisi size haşyeti öyle bir anlattı ki… Ama halinden de hiç belli değil! O zaman onda “ilim huşu dengesi” yok demektir. Baksanıza hiç halinden belli değil! Anlattığın bu ilim nerene yansıdı arkadaş? Bu şuna benzer: Birisi size sağlıktan bahsediyor, ama elini de sigaraya atıyor veya başka yanlış şeylerle meşgul. Yaşantısında hiçbir şeye dikkat etmiyor! “Bu bilgi neye yarar?” diye düşünmez misiniz? Haşyette de öyledir! “Allah ilmi kadar huşu” yoksa olmaz! O ilmin size yansımış olan huşusu (dengesi) çok önemlidir, o huşuyla yaşamak çok önemlidir. İşte müjdelenen o muhbitler (Allah’a kalbi ihbat edenler, Rabblerine ihbat edenler) Vecel’de korku ve saygıyı, Havf ve Reca’da yüksek korku ve yanında yüksek umudu, Haşyet’te ise Allah ilmi ve huşuyu dengelemişlerdir. Onlarda bu dengeyi nasıl fark ederiz, onlar bunu amel olarak nerede uygularlar? Onların yüksek bir Korku ve büyük bir Umut dengesini yaşarken ilk uyguladıkları yer salâttır. Bunu ilk salâtta yaşıyorlar ki, bu ihbat edenlerin önemli özelliğidir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04