Zümer Sûresi 18. Ayet: “Onlar ki, o Kul’larım ki, kavl’i hakkani sözü işitirler de onun en güzeline tabi olurlar. İşte onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir, onlar Lüb sahiplerinin ta kendileridir.”
Lüb sahipleri için Zümer Sûresi 18; “onlar o Kul’larım ki; kavli hakkani sözü işitirler de onun en güzeline tabi olurlar. İşte onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir ve işte onlar Lüb sahiplerinin ta kendileridir” buyuruyor. Ayette geçen Lüb sahipleri Lüb’leri aktif olanlardır, Lüb’leri sadrı etkisine almış olanlardır. Lüb dâhil bütün nurlar zaten çalışıyor. Ama önemli olan nurun, Lüb nurunun sadrı etkisine alması! Kalbi ve sadrı etkisine aldığında artık ona Lüb Sahibi diyoruz. Neden? Onun sadrı “lüb, lüb” diyor da ondan! Artık o Lüb Sahibi olmuş! Dikkat edin, ayet “onlar Allah’ın emrini işittiklerinde ona tabi olurlar” demiyor. Ya ne diyor? “Hakkani sözü işitirler de onun en güzeline tabi olurlar!” Ne demektir bu? “En iyisini” yapmaya çalışırlar, onlar nafileciler! Farzı tamamladı, nafileyi yapıyor! Lüb sahipleri nafilecilerdir; “İşte onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir, onlar Lüb sahiplerinin ta kendileridir”. Nafilenin önemini Zümer Sûresi 18. ayetle ortaya koymaya çalıştık.
Şunu da ekleyelim: Ayette geçen “en güzel” emirlerin kıyası olarak “en güzel” değildir. Yani, Allah birçok emir vermiş onların bazıları güzel, bazıları da değil ve kişi en güzelini seçiyor gibi anlaşılmasın! Onlar uygulamanın en güzelini seçerler demektir, uygulamanın en güzeline tabi olurlar demektir. Onlar uygularken en güzeline tabi olurlar! Lüb Sahiplerinin özelliklerini anlamaya ve Lüb Sahiplerini tanımaya başlıyoruz.
Lüb Sahipleri Ehli Takva’dır. Biraz önce “onlar nafilede yarışır” demiştik, işte nafilede yarışanlar, takvada yarışıyorlar demektir. “Nafilede yarışan” olmak öyle enteresan bir şeydir ki bakın. Diyelim ki bir AVM’ye gittiniz, orada çok gösterişli, çok zengin birini gördünüz. Buna çok sevinmezsiniz değil mi? Onu çok yakınınız gibi, akrabadan gibi görür müsünüz? Aklınıza bile gelmez, değil mi? Bazılarının kıskandığı, bazılarının imrendiği, bazılarının da siyasi olarak düşman olduğu o kişi bu kadar azığa sahip olmasına rağmen, siz ona özel bir kardeşlik, özel bir yakınlık hissetmezsiniz. Ama diyelim ki, bir mescide, bir camiye gittiniz, baktınız bir adam; o kadar güzel oturuyor… Veya kalktı huşu içinde öyle güzel salât ikame etti ki… Onu seversiniz, akrabanız gibi gelir size. Oysa sizinle ne ilişkisi var? Sonuçta ne yapıyorsa kendine; salâtı da kendine, duruşu da kendine! Sizin için olursa zaten şirk olur. Onun her şeyi kendine olduğu halde, size hiçbir faydası olmadığı halde ve tanışmadığınız halde akraba gibi ısınır, seversiniz onu. Niye, neden? Bakın çok enteresan; orada onu seven kim? Sizde onu seven kim? Siz bilmeden o sevgiye sahip çıkıyorsunuz ama sizde onu seven kim? Onu seversiniz… Çünkü o bir azık edinmiş! Diğeri dünyaya, bu da ahirete azık yapmış. Bakıyorsun, üstünde ahiret azığı var ve o onun azığı, ama sen onu seviyorsun, için kaynıyor. Hatta hürmet ediyor, geçerken şöyle çekiliyorsun. Onun o haline niye hürmet ediyorsun? Oysa o zengine yapmadın! Neden yapıyorsun bunu, seninle ne ilişkisi var? Çok enteresan, bakın bu hürmet neyin göstergesi: Haliniz kendiliğinden Allah yolunda olanı seviyor; istemsiz! Kendiliğinden ona bir muhabbet, bir yakınlık duyuyorsun ya, nafileyi seviyorsun aslında! Zümer Sûresi 18 bize öğretiyor ki; “Lüb Sahipleri hakkani sözü işitirler ve onun en güzeline tabi olurlar. İşte onlar Allah’ın hidayet ettikleridir, Lüb sahiplerinin ta kendileridir”. Lüb Sahiplerinin özelliği neymiş demek ki? Ehli Takva olmaları! Onlar ehli takvadır, takva sahibidir.
Bakara Sûresi 269: “O Hikmet’i dilediğine verir. Kime Hikmet verilirse gerçekten ona pek çok hayr verilmiştir. Bunu Lüb sahiplerinden başkası anlayamaz”. Ayetlerden Lüb’ü ve lüb sahiplerini tanımaya çalışıyoruz. Bakın burada da bir başka özelliği görüyoruz. “O Hikmet’i dilediğine verir. Kime Hikmet verilirse gerçekten ona pek çok hayr verilmiştir. Bunu Lüb sahiplerinden başkası anlayamaz.” Anlıyoruz ki, Lüb Sahipleri (Kur’an’daki ifadesiyle Ülü’l Elbab) Ehli Hayr ve Ehli Hüküm’dürler; yani hüküm sahibidirler, hayr ehlidirler. Peki, Ehli Hayr olmak ne demektir? Düşünceleri, sözleri, fiilleri batıl olan her şeyden arınmış; hayr üzere olup bu halin hayretlerini yaşıyorlar demektir! Onlara, ikisi arasında çokça nimetler verildiğinden birçok da hayret yaşıyorlar. Peki, Ehli Hükm ne demektir? Hikmeti kavrayabilen akıl sahibi demektir. Onlar hikmeti kavrayabilen akla sahip kişilerdir, Allah’ın hükümlerinin hikmetini görebilen kişilerdir. Evet, Lüb Sahipleri’nin özelliklerinden üçünü gördük; ehli takva, ehli hayr ve ehli hükm!
Al’u İmran Sûresi 190: “Muhakkak ki Semavat ve Arz’ın halk edilişinde, gece ile gündüzün birbiri ardına gelişinde lüb sahipleri için elbette ayetler vardır.”
Al’u İmran Sûresi 191: “Onlar Lüb sahipleri ki, kıyamda ayakta, kuud’da otururken ve yanları üzere oldukları halde Allah’ı zikrederler ve Semavat ve Arz’ın halkedilişi hakkında tefekkür ederler ve şöyle derler; Rabbimiz bunu batıl olarak yaratmadın. Sen Sübhan’sın, bizi narın azabından koru”. Bu iki ayette Lüb Sahiplerinin Ehli Zikr oldukları anlatılıyor. “Tefekkür ederler ve şöyle derler” diyor ayet. Demek ki, Lüb Nuru Fuad’a Hakk Yol’da bir analiz ve sentez yaptırıyor, Hakk yolda tefekkür yaptırıyor, “tefekkür yaparlar” diyor. Ve bu tefekkürle Hakk bir sonuca ulaşıyorlar ve bu sonuç da kalbe tesbitleniyor. Bu tesbit; bir sığınış, sakınış ve dua içeriyor. Tefekkürlerinin sonunda mütekebbirlik yok! O tefekkürle El Hüsna’yı tasdik ediyorlar ve o tefekkürün sonunda sığınış, sakınış ve dua var!
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04