Örtücü ilahın önemli göstergesi hüküm vermek ve güç sahibi olmaktır. Eğer kişi hüküm vermek ve güce sahip çıkmaktan kurtulursa, o zaman yaşanacak şeylerden önemli ikisi Sevgi ve Korkudur, o bunların hakikatleriyle karşılaşır. Kişi, hüküm vermek ve güce sahip çıkmaktan kurtulursa gerçek sevgi ve korkuyla, yani “A” Takdim Formu “BEN”e ait olmayan sevgi ve korkuyla karşılaşır. Konular anlatılırken “Allah’tan korkun” dediğinizde, insanlar “bizi Allah’tan korkutmayın” derler. Neden? Çünkü “A” Takdim Formu “BEN”lerden korktukları gibi bir korkuyla Allah’tan korkmayı istemezler! Örtücü ilahlardan korkarlar, ama aslında o korkuyu hiç sevmezler. Allah’a karşı da, o korku gibi bir korkuyu hissetmek istemedikleri için “bizi Allah’tan korkutmayın, bizi Allah’la korkutmayın” derler. Ama korkunun esasını fark ettiklerinde Allah’tan korkmayı öyle severler ki…
Allah’tan korkmak öyle bir şeydir ki, insanı duygulandırır ve ağlatır. Korku insanı ağlatır mı hiç? “A” Takdim Formu “BEN”e ait bir korku hissettiğinizde duygulanır ve mutluluktan ağlar mısınız? Ama “B” Takdim Formu “BEN”de hissedilen Allah korkusu insanı [mutluluktan] ağlatır! Onu birisinde gördüğünüz zaman da, kendinizde hissettiğiniz zaman da hücreleriniz dayanamaz ve gözleriniz yaşarır! Çünkü “B”deki sevgi ve korku birbirlerine sinerjik tesir eden, sarmal iki olay gibidir. Peki, bu sevgi ve korku nasıl başlayacak? Eğer siz, tüm sevgilerin ilişkisini kuracağınız zaman, “A” Takdim Formu “BEN”le değil de “Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in açıkladığı kader”le kurarsanız bu sevgi ve korku başlar! Siz tüm insanlardaki sevgilerin [onların fert fert gösterdikleri sevgilerin] ilişkisini kişilere biçtiğiniz rolle, onlara verdiğiniz isimlerle kurmazsanız, onun muhtariyetiyle kurmazsanız, birimselliği bir kenara çekerseniz, oradan çıkan sevgi kimin olur?
Bir savaştan dönüldüğünde, esirlerin arasında bir kadın yana döne, çıldırmış gibi çocuğunu arıyor! Onun o telaşını gören Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem ve yanında Halife Efendilerimiz onu izliyorlar. Nihayet kadın çocuğunu buluyor, ona öyle bir sarılıyor ki! Onun sarılışı ve çocuğun annesine yapışışı Halife Efendilerimizi duygulandırıyor, ağlıyorlar. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki: “İzlediğiniz bu şefkat var ya, bu ananın çocuğuna sarılmasındaki şefkat var ya, Allah’ın kullarına olan şefkatinin yanında bu hiçbir şey! Siz bu ana-çocuk şefkatine gözyaşı döktünüz, Allah’ın şefkatine dayanamazsınız, öyle bir şefkati var!” Şimdi sizinle, her konunun, her ŞEY’in ilişkisini kuracağınız zaman “Rasulullah’ın açıkladığı kader”le ilişkilendirmeyi bu olaya uygulayalım. Bu ilkeye ayetler ve hadisler de dâhildir çünkü! Bu hadisteki olayın ilişkisini, “Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in açıkladığı kader”le kurduğunuz zaman nasıl gözükür: Ana bir birim, çocuk da bir birim değil mi? Ama onların birbirlerini arama, bulma ve bulunca sevinmeleri, aslında Rahim’in ürününü bulduğu zamanki sevinmesidir! Birimde meydana gelen bu şefkatin kişilerle ilişkisi yok! Dolayısıyla bu, cüzde meydana gelen ama Allah’a ait olan bir şeydir! Anneye ve çocuğa ait değil! “Anne ve çocuk” diye bakar kalırsan, kendini sınırlamış ve onlara “A” Takdim Formu “BEN”le bakmış olursun! Dolayısıyla, birimleri kaldırdığın zaman [kader çerçevesi içinde gördüğün bu şefkat] bu sevgi yalnızca Sahibi’nindir! O birimde olduğu kadarıyla yalnızca Sahibi’nin! Bu çerçevede Bakara Suresi 165, 166, 167. ayetlerin meallerini peş peşe verelim. Anlattığımız çerçevede bakarsak mealleri “B” sırrınca anlamış oluruz.
“İnsanlardan kimi de Allah’dan başkayı endad edinip, onları Allah’ı sever gibi severler. İman etmiş olanlar ise Allah’a muhabbette daha şiddetlidirler. O zulmedenler, azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın Şediyd’ül Azab olduğunu göreceklerini görselerdi. O zaman kendilerine tabi olunanlar, azabı görerek kendilerine tabi olanlardan uzaklaşıp gitmişlerdir. Ve aralarındaki esbab parçalanıp kopmuştur. Tabi olanlar; “keşke bize bir daha fırsat verilse de bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak” dediler. Böylece Allah onlara amellerini, kendilerine hasretlik olarak gösterir. Ve onlar Nar’dan çıkıcı değillerdir.” (Bakara 165, 166, 167).
Bu ayetlere küçük açıklamalar getirelim ama siz onlara detaylı bakarsınız inşaAllah. “İnsanlardan kimi de Allah’dan başkayı endad (eş, denk) edinip (bizzat ve hakikaten var sanıp) onları Allah’ı sever gibi severler. Allah’ı sever gibi algıladıklarında açığa çıkan kuvveler onlara aitmiş gibi severler. Tekliğe (Allah’ın sistemine) iman etmiş olanlar ise Allah’a muhabbette daha şiddetlidirler; muhatap oldukları varlığı tanıyarak severler!”. O zulmedenler, azabı gördükleri zaman görecekleri gibi (mesela ölümle birlikte Kıyamet’te görecekleri gibi) bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın Şediyd’ül Azab olduğunu göreceklerini daha önceden görselerdi. O zaman kendilerine tabi olunanlar, azabı görerek kendilerine tabi olanlardan uzaklaşıp gitmişlerdir. Ve aralarındaki sebepler, bağlar, “B” gerçeğince parçalanıp kopmuştur. Tabi olanlar “keşke bize bir kere daha fırsat verilseydi; dünyada bir daha yaşama imkânı bulsaydık da şu tabi olduklarımızın bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak” dediler. Böylece Allah onlara amellerini, kendilerine hasretlik; acı pişmanlık olarak gösterir. Ve onlar “B” gerçeğince Nar’dan çıkıcı değillerdir.
Şu hadisi önemli bir dua olarak hatırlarsınız: “Allahümme inniy es’elüke hubbeke ve hubbe men yuhibbüke. Allah’ım kesinlikle bana sevgini, aşkını ver! Ve seni sevenleri de bana sevdirt.” Bu duaya niye ihtiyaç duyuyoruz biliyor musunuz? “A” Takdim Formu “BEN” Allah’ı gerçekten sevmez! Bu yüzden, bizim “Allah gerçekten nasıl sevilir?” bunu Allah’tan istememiz gerekiyor, onu bize öğretmesini istemek gerekiyor. “A” Takdim Formu “BEN” bilinci Allah’ı gerçekten sevmeyi bilmez, bilemez! Allah’ı sevenleri de sevemez, o bilinç bu sevgiyi bilemez ki! Bu yüzden, Allah’ı sevenleri sevmek de bir lütuftur, Allah dilememişse… Maalesef insanlar Allah’ı sevenleri de sevemezler. Allah’ı sevenleri gördükleri zaman ürker, ürperirler! Bazen kalabalık ortamlarda rastlarım. Mesela, eğer Üç Aylar’ın içerisinde isek bir anda Tv’de Kur’an okunmaya başlayabiliyor. O zaman birisi dayanamaz, gidip kapatır. Günümüzde artık kumanda elinde, hemen kanal değiştirir. Dinleyemez, duramaz, duymaya dayanamaz! “A” Takdim Formu “BEN” öyledir; Kur’an o bilinci rahatsız eder, ona matkap sesi gibi gelir! Bu yüzden Efendimiz, o sevginin bizde açılabilmesi, bizdeki sevginin “A” bilincinden “B” bilincine hicret edebilmesi ve o sevgiyi “B”de yaşayabilmemiz için bize bu duayı öğretiyor: Allahümme inniy eselüke hubbeke ve hubbe men yuhibbüke.
Bakara Suresi 167. ayetin sonunda diyor ki: “Allah onlara amellerini acı pişmanlıklar olarak gösterir.” Örtücü ilaha ait sevgiler, örtücü ilaha yönelik sevgiler ve bu sevgiyle ilgili yapılan yanlış işler ayette ACI PİŞMANLIKLAR olarak gösteriliyor… Ölümü tattıktan sonra!
“İşte böylece kâfirlere kendi amelleri süslü gösterilmiştir.” (En’am-122)
Çok korkunç! Dikkat edin, “kâfir” derken sakın uzağa bakmayın, kendinizden başlayın! Korkunç olan şu: Kâfirlere, örtücülere, “A” Takdim Formu “BEN”e amelleri yaşarken süslü gösteriliyor! Bu ameller içerisinde örtücülüğe sevgi de süslü gösteriliyor. Dünya yaşantısında “A” Takdim Formu “BEN”i sevmek, “A” Takdim Formu “BEN” olarak sevmek süslü, sevimli ve kolaydır! Örtücü ilahı sevmek ve önemsemek, örtücü ilah olarak sevmek cazip gösterilmiştir! Yaşarken SÜSLÜ gösterilen o amellerini sonra Allah onlara ACI PİŞMANLIKLAR olarak gösteriyor. Yaşarken “süslü görüp peşinden koştuğun şey, sonra sana acı pişmanlıklar” olarak geri dönüyor! İşte bunu fark edince deniyor ki; “ahhh, tekrar geri dönebilsem…”