Sevgi insanın gerçekten yaşamak istediği bir duygu ancak sevgiyi, gerçek sevgiyi tanıyor muyuz? İnsan bu dünyaya Ahseni Takviym yaratılışı Esfele Safiliyn idrakla örtülmüş olarak gelir, Âdemoğlunun dünyaya gelişi böyledir, bu yüzden dünyadaki hâkim hayat tarzı esfele safiliyn idrakla yaşanmaktadır. Esfele Safiliyn hayat tarzı içerisinde insan, birisini veya bir şeyi sevip sevmeme tercihini duniHi anlamda hürriyeti kullanarak, duniHi algı ve zann’larına göre oluşmuş heva ve hevesleri doğrultusunda yapar. Ancak cahil insan, Esfele Safiliyn formata gerçek anlamda sevginin kapalı olduğunu bilmez. Bu sebepten sevgi duygusunu, sahip olduğu Esfele Safiliyn imkânları çerçevesinde kendisi tanımlamıştır ve bu tanımladığını hissedince de adına “sevgi” der. Fakat tanımladığı ve hissedince sevindiği bu sevgiden bir türlü tatmin olmaz. Çünkü karşılığını bulamaz. Bu sevgi bazen gelir, bazen kaybolur, bir türlü istikrar gösteremez, genellikle de içi acı, sonu acı dolu olarak yaşanır. Çünkü sahte bir tanımdır, sahte bir hissediştir.
Esfele Safiliyn format içerisinde sevgi dosyası bulunmaz, orada bulunan tek duygu “NEFRET”tir. Bu yüzden insan, hissettiği “en düşük seviyeli nefret” hallerini “sevgi” zanneder. Ancak bazı sebeplerle nefret seviyesi bu sevgi duyulan kimseye veya şeye karşı yükselince, sevgi denilen şey de kaybolur; yerini kızgınlık, öfke, nefret kaplar. Eğer herhangi bir sebepten yükselmiş olan nefret seviyesi o kişiye veya şeye karşı düşerse, tekrar “sevgi” dediği şey gelir. Kendisini teselli etmek üzere bu iniş çıkışlar için “hayatın, sevginin tuzu biberi” yakıştırmasını yapar. Böyle bir kısır döngüde, Esfele Safiliyn insan kendisini kandırır durur. Bu konuyu vurgulamak üzere, Hz. İbrahim aleyhisselam’ın kavmini uyarmak için söylediklerine Kur’an’ın anlatımından bakalım: “(İbrahim) onlara dedi ki: Siz sırf aranızda dünya hayatına has muhabbet ve sevgi uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinize lanet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennemdir ve hiçbir yardımcınız da yoktur.” (Ankebut Sȗresi 25)
Ayette “dünya hayatına has bir sevgi” denilerek Esfele Safiliyn formatta tarif edilmiş sevgi vurgulanmaktadır. Billahi anlamda iman ederseniz, ürettiğiniz bu tanımlar ve üzerinde yükselmeye çalıştığınız kimlikleriniz ve kimliklerinize edindiğiniz putlar yıkılacaktır. Yani sizin “Ben” derken kast ettikleriniz ve bu “Ben”e kazandırdıklarınız ortadan kalkacaktır. İşte siz bunu görüyor, bundan korkuyor ve tedbir olarak da Allah’a karşı tavır oluşturuyorsunuz. Oysa dünya hayatında tanımladığınız bu sevgi ve onun uğruna yaptıklarınız, kazandıklarınız, her ne varsa, ahirette size pişmanlıklar olarak geri dönecektir.
Esfele Safiliyn hayat tarzı içerisinde duniHi anlamda hürriyet ile ortaya çıkan aşklar, sevgiler, anne-baba sevgileri, çocuk sevgileri hep işte bu “nefret” gerçeği içerisindedir, maalesef. Esfele Safiliyn hayat tarzı içerisinde insanlar bütün bu sebeplerden dolayı “sevgi ve kardeşlik” çerçevesinde bir grup, bir cemaat veya bir topluluk hiçbir zaman olamazlar. Bundan dolayı grubu, cemaati, topluluğu bir arada tutabilmek için perde arkasında başka Esfele Safiliyn yöntemler kullanırlar. Bu yöntemlerin çoğu da korku veya menfaatlere dayanır.
Bu konuyu vurgulayan bir ayet şöyledir: “Onların kendi aralarındaki be’sleri (Müstakilen Varım ve Muhtarım iddiaları ve yaptıkları tanrısal savaşları, ihtirasları) şiddetlidir. Kalbleri dağınık ve ayrı ayrı olduğu halde onları toplu sanırsın (topluluk görüntüsü verirler). Bu onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır.” (Haşr Sȗresi 14)
Kazanılmış Değişim’imizi Hakk yolda gerçekleştirmek istiyorsak ve Kader Matriksi’ndeki ahiret konumumuzun cennet hayatı olmasını hedefliyorsak, Billahi anlamda hürriyet ile sevmeyi öğrenmemiz gerektiğini şu ayetlere dikkat ederek, dikkat kesilerek ders yapalım: “İnsanlardan kimi de, Dunillahi bir endad edinip onları Allah’ı sever gibi severler. İman etmiş olanlar ise Allah’a sevgiye daha şiddetlidirler. O zulmedenler, azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın Şedid’ül Azab olduğunu göreceklerini keşke şimdi anlayabilselerdi. O zaman kendilerine tabii olunanlar, azabı görerek kendilerine tabii olanlardan uzaklaşıp gitmişlerdir. Ve aralarındaki sebepler parçalanıp kopmuştur. Tâbî olanlar “keşke bize bir kere daha fırsat verilseydi de, şu sevdiklerimizin bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak” dediler. Böylece Allah, onlara amellerini, kendilerine acı pişmanlıklar olarak gösterir, onlar nardan çıkacak da değillerdir.” (Bakara 165-167)
Bu ayetlerdeki dersi alabilmemiz için, “insanlardan kimi de Dunillahi bir endad edinip de, onları Allah’ı sever gibi severler.” uyarısını önce çözmemiz gerekir. Buradaki anahtar tanım “dunillah bir endad” edinmektir. DuniHi algı ve zann’larının doğal sonucu olarak “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasında bulunarak kişinin içine girdiği ilahlık hissiyatıyla önce kendisini “dunillah bir endad” konumuna sokması ve kendisindeki bu “ilahlık hissiyatını” hayatın devamlılığını sağlayan enerjisi sanması ve sevmesi, sonra da bu halinin doğal sonucu olarak “duniHi anlamda hürriyet”iyle kimi ve neyi seveceğini seçmesidir! Buna kişi bir put edinmek ihtiyacı duyuyorsa o da girer, hatta kendisini inançsız ilan edenin bu hali de buna dâhildir. “Kendi ilahlık hissiyatı” birincil, “diğerleri” ise ikincil derecede dunillah bir endad sınıfına girerler.
Sevgilerini Allah’ı sever gibi yaparlar, yani nefret kökenli duygularıyla oluşturdukları sevgi oyunlarını doğru zannederler. Oysa Billahi anlamda hürriyet kullanmayı öğrenen Billahi anlamda iman sahibi müminler, DuniHi algı ve zann’larından temizlendikçe gerçek sevgiyle buluşurlar da bunların Allah’a ve O’nun kullarına sevgisi gerçekleşir ve bu çok şiddetlidir. Bu sevgiyi öğrenen ve birbirlerini bu sevgiyle seven müminler ancak kardeştirler.
Hucurat Sȗresi 10: ‘’Müminler ancak kardeştirler.’’
Meryem Sȗresi 96: ‘’Muhakkak ki iman edip salih amel işleyenlere gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluşturacaktır.’’
Hac Sȗresi 38: ‘’Muhakkak ki Allah, hain ve nankörü sevgisinden mahrum eder.’’
Fıtratımızdan açığa çıkaracağımız sevgiyi Esfele Safiliyn formatın nefret ile örtmesini önlemenin tedbirlerini çok önemsemeliyiz. İlk yapılacak işlerden biri olarak Esfele Safiliyn idrakın “nefret kökenli konuşma dili”ni mutlaka terk etmeliyiz. Bu dili terk ettikçe sürekli nefret üreten duniHi algı ve zann’ları sadrdan temizlenir ve kalbte var olan ve fıtrata ait olan asıl sevgi hissi açığa çıkar ve fonksiyon kazanır.
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04