İnsan dünyaya esfele safiliyn yapı ile zalim, şaki ve asi olarak başladı; bunu ayetler böyle öğretiyor:
“Şu şecereye yaklaşmayın, (yaklaşırsanız) zalimlerden olursunuz.” (Bakara-35, A’raf-19)
“Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra şakıy (şâki) olursunuz.” (Ta-Ha; 117)
“Ve Âdem Rabbine asi oldu da saptı (şaştı, yaşayışı bozuldu).” (Ta-Ha; 121)
Âdem (Âdemoğlu da) yaklaştı, zalimlerden oldu; cennetten çıktı şâki de oldu. Dünya hayatına başlangıcımız Kur’an’da böyle anlatılıyor. Başlangıcımızı öğreten bu âyetlerden çıkardığımız sonuçlar: Bütün bunlar dünya hayatının başlaması içindir. Hz. Âdem gibi biz de uyarılıyoruz: Allah ile ilgili ikileme düşerseniz zâlim ve şâki olursunuz. Hz. Âdem’in ikileme düşüp âsi olması dünya hayatı için prosedürdür ki Âdem ve Musa (as)’ın bu prosedürü tartıştıkları hadisi biliyorsunuz. Ve dünya hayatı başladı. Dünya hayatı başlamadan önce Âdem (as)’a yapılan uyarı Esfele Sâfiliyn’e düşmemesi içindi. Ne yaparlarsa düşülecekleri anlatılıp “sakın düşmeyin” diye uyarılıyorlar. Oysa dünya hayatı başladıktan sonra uyarı farklıdır: Çıkın, kurtulun! “Düşersiniz” uyarısı artık yok.
Hz. Âdem’in yaşadığı olay ve kurtulmak için Rabbine dua edişi, duasının kabul oluşu ve o dua Kur’an’da bize öğretilir. O olayın Âdemoğlu ile, bizimle ilişkisi “Sen Tanrı mısın?” kitapçığında detaylarıyla var, bakabilirseniz sevinirim. Ayetler ve hadislerde şu dikkatinizi çekmelidir: Dünya hayatından önce insan “dikkat et, düşersin” diye uyarılırken, dünya hayatında “şöyle yaparsanız kurtulursunuz” deniyor. Çünkü düştü, artık nasıl çıkacağı anlatılıyor. Düştüğümüz bu kadar açık!
Âdem aleyhisselâm özelinde öğreniyoruz ki, insan cennet hayatı denilen ahseni takviym yapıda Billâhi anlamda yaşamaktayken, dünya yaşantısına esfele sâfiliyn yapı ile zâlim, şâki, âsi olarak başlamaktadır, yani dûniHİ algı ve zann’ları ile bir hayat başlamaktadır. Çünkü ancak dûniHİ algı ile zâlim, şâki ve âsi olunur. Bu yüzden, bu yaşantı “Lâ ilâhe illa ente; Sübhaneke. İnniy küntü minez zâlimiyn” yaşantısıdır, dünya ile birlikte o başlamaktadır.
Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Rasûlullah Efendimiz (SAV); “Her çocuk fıtrat üzere doğar” dedi ve Rum Sûresi 30. âyeti okumamızı söyledi, sonra sözünü şöyle tamamladı: “Çocuğu anne babası yahudileştirir veya hristiyanlaştırır veya mecusileştirir…”
Hadiste konumuz için dikkatimizi çekecek şey Efendimiz (SAV)’in yaptığı “fıtrat üzere” tanımıdır. “Fıtrat üzere” ifadesini beşeri yorumlamayın, Kur’ân ve hadisle iyi bakıp onu doğru anlamalıyız. Ancak genellikle iyi incelenmeden beşeri yorumlanıyor. Bu yüzden, bu konuda yorum yapanlar yorumlarını âyetin önüne geçirdiklerinin farkında değiller. Hadiste Efendimiz (SAV) bize Rum Sûresi 30. âyeti okumamızı da söylüyor: “O Allah fıtratı ki, insanları onun üzerine yaratmıştır.” Ayet böyle diyorken tartışılacak bir şey var mı? Hadisteki “fıtrat üzerine” tanımlaması Rum-30 ile çakıştırılınca, insan “Allah fıtratı” üzerine yaratılmıştır mânâsı çıkar. Başka âyetlerle ilişkilendirince ona “İslam fıtratı” da diyebiliriz. Eğer “fıtrat üzerine” tanımına hayata uygun bir isim vermek ve ondan bir amel çıkarmak istiyorsak “İslam fıtratı üzerine” diyebiliriz; her insan fıtrat üzere; Allah Fıtratı üzerine, İslam Fıtratı üzerine yaratılır. “FATİHA ile fetih” kitapçığından konuya bakmanızı öneririm. Lütfen dikkat edin, fıtrat üzere yaratılış “hidayet üzere” yaratılış demek değildir. Böyle zannetmek Kur’an’ın anlatmak istediğine ters olur: “Allah kimi saptırırsa, onun için hidayet edici yoktur. Allah kime hidayet ederse, onun için bir saptırıcı yoktur.” (Zümer; 36, 37) İnanıyorsanız bu ayeti okuduğunuzda iş bitmiştir. İnanan kişi hemen “Semi’na ve eta’na (işittik ve itaat ettik)” der. Eğer esfele sâfiliyn hâl Allah’ın saptırması olsaydı ondan kurtuluş olmazdı. O hâl dünya hayatı için yasal yanlıştır. Doğanlar hidayet üzere doğsa, saptırmaya kimin gücü yeter? Demek ki hidayete ermiş olarak doğulmuyor, doğarken hidayet üzere değiliz, doğuş hidayet üzere değil… “Allah fıtratı” veya “İslam fıtratı” üzere doğmak, hidayete ermiş olarak doğmak değil. Öyle olsa, “bu hakikati çocuğuma nasıl anlatacağım?” telaşı olur mu? Bu konuda size Kütüb-i Sitte’den bir bilgi vereyim. İslam hukuku ve hadis âlimi, Hicri 631-676, Miladi 1233-1277 yıllarında yaşamış İmam Nevevi adıyla bilinen Ebu Zekeriya Muhyiddin Yahya Hazretleri (Rabbim rahmetiyle muamele eder inşaAllah), “fıtrat üzere yaratılış” hakkındaki görüşleri incelemiş. Bunlar ilk defa tartışılmıyor, ama biz tefekkür ve araştırmaktan uzaklaşmışız. Bu âlim bu hadisi nasıl anlamamız gerektiğini şöyle anlatıyor: En doğrusu, her çocuğun İslâm’ı kabule hazır bir yaratılışta doğmuş olmasıdır, hadis böyle anlaşılmalıdır. İslam’ı kabule hazır yaratılış ahseni takviym yaratılıştır. Demek ki her çocuk “Evet, Rabbimizsin” bilgisi kendisinde açılmaya hazır doğmaktadır.
Şimdi bir de “doğarken hidayet üzere nasıl doğulur” onu da ayetlerden görelim ki esfele sâfiliyn ve ahseni takviym doğuşlar kıyaslanabilsin. Meryem 28-34: “Ey, Harun’un kız kardeşi! Baban kötü bir insan değildi, annen de iffetsiz değildi. Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. ‘Biz, beşikteki bir sabi ile nasıl konuşuruz’ dediler. Çocuk şöyle dedi: ‘Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni nebi yaptı. Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana salâtı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve kabirden kaldırılacağım gün selâm banadır.’ İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa Hakk Söz olarak budur.”
İşte hidayet üzere böyle doğulur. Bu hâl esfele sâfiliyn midir? Hayır. Hidayet üzere doğuşa ait bu özellikleri biz yaşarken bile bulamıyoruz. Rabbim diler de kolaylaştırırsa buluruz inşaAllah. Hidayet üzere bu doğuşa bir bakalım, anlamaya çalışalım. Hidayet üzere doğan kul daha beşikte ama dûnillah algı yok, beşikte ama nebiliğini söylüyor, salâtı ve zekâtı söylüyor, “Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı, dünyada da olsam esfele sâfiliyn değilim, mübareğim” diyor.
Mübareklik çok önemli, bu yüzden biz Salli-Bârik duasını yaparız. Bârik, mübarek kıl demektir. Mübareklik öyle önemli ki o mübarek doğan diyor ki “dünyada da olsam mübareğim (dûniHi algıda değilim, Billâhi’yim. Ben Âmentü Billâhi idrakı üzere doğdum ve bununla görevliyim)”. Hidayet üzere doğanın taşıdığı özellikler böyle. Bir de onda olmayan vasıflara bakalım: “Beni anneme saygılı kıldı.” Demek ki, anneyle Kur’an’ın istediği şekilde ilişki çok önemli bir ahseni takviym özelliktir. Allah rızası için anneye davranış Allah katında böyle önemli. Devam ediyor: “Beni bedbaht bir zorba yapmadı.” Yani mütekebbir olmadım, esfele sâfiliyn değilim.
“İşte hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa Hakk söz olarak budur.” Ayetteki “Hakk söz” çok önemlidir, ama nedir? Hakk Söz’ü şöyle açalım: Onun bu haline kün (ol) dedik, (fe yekûn) oldu! Allah’ın dileğiyle olur. Siz de gösterdiğim yola uyun, hüdâma tâbi olun, bu algıdan kurtulun. Özel müdahale yapılmış böyle birçok hâli, örneği sıralayabiliriz. Bu örnek bizim dünyaya esfele sâfiliyn geldiğimizin delillerindendir. Şimdi Hac-62 ve Lukman-30 âyetlerine dönelim:
“İşte böyle. Çünkü Allah O Hakk’tır. DûniHİ (Allah’ın dışı algısıyla Müstakilen VAR ve Muhtar zannederek kulluk yaptıkları) isimlendirdikleri ise bâtıldır. Muhakkak ki; Allah, Aliyyül Kebîr’dir.”
DûniHİ ifadesi için “gayrı” denirse “Allah’dan gayrı kulluk yaptıklarınız bâtıldır” şeklinde bir mânâ oluşur. Bu durumda, “Allah’dan gayrı kulluk yaptığım bir şey yok” diyen için bu âyetler bir tarihi bilgi konumuna gelir, ona hitap ediyor olmaz ve “dûniHi” ile ifade edilen “bâtıl” da, “dûniHi”nin zıddı olan “Billahi Hakk’tır” da anlaşılamaz. Oysa “dûniHİ” kelimesi “Allah’ın dışı algısı” olarak meallendirilirse âyeti her okuyan ona muhatap olacağı gibi, dûniHİ’nin zıddı olan Billâhi de anlaşılmış olur. Kur’ân, talibe dûniHİ algının bâtıl olduğunu, asıl olmayan bir algı olduğunu anlatır, öyle bir müstakilliğin YOK olduğunu söyler. “DûniHİ iddia” bir zann’dır, bir algıdır, olmayan bir şeyin zannı ve algısıdır…
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04