Mustafa Yılmaz Dündar

Edep Ya Hu – 88

Mustafa Yılmaz Dündar

En’am-165: “Sizi Arz’ın halifeleri kılan, verdiği (nimetler) hususunda denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Rabbin cezası çabuk olandır ve gerçekten O Ğafurun Rahıym’dir.”
“Rabbin cezası çabuk olandır…” Bu uyarıdaki cezayı doğru anlamalıyız. Ceza mutlaka azap değildir; karşılık vermektir, “cezası çabuk olandır”ı “hızla karşılık verendir” olarak düşünelim. Ğıll’e de şükre de hemen karşılık veren Allah Ğafurun Rahıym’dir.
Çok sevip okuduğumuz bir salâvat var, ceza kelimesini onunla daha iyi anlayabiliriz: “Cezallahu anna seyyidena Muhammeden ma huve ehluh.” Bu salâvatımızda diyoruz ki; “Allahım, Efendimiz Muhammed (SAV)’in karşılığını sen ver, biz onu anlayamayız. Onu sen bilirsin; ona o bilişine göre ver…”
En’am 165’te Kur’ân bizi kıyas yapıp göz dikmememiz için de uyarıyor. Ğıll, haset, kıyas, göz dikme ve fesat mekanizmasını hatırladınız mı? Ğıll’e başlayıp fesatla sona eren o mekanizma konusunda; TaHa-131, Nisa-32, Tevbe-85, Kehf-28 ve Hicr-88 âyetleri de bize “göz dikmeyin” der, göz dikmeme hususunda dikkatli olmamızı ister. Listedeki ilk âyete birlikte bakalım:
“Kendilerini denemek için onlardan bir kısmını faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme! Rabbinin nimeti daha hayrlı ve daha süreklidir.” (Ta-Ha; 131)
Ayette bahsedilen “dünya hayatının çekiciliği” dûniHİ algı sonucu zannlardır, çekici gelen onlardır. Rabbinin nimeti ise verilen her ne ise ve ne kadarsa odur; o verileni Rabbinden bilmendir, Rabbinin bilmendir, senin için hayrlı olandır diye bilmendir. Bu idrak kuluna Rabbinin Nimeti’dir. Ğıll yüzünden haset duyan, hasedi yüzünden kıyas yapan, kıyası yüzünden göz diken dayanamaz kargaşa çıkarır, ara bozar, hırçınlaşır, fesat oluşturur, fesatlık yapar. Oysa Kur’an şöyle buyurur:
“İşte ahiret yurdu! Onu arzda üstünlük ve fesat dilemeyenlere oluştururuz. Âkıbet muttakıylerindir!” (Kasas-83)
Demek ki ahiret yurdu arzda üstünlük ve fesat dilemeyenlere; ğıll taşımayanlara; ğıll’den kurtulanlara! Bu muttakilerin âkıbeti. Peki, duniHİ “müstakilen varım ve muhtarım” diyenin akıbeti nasıl acaba? DûniHİ (kendisini Allah’ın dışında sandığı) algısıyla “müstakilen var ve muhtarım” diyen ve bunda inat eden, buna göre bir hayat tarzı oluşturanın akıbetini şu iki âyet çok net olarak ortaya koymaktadır:
“Kendilerine ızz (izzet, itibar ve kuvvet vesilesi) olsun diye dûnillah (algı sonucu müstakilen var ve muhtar güç zannettikleri) ilâhlar edindiler.” (Meryem-81)
“Hayır, (zannettikleri gibi değil)! (Müstakillik ve muhtariyet verdikleri), onların ibadetlerini (iddialarını ve hayat tarzlarındaki paylarını) inkâr edecek ve onlar üzerine zıd (heva ve heveslerinin tersine) olacaktır.” (Meryem-82)
Meryem 81’de “ilâhlar edindiler” geçiyor. Önce bunu tanımlayıp sonra onu ilâh ilan etmekle ilişkilendirelim. Ayetlerde bazen kişinin kendini ilâh ilan ettiği, bazen de kendisine ilâh edindiği belirtilir. Kendini ilâh ilan etmesi, kişinin “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasında bulunmasıdır. Bu “birincil suç”tur. Bu kişi hiçbir inancı olmadan böyle yaşayabilir. Eğer bir şeye inanmak isterse, “benim de bir yaratanım olsun, bir şeye tapayım” derse kendisine bir ilah edinir. Kendisine ilâh edindiğinde “ikincil suç” oluşur. Meryem-81’deki “ilâhlar edindiler” hâli budur. Bu öyledir ki kişi “kendini ilâh” ilan etmeden ilâhlar edinemez. Bu durumda, ilâh edinenler hem birincil, hem ikincil suçu birlikte yaşıyor; Meryem-81 bunu anlatıyor: Onlar kendilerine izzet, itibar ve kuvvet vesilesi olsun diye dûniHİ algı sonucu müstakil var ve muhtar güç zannettikleri ilâhlar edindiler.
Kendilerine neden ilâh edindikleri anlaşıldı: Yaşadıkları hayatta izzet, itibar, kuvvet ve kudret istiyorlar. Bunlara bir vesile olsun diye önce kendilerini ilâh ilan edip sonra ilâhlar ediniyorlar. Bunun üzerine Meryem-82 diyor ki: İş sizin sandığınız gibi değil, hiç öyle olmayacak! Dünyada öyle gözüküyor olabilir ama o gün öyle olmayacak. Sizin müstakillik ve muhtariyet verip tanrı edindikleriniz hesap zamanı sizin hayat tarzlarınızı, onlara yüklediğiniz misyonları, verdiğiniz payları reddedecek ve olay dûniHi algıyla dünyada zannettiğinizin zıddı olacak! Öyleyse kişi dünyada “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası ile neler oluşturduysa, ne kadar mal, nasıl bir şöhret, ne düzeyde bir itibar oluşturduysa onlar ona o seviyede bir azap olacaktır, o kadar pişmanlığa dönecektir. Dünyadaki dûniHİ izzeti ne düzeydeyse o düzeyde bir ahiret pişmanlığına dönüşecektir. Bunu çok iyi kavrayalım, ahiretteki pişmanlığı dünyadaki bir duyguyla karıştırmayın, beş duyuyla hissettiklerinizle kıyaslamayın. Allah muhafaza etsin, oradaki pişmanlığı kavrayabilmek mümkün değil. İnşaAllah Rabbim onu bize ne kavratır, ne de yaşatır.
“Müstakilen Var ve Muhtarım” iddiasıyla yaptıklarınız kavraması güç bir pişmanlığa dönüşüyor. DûniHİ algı içermeyen fiilleriniz ise en az on kat mükâfata dönüşüyor. Elbette dûniHi yaşantıda sevap olmaz. Allah’a küfredip de sevap kazanmak olmaz, kendimizi aldatmayalım. Sevapsayar Billâhi olunca çalışır. DûniHi algıda narsayar, Billâhi algıda nursayar çalışır. DûniHi iseniz nur sayacı çalışmaz, orada diğer sayaç devreye girer. Peki, iyi insan olarak yaptığımız işler ne olacak? Kişi dûniHi algıdaysa ve iyi işler yapıyorsa belki cehennemde rahat edebilir. Yani dûniHi idrakla cehennemde kişinin nispeten rahat bir yeri olabilir ama cennete gidemez.
Cennet şartı Billâhi olmaktır. Allah’a küfür halinde olana cennet haram kılınmıştır, bu yüzden dûniHi algıda sevap çalışmaz, o Billâhi algıyla birlikte çalışır. Günah ve sevap bu noktada şöyle tanımlanabilir: Neyi dûniHi yapmışsanız o günahtır, ahirette pişmanlık ve azaba dönüşecektir. Neyi dûniHi algıdan sıyrılarak yapmışsanız o sevaptır ve en az on katıyla sevaba dönüşecektir. Elbette bunları da ayetten öğreniyoruz: “Kim hasene ile gelirse ona onun on misli vardır. Kim de seyyie ile gelirse, ancak onun misli ile cezalandırılır. Onlar zulme uğratılmazlar.” (En’am-160)
Hasene ile gelmiş olanların (Billahi manada iman edenlerin) zulme uğratılmayacaklarını En’am Suresi 160’tan öğrendik. DuniHİ algıyla “Müstakilen Varım ve Muhtarım” diyen insanın akıbeti nasıl acaba?

Yazarın Diğer Yazıları