Yazılarımızı dikkatle takip eden okurlarımız bugün yeni bir yazı dizisine başladığımız fark edecekler. Kur’an’da bize verilen misaller üzerine tefekkür edeceğiz inşaAllah.
Kehf (54)’de Kur’an’ı ders yapanlar için her türlü misalin verildiği bildirilir. Ankebut (43)’te ise, Kur’an’ın misallerini ancak akıl sahiplerinin, yani Rum Suresi (30) gereği Kur’an’a haniyf yaklaşanların anlayabileceği vurgulanır. Kur’an bize bizim hayatın içinde olarak bildiğimiz şeylerle kıyas yapan misaller verir ki, bilmediklerimizi anlayabilelim ve öğrenebilelim. Kur’an misalleri incelendiğinde görülecektir ki, bütün misaller insanların Billahi anlamda imanı fark edebilmelerini amaçlamaktadır.
MÜNAFIKLIKLA İLGİLİ MİSALLER
Münafıklığın Perde Arkası’na ilişkin önemli ipuçları sunan misallerle başlayalım. Bunlar özellikle Bakara (15-20) ve Münafikun (4) ayetlerinde anlatılır.
Bakara (15-20): “Gerçekte, Allah onlarla (münafıklarla) alay ediyor da tuğyanları içerisinde basiretsizce kendilerini sürüklüyor. İşte bunlar hidayete karşılık dalaleti satın almışlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir. Onların (ibretlik) misali (karanlık gecede) bir ateş yakan kimsenin durumu gibidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda, Allah onların nurunu giderir ve karanlıklar içinde bırakır; (artık hiç bir şeyi) görmezler. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler. Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah inkârcıları tamamen kuşatmıştır. O şimşek neredeyse gözlerini (ve idraklarını) kapıverecek. (Şimşek) onlara her aydınlık verdiğinde, ışığında yürürler; üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar. Allah dilemiş olsaydı işitmelerini de, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”
Münafikun (4): “Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış keresteler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?”
Emniyetli bir ortamda, inkârcı olan rahatlıkla ve açıklıkla Allah’a ve Rasulü’ne inanmadığını söyleyebilir. Aynı şekilde, imanlı da Allah’a ve Rasulüne Billahi anlamdaki imanını rahatlıkla beyan edebilir. Ancak bir münafık ortaya çıkıp “Ben bir münafığım” demez; çünkü bir münafık, Kur’an’ın münafık için söylediği özellikleri kendisi için kabul etmez. Bir münafık kendisini ve davranışlarını doğru olarak görüyordur. Bu sebepten de Billahi anlamda iman edip salih amel işleyen ihlâslı kullar münafıklara kişiliksiz insanlar gibi görünür ve bu ihlâslı kullarla gizli veya fırsatını bulurlarsa açık olarak alay ederler. Münafık kendisini kişilikli ama ihlâslı kulu kişiliksiz görür, işte en önemli kıstas budur ve alaylı davranmayı, küçümsemeyi, gerekirse kandırmayı kendisinde hak görür. Bakara Suresi 9. ayet “Allah’a ve iman etmiş olanlara hile yarışına kalkışırlar, aldatmaya çalışırlar. Oysaki hileyi ancak kendilerine yapıyorlar da bunun şuurunda değiller” buyurarak bu durumu inananlara haber vermiştir. Nisa Suresi 145. ayette de Kur’an “Doğrusu münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar” uyarısıyla münafıkların işte bu ceza karşılığı olarak dünya hayatındaki tehlikeli karakterlerini de haber vermektedir.
“TUĞYAN” KELİMESİNİ İYİ ANLAMALIYIZ
İslam inanç dünyası içerisinde münafık olanlar istenmeyenler olup büyük bir sorundurlar. Bu yüzden davranışını uygun görmediğimiz inananları işin aslını bilmeden münafık ilan etmek doğru olmaz. Ayrıca münafık yapı çok özel bir insan karakteridir, bazı davranışlarımız münafıkların hallerini andırdı diye kendimizi de münafıklıkla suçlamak da doğru olmaz. İşte bu yanlışları da yapmayalım diye Rabbimizin verdiği misaller bize yol gösterici olur.
Bu ayetlerle verilen misallerin doğru anlaşılmasını sağlayacak anahtar kelime “Tuğyan”dır. Tuğyan yalnızca “azgınlık” diyerek veya benzer manada kelimelerle anlamlandırılırsa, misaller için yapılan yorumlar iyi insan ile kötü insan sınırları içerisinde kalır. Çünkü her farklı toplumsal veya dinsel kurala göre bir azgınlık tanımı vardır ve bu tanımların hiç birisini Kur’an dikkate almaz. İlahlık hissiyatı şemsiyesi altında ortaya konan her türlü davranış, ister iyi insan davranışı olsun, isterse kötü insan davranışı olsun Kur’an’a göre şirk kapsamındadır. Yani ilahlık hissiyatı kapsamında uslu duran insanla azgınlık yapan insan şirk açısından farklı değildir, ceza ve müdahale bakımından farklı olabilirler.
Tuğyan içerisinde olmak şöyledir: DuniHi algı ve zann’larının etkisiyle kişinin müstakilen varım ve muhtarım iddiasında bulunup, bu iddia gereği kendi adı namına söylediği “BEN” takdimine kazandırdığı zannî kişiliği ile Allah’a, Allah’ın işaretlerine, Allah’ın kullarına özellikle de haniyf kullara karşı hücum içeren davranış ve tavırlarda bulunmak, ortamı uygun olunca azgınlıklar yapmak, fırsatını bulabilirse özellikle haniyf kullara yaşama hakkı tanımamaktır. Tuğyan edenin en nefret ettiği haniyf kişiliktir. Tuğyan edene göre haniyf kişilik bir kişilik bozukluğu olup aslında kişiliksizliktir. Dolayısıyla tuğyan eden kendi adı namına söylediği “BEN” takdimini ilahlık hissiyatı ile yaşar ve kutsadığı zannî kişilik ile de haniyf hayat tarzını küçümser ve alaya alır, bu hayat tarzını dünya hayatı içerisinde komik bulur ve bu tür kişilere de güler.
Mutaffifin Suresi 29’da “Muhakkak ki, o şirk işleyenler iman edenlere gülerdi” ve Mutaffifin 34’de “Bugün (kıyamet günü) de iman edenler, o küffara gülüyorlar” diye bildiren Kur’an “son gülen iyi güler” uyarısıyla imanlıların, Tuğyan yapanların hesap günü düştükleri alaylı hallerine güleceklerini bildirmektedir.
Tanımladığımız Tuğyan hali bütün inkârcıların hayat tarzını oluşturur. İşte münafıkların daha tehlikeli oluşları tanımladığımız bu tuğyan halini “ben de inanıyorum” diyerek insanların arasında inanan gibi yaşayarak uyguluyor olmalarındandır. Bunlara “siz de haniyfler gibi iman etsenize” denildiğinde “Biz de o kişiliksiz insanlar gibi mi olalım (Bakara-13)” derler. Oysa Allah onlarla alay ediyor; yani onları alay edilecek halleriyle terk ediyor, kendi tanımladıkları zannî kişiliklerinin azgınlığı, taşkınlığı ve haddi aşan hayat tarzları içerisinde kendilerini de doğru yapıyor sanarak sürüklenmelerine müsaade ediyor. Çünkü bu tür kişiler Hakk ve Batıl arasında tercih yapmaları için kendilerine verilen Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisini Allah’tan uzak kalma yönünde kullanmışlardır. Allah da o kulları kendisinden uzak yapmıştır. Rasulullah (SAV) Efendimizin onlara sunduğu hidayet hayat tarzını dalalet hayat tarzı ile takas yapmışlardır. Böyle bir takasla münafıklar, gerçek hayat olan ahiret hayatı için kazançlı olmayacak bir ticaret yapmışlar, hüsrana uğrayanlar zümresine dâhil olmuşlardır.