Mustafa Yılmaz Dündar

Edep ya Hu -244- Hem Nuru Açan, Hem Nuru Saçan, Hem de Nur

Mustafa Yılmaz Dündar

Dünya hayatında kendilerini “doğruyu bilen ve yapan, kişilikleri yüksek insanlar” olarak lanse eden münafıkların iç dünyaları aslında nasıldır? İşte bu sorunun cevabını Rabbimiz inananlara Bakara Sûresi 17, 18, 19 ve 20. ayetlerde misal yoluyla haber vermektedir. Bu ayetlerdeki misalde “ateş” ve “ateş yakan” vardır. Misalin öncelikli kastında ateş, ışığıyla aydınlatmayı, karanlığın içerisine hapsettiği ve görülmesine müsaade etmediği gerçekte var olan şeylerin görülmesini ve anlaşılmasını sağlamaktadır. Konu Kur’an’ın mesajı olunca da durum şöyle olur: Görülmesi ve anlaşılması gereken HAKK bilgilerdir. Hakk’ın görülmesine müsaade etmeyen ise BATIL anlayışlardır. Hakk bilgiler Kur’an’ın nuru, aydınlığı iken batıl anlayış karanlıktır. Karanlığa sebep ise vehmin zulmetidir.
İlmullah’ta kulların varmış gibi görünebilmelerini sağlayan, ancak kullar arasında var hissini oluşturarak Birbirlerine Göre Var olmayı gerçekleştiren mekanizma Vehim Nuru’dur. Bu sayede kullar suret bulurlar ve yaşayacakları bir hayat sistemi oluştururlar. Vehim nuru ile oluşan Var Gibi görünebilme durumunu Vehim Zulmeti “Müstakilen VAR ve Muhtar” bir varlık iddiasına dönüştürerek vehim nimetinin suistimal ile kullanımını oluşturur. Yani vehim nuru ile gerçekleşen “var gibi görünebilme” durumu vehmin zulmeti ile “müstakilen var ve muhtar” bir varlık iddiasına dönüşüyor. İşte bu dönüştürme vehim nimetinin suistimal edilmesi demektir. Vehim nimetinin suistimal ile kullanımı vehmin zulmetini oluşturur ki misaldeki karanlık bu durumun misalidir.
Nimetlerin küfür amaçlı kullanılabildiklerini de Bakara-102, Nuh-22, Ta-Ha-96, İbrahim-28. ayetlerden öğrenebiliyoruz. Kişideki duniHi algı ve zannları o kişide vehim nurunu suistimal etmeye zemin hazırlar ve kişi vehmin zulmetine düşer. Vehmin zulmeti de duniHi algı ve zannlarını pekiştirir, sağlamlaştırır. İşte bu kısır döngü, yaşanılan bu batıl algının çok gerçek gibi algılanması hislerine sebep olur. Dolayısıyla kişi bu yaşadığı halin esas olduğuna çok kuvvetli inanır, hem de pek çok kuvvetli inanır. Bu inanışın yanlışlığını insani anlayışın fark edebilmesi ve ortadan kaldırabilmesi mümkün değildir. Ancak; Bakara-5 ve 257, En’am-125, 126, Zümer-22, 36 ve 37, Sebe-50, Kasas 56, Nahl-37, Yunus-99, 100, İnsan-31, En’am-39, Nur-21, Hadid-29, Yunus-35, Ra’d-27, Şura-13. ayetler bize öğretiyor ki; Allah’ın sunduğu hidayet mekanizmasına kalbini ve kulağını açan, duyan, gören, anlayan insan bu batıl formattan yani vehmin zulmetinden kurtulmayı önce tercih eder; sonra da kurtulmayı Rabbinden ister. Allah bu isteyenlerden istediğini kurtarır…
Bakara Sûresi 257. ayet “Allah iman edenlerin Velisidir. Onları zulmetten (vehmin zulmetinden, karanlıktan) nura çıkarır” buyurmaktadır. Ayrıca vehmin zulmetinden kurtulmak için Rabbimizden nasıl isteyeceğimizi öğreten bir duayı Rasulullah (SAV) Efendimiz inananlara bildirmektedir: Allahümme ahricniy min zulumatil vehmi ve ekrimniy bi nuril fehmi: Allahım, vehmin karanlığından beni çıkart ve nurunla bir anlayış ikram et. Misalde, bu vehmin zulmeti “karanlık” olarak, vehmin zulmetinin örttüğü, yok saydığı, görülmesini istemediği Hakk bilgileri açan, aydınlığa kavuşturan, isteyeni bu aydınlık hayata dâhil edecek yol olan İslam Nuru, Kur’an nuru, Risalet Nuru da “ateş” ile temsil edilmiştir. Bu mübarek ateşi yakan ise Rasulullah (SAV) Efendimizdir. Konunun derinliği açısından ise Efendimiz (SAV) hem ateşi yakan hem de ateştir. Yani hem nuru açan, hem nuru saçan, hem de Nur’dur. Ahzab Sûresi 46. ayette Rasulullah (SAV) Efendimiz için “Allah’ın izniyle bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik” buyrulmaktadır.
Rasulullah (SAV) Efendimiz’in yaktığı ateş sayesinde karanlık aydınlanmış, görülmesi gerekenler tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. İslam Nuru, Kur’an Nuru, Risalet Nuru meşalesiyle Hakk ve batıl tanımlanmış, Hakk ve batıl birbirinden ayrılmış hatta İsra-81. Ayet gereği (“De ki: Hakk geldi batıl silindi. Muhakkak ki batıl silinmeye çok mahkûmdur.”), Billahi anlamda iman edenler için Hakk batılı yok etmiştir.
Hakk bilginin esasını “Gerçek Var Olan Allah’tır” bilgisi oluşturur. Bu bilgiyle birlikte “müstakilen var ve muhtar” zannedişler boşa düşmüş, silinmiştir. Bu bilgi sebebiyle, diliyle ve kalbiyle Amentü Billahi diyen haniyf vasıflı inananlar bu bilginin şahitliğini yaşamışlar ve “kesinlikle şehadet ederiz ki Müstakilen VAR ve Muhtar olan ancak Allah’tır, başka Müstakilen VAR ve Muhtar YOKTUR. Yine kesinlikle şehadet ederiz ki Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz Allah’ın Kulu ve Rasulü’dür. Ayrıca “müstakilen varım ve muhtarım” iddiaları yalandır, iftiradır, batıldır, YOK hükmündedir” diyerek, bu idrakla yaşama gayretine girmişlerdir.
Amentü Billahi demiş inananlar bu manaları yaşayarak konuyu Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadet’i söyleyerek ifade etmişler, sonra da bu şehadete uygun fiiller ortaya koyarak “salih ameller olan bir hayat tarzı” oluşturmuşlardır. Ancak böyle inanmışlarla beraber yaşayan, ağızlarıyla Amentü Billahi dedikleri halde kalpleriyle “ben de müstakilen varım ve muhtarım ve bu durum benim kişiliğimi oluşturur” diyenler de bu inanışlarına göre bir hayat tarzı oluşturuyorlar. Onlar haniyfler gibi düşünmüyorlar, haniyfler gibi yaşamıyorlar… Allah’a teslim olmuş haniyf vasıflı inananlar için münafıkların “bunları dinleri aldatmıştır” dediklerini Enfal Sûresi 49. ayetten öğreniyoruz. Ve böyle düşünen münafıklar toplumun düzenini bozuyor, Efendimiz (SAV)’in açıklamalarıyla alay ediyorlardı. Bakara-8. ayette: “İnsanlardan bir kısmı Allah’a ve ahir güne iman ettik derler, mümin olmadıkları halde” denilerek bu konuda inananlar uyarılmıştır. Münafıkların hem “Allah’a inanıyoruz” deyip hem de Allah’la ve inananlarla sürekli bir didişme içerisinde oluşlarını Rabbimiz Bakara-10. ayette şöyle açıklamıştır:
“Onların (münafıkların) kalplerinde maraz (hastalık) vardır. Allah da onların hastalığını artırmıştır. Yalancılık etmeleri sebebiyle onlara eliym azap vardır.”

Yazarın Diğer Yazıları