Bir kişi eğer Billahi anlamda iman ediyor ve onun gereklerini yerine getiriyorsa kendisini içinde bulduğu ilahlık hissiyatından adım adım kurtulmaya başlamış demektir. Böylece kişi ilahlık hissiyatı kaynaklı ruh sıkıntılarından da sıyrılır, onları atar, geçer gider… Oysa inkârcılar ve münafıklar öyle yapmıyorlar; ilahlık hissiyatlarını o kadar sıkı tutuyorlar ki bırakın kurtulmayı, onu artıracak kapasite arayışındalar, hiçbir zaman ulaşamayacakları bir kapasitenin peşindeler. Lütfen dikkat edin; yaşanılan bütün zorluklar, hayat zorlukları denilenler, sıkıntılar ve ahirette cehennem ateşi işte bu yanlış uygulamadan kaynaklanıyor. İnkârcılar ve münafıklar ilahlık hissiyatlarını vermedikleri için cimrilerdir; o kadar cimrilerdir ki o hissiyatlarını sımsıkı tutarlar, ölürler yine de vermezler. Konumuz olan münafıkların böyle cimri olduklarını Tevbe Sûresi 67. ayetten öğrenmekteyiz. Bu cimrilikle sürdürdüğü anlamsız mücadelede münafığın hayatı karanlık, içi karamsar, ilerisi amaçsız ve hedefsizdir; ayrıca birçok şey de ona ölümü hatırlatmaktadır.
Müslümanların içerisinde yaşaması ve müslüman toplumun da ölümü sık hatırlaması ve hatırlatması münafık için büyük bir sıkıntıdır. Oysa Nisa Sûresi 78. ayette “nerede olursanız olun ölüm size ulaşır” ve Münafikun 11. ayette de “Allah eceli geldiğinde hiç kimseyi, ölümünü ertelemez” buyrulmaktadır. Ölüm korkusunun inkârcıdaki, münafıktaki ve inananlardaki sebepleri de açılımı da sonuçları da çok farklıdır… Bir inanan ölümü unutmamaya çalışır, hatta ölmüş gibi düşünerek kendisini ölüme hazırlama antrenmanları bile yapar. Ölüm ile aslında hesap gününü, o yaşantıyı düşünür, hesap gününden önce kendisini kendisi hesaba çekmeye gayret eder. Bütün bunlar inanan için kulluk görevlerindendir. Oysa inkârcılar ve münafıklar ölümü düşünmemeye, inananların tersine ölümü unutmaya, onu hatırlatacak şeylerden de kaçınmaya çalışırlar. Aslında yalnızca ölümü değil, o kadar çok şeyi ki…
Onlar kendilerini çok saygın ve gösterişli lanse edebilirler… Ama onların ruh halleri yukarıda anlattığımız şekildedir. Bunu bize Yaratanımız söylüyor. Mülk Suresi 14 diyor ki “Yaratan yarattığı kulu bilmez mi?” Yaratan böyle söylüyor: Rasulüm (SAV), onları böyle saygın ve gösterişli görme, onlar duvarlara dayalı kerestelerdir. Hayatları karanlık, içleri karamsar, yaşantılarının ilerisi amaçsız ve hedefsiz olması nedeniyle onlar o kadar çok şeyi unutmaya çalışırlar ki… Peki, nasıl unutacaklar? Unutturucular lazım! İşte o yüzden unutturucular onlar için çok önemlidir. Alkoldü, haptı, herhangi bir şeydi… Ama yeter ki unutturucu olsun. Unutması gerekiyor, her gün bir şeyleri biraz da olsa unutması lazım… O zaman da o unutturucular nelerse onu hayata dâhil etmek lazım. Ve bu unutturucu şey neyse onu zevkli bir şekle getirmeliler ki eğlenceli olsun. Böylece hem unutturucu kullanacak hem de eğlenecek. İşte böylece ölümü de düşünmemeye, unutmaya, ölümü hatırlatacak şeylerden kaçmaya çalışırlar. Bu yapıdaki yanınızda bulunsalar ve siz de kazara ölümden bahsetseniz, bir inanan olduğunuz için ölümü konuşmak, hatırlatmak, düşünmek isteseniz, bir müminin yaşantısında normal alışkanlık olduğu için ölümle ilgili kelimeler gündeme gelse, bir anda değiştiklerini, “bunu nereden çıkardın şimdi, öyle şeylerden bahsetme, geleceğimiz nokta bu muydu?” gibi tepkiler verdiklerini görürsünüz… Yani renkleri değişir ve tedirginliklerini hemen ortaya koyarlar. Ancak bütün bu gayretlere rağmen ne yaparlarsa yapsınlar ölümü ve korkusunu gündemlerinden çıkaramazlar.
Münafıklar müslümanlar arasında yaşamaları sebebiyle bazı İslami bilgilere sahiptirler. Böyle olduğu için onlar ayrıca bir başka zorluk daha yaşarlar: “Ya durum inananların dediği gibi olursa?” diye düşünmekten de kendilerini kurtaramazlar. Dolayısıyla inkârcı ve münafık için ölüm korkusu tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Psikolojik bir vakaya dönüşür ve çeşitli ruhi hastalıklara yol açar. Dünyada ölümü tanımlayamayan ve kendileri için hayat ve ölüm tam bir belirsizlik olan münafıklardır. Her türlü inanışta olanların bir ölüm yaklaşımı vardır. Hatta hiçbir inanışı bulunmayanlar bile doğru veya yanlış bir ölüm tanımı yaparlar, neticede de o ölümü beklerler. Bu konuda tanımsız olanlar münafıklardır. İşte bu tanımsızlık ölümü onlar için daha korkunç yapar…
Çizdiğimiz bu zor hayat tablosunu inkârcılar ve münafıklar bizim algıladığımız zorluk derecesinde algılayamazlar. Evet, hayattan ve kendi hayatlarından daima şikâyet ederler ama bu zorluklarla yaşanan hayat onların alışkanlığı haline gelmiş, rutinlerine dönüşmüştür. Bizim müminler olarak algıladığımız zorluk derecesini onların görebilmeleri için Hakk/batıl kıyası yapabilmeleri gerekir. Ancak onların kıyas imkânları mümkün olmadığından yaşadıkları zorluklar onların alışkanlıkları ve normalleridir artık. Leyl Sûresi 8, 9, 10 ve 11. ayetler gereği Allah inkârcılara ve münafıklara zoru kolaylaştırmıştır. İnkârcılar ve münafıklar kolayı hiç yaşamadıkları için bu konuda kıyas imkânları yoktur.
Oysa Leyl Sûresi 5, 6 ve 7. ayetler gereği Allah, Amentü Billahi demiş haniyf vasıflı inananlara kolayı kolaylaştırmıştır.
Lütfen dikkat edin, “zor” dediğimiz de “kolay” dediğimiz de birer hayat tarzıdır. Dolayısıyla, inkârcıları ve münafıkları açık eden şey onların konuşmalarını, heva ve heveslerini ve tüm fiillerini içerisine alan hayat tarzlarıdır…
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04