Mustafa Yılmaz Dündar

EDEP YA HU- MAŞAALLAH, LA KUVVET İLLA BİLLAH

Mustafa Yılmaz Dündar

Kehf Suresi 32-44 ayetleri tefekküre devam ediyoruz. Bu ayetlerde, duniHi algıyla yaşayan bir zengin kişi ile Billahi imanlı bir fakir kişi arasındaki konuşma bizlere misal gösterilmektedir. İlahlık hissiyatıyla yaşayan zengin kişinin duniHi algısının zannlarıyla söylediklerine karşılık yoksul kişi ona şöyle dedi: “Bağına girerken MaşaAllah! La Kuvvete İlla Billâh deseydin.” Böylece o zengin kişiye “ve la havle ve la kuvvete illa Billahil aliyyil aziym” gerçeğini hatırlattı. Ancak gerçek şudur ki duniHi algıda yaşayan ilahlar “ve la havle ve la kuvvete illa Billâh” diyemezler, diliyle söyleyen duniHi ilahlar varsa da manasını bilmedikleri içindir.
Lütfen açacağımız bu paranteze dikkat buyurun. Kula yapılan teşekkür ile Allah’a yapılan teşekkür (şükür) arasında çok önemli bir fark vardır. Kul, kendisine yapılan teşekkürün edebiyatından etkilenir ve memnun olur. Anadolu’nun bazı yörelerine yerleşmiş bir deyiş vardır. Kişi karşıdakinin yalan söylediğini bilir ama çok hoşuna gider de “senin yalanını yiyeyim” der. Biliyor yalan ama hoşuna gidiyor, o edebiyattan hoşlanıyor… İşte o tip cümlelerde kişinin ilahlık hissiyatı kutsanıyor, o tatmin oluyor ve coşuyor. Kul kendisine yapılan teşekkürün edebiyatından memnun olurken, Allah’a şükretmenin ise matematiği önemlidir. Matematiği doğru kurulmamış bir şükür Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaz. Bu yüzden Efendimiz (SAV) için ayetlerde “O bir şair değildir” denilmiştir. Bu, şiir ve şairler kınandığı için değildir. Efendimiz (SAV)’in ilahlık hissiyatını okşayan cümleler konuşmadığını ifade içindir. Şöyle düşünün, bir sınıfta bir matematik öğretmeni var, içerisinde çok önemli formüller olan çok kuvvetli de bir problem çözüyor, o problemin çözümünü anlatmaya çalışıyor, o anda birisi kalkıp ona “edebiyat öğretmenim!” dese ne yapar? “Hayır, ben matematik öğretmeniyim” der. İşte “Rasulullah (SAV) şair değildir” denirken kastedilen onun gibi bir şey. Ayet diyor ki: O sizin nefsinizi okşayacak, sizi gururlandıracak sözler dizen, bunun üzerinden yarış yapan birisi değildir. O size bir matematik sunuyor… Dolayısıyla, Allah’a yapılan teşekkürün (şükrün) edebiyatı değil matematiği önemlidir. Onun matematiği doğru kurulmuşsa Allah o şükür cümlesinden hoşnut olur, yoksa onun edebiyatından değil. Allah indinde, matematiği bulunmayan edebiyat cümlesinin bir değeri yoktur. Bu sebeple, ayette verilen Allah misalinde Rabbimiz biz kullarına “MaşaAllah! La kuvvete illa Billâh” tanımıyla, matematiği doğru bir şükür ifadesini de öğretmektedir. “MaşaAllah! La kuvvete illa Billâh” ifadesini ve halini hızla hayatımıza monte etmeliyiz. Çocuğumuzu severken, arabamıza binerken, evimize girerken… Allah’ın hangi nimetiyle karşı karşıyaysanız “MaşaAllah! La kuvvete illa Billâh” deyin. Yatağınıza gireceksiniz, uyuyacaksınız… Dünyada yatağı olmayan çok kişi var… Uyuyamayanlar var… Siz rahatça uyuyabilmeyi bedava zannetmeyin, o müthiş bir lütuftur. Bunları düşünün ve “MaşaAllah, la kuvvete illa Billâh“ deyin; yani korkun. Korkmak lazım, çok korkmak lazım… Dolayısıyla; ayetteki bu yoksul kişinin öğrettiği bir matematiktir: “Sen bahçene girerken keşke MaşaAllah, la kuvvete illa Billâh deseydin” önerisinde bir matematik var, bu ifadede bir matematik var…
Ayrıca yoksul kişi, bu zengin kişinin kastından ve şımarıklığından bir musibetin yaklaştığını, Allah’ın Sünnetullah’ı olarak hissetmiş ve bu konuda zengin kişiyi uyarmıştır. Yoksul kişinin zengin kişiye uyarıları, aslında o kişiye yoksul kişinin ağzından Allah’ın yaptığı uyarılardır.
Bu gelinen noktada vakanın analizini Kur’an ayetleriyle takip edelim.
Nahl-22’ye göre, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri inkâr edicidir. Biz bu ayetlerde geçen konuşmalardan tespit ettik ki zengin kişi ahirete iman etmeyen birisi. Bu sebeple Nahl-22 diyor ki; “ahirete iman etmeyenlerin kalpleri inkâr edicidir ve kendileri Müstekbirun’dur.”
Saffat-35’e göre, onlara La ilahe illallah denildiğinde yani “ilahlık hissiyatınızdan vazgeçin, gerçek VAR Allah’tır” önerisi yapıldığında onlar müstekbirun (ilahlık hissiyatlarına bürünerek) davranırlar.”
Yoksul kişi ona “La ilahe illallah” dedi, yani “sen Allah’ı inkâr mı ediyorsun?” dedi. Buna mukabil, o zengin kişi ne dedi? “Hiç merak etmeyin, varsa orada da ben kazanırım.” Böyle diyerek ilahlığına sığındı. İşte “sırt dönmek” budur. Ayetten öğreniyoruz ki, Efendimiz (SAV) inkârcı duniHi ilahlara “La ilahe illallah” dediğinde onlar bir müstekbirun olarak sırtlarını döndüler, yani kendi ilahlıklarına girerek, kendilerindeki ilahlık hissiyatlarına bürünerek Efendimiz (SAV)’e sırt çevirdiler.
Ta-Ha 14’e göre; “Gerçek “BEN” diyen ancak Allah’tır, “BEN” demenin sahibi O’dur.” Onlara işte bu hakikat söylenince, hatırlatılınca, öğretilince onlar “hayır” derler ve kendi adları namına “BEN” demekte ısrar ederler.
Bütün bunlar sebebiyle, Nahl-23’e göre, Allah işte böyle müstekbirun davrananları sevmez.
Yunus-24’e göre, kendilerinin ilahlık alanlarında kendilerini tam kudret sahibi sandıkları sırada onlara Allah’ın emri gelir. Onlar En’am Suresi 44’te belirtilen hali yaşarlarken, yani kendilerine verilenlerle ferahlayıp şımardıkları bir anda, gece veya gündüz, o inkârcı duniHi ilahlara ve ilahlık alanı mallarına Allah’ın emri gelir de malları sanki dün yerinde yokmuş gibi bir hal alır…
Böylece, o zengin kişiye Biiznillah bir musibet isabet etti, o kişinin dünyada hiç bir malı ve varlığı kalmadı. Dikkat edin, bir duniHi ilah olan zengin kişi, karşılaştığı bu musibetten ve başına gelenlerden sonra “keşke Rabbime hiç ortak koşmamış olsaydım” tespitinde bulunuyor.
Bu tespit iki önemli soruya sebep olmaktadır. Birincisi, bu zengin kişinin yaşadığı dönemde fiziksel putlar insanların gündeminde olmasına rağmen bu kişinin bir fiziksel putu yok. Böyle olduğu halde o kişi yanlışını fark edip “Ben Rabbime ortak koştum” dedi. Bunu söylerken Rabbine ortak olarak neyi kastetti acaba? Kendini! Zengin kişinin “ben Rabbime ortak koştum, keşke Rabbime hiç ortak koşmasaydım” derken “ortak” olarak kastettiği elbette kendisiydi, kendisinin ilahlık hissiyatıydı…

Yazarın Diğer Yazıları