Mustafa Yılmaz Dündar

SEN TANRI MISIN? – 103 –

Mustafa Yılmaz Dündar

YANLIŞ YOLDA OLAN BİRİSİ KENDİ YOLUNU NE KADAR İNANARAK ÖNERİR VE ALIR GÖTÜRÜR… ŞEYTAN DA KENDİNCE DOĞRU YOLA GÖTÜRÜYOR
SÜBHANEKE: Sübhan’sın. Bunu diyebilmek için Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nu kendinizde ortaya çıkarmalısınız. O zaman “Sübhansın” diye Kendini Hissetme Duygusu’na seslenebilirsiniz. Ancak o zaman, sendeki kayıtlara veya tüm ilmî suretlerdeki kayıtlara bakarak; “Ey Allahım, Seni bütün bu kayıtlardan soyutluyorum, bunlardan münezzehsin, bunların hiç birisi Sen değilsin, Seni bunlarla kayıt altına alamam; Sübhansın” diye seslenebilirsin. Ve o zaman oraya “ya HU, ya men HU” deyişin farklı olur, manalı olur. İdrakın cümlelerinde hissedilir, cümleler senin idrakını hissettirir…
“Derken şeytan, SEV’ATlarından ortaya çıkarmak için onlara vesvese verdi. Dedi ki: Rabbinizin şu şecere’den sizi nehyetmesi iki melek (iki melik) olmayasınız yahut ebedilerden olmayasınız diyedir.” (A’raf-20).
“Sev’atlarından ortaya çıkarmak için.” Bunun ne demek olduğu birazdan kendiliğinden manalanacaktır inşaAllah. Hazreti Âdem’e vesvese veriyor; Rabbinizin sizi şu şecere’den nehyetmesi, iki melek [meal iki melik diye açıklamış] veya ebedilerden olmayasınız diyedir. Verdiği fikir bu. VESVESE kendince fikir vermesidir. Kendince onlara bir fikir verdi. Kanaatimizce şeytan burada onlara iyilik yapıyor, kandırmıyor. “Kendi idrakına göre” doğruyu söylüyor. Burada farkında olmamız gereken bir nokta da şudur: Bu bir prosedürü anlatıştır, bir anlatım tarzıdır. Karşıdakinin yapısı zaten o ağaca yönelecek, yani Hz. Âdem kendi yapısına doğru, olması gereken hale doğru gidiyor. Ayette anlatılanlar, o hale doğru giderkenki anlatım tarzı içinde işin prosedürüdür. Hakikat şudur; Hz. Âdem’i haline hazırlıyor. Rabbinizin şu şecere’den sizi nehyetmesi, ‘şu şecereye yaklaşmayın’ demesi siz iki melek/iki melik olmayasınız yahut ebedilerden olmayasınız diyedir. Bu cümle şeytanın idrakına göre doğrudur. Şecereye yaklaşır ve onun kazandıracağı özellikleri alırsa o “ebedî” olur. İblis’e göre. Cehennemlikler ebedi değil mi, orada ebedi değiller mi? Ebedi/kalıcı ama orada. “Ebedi olursunuz” diyerek şeytan kendi idrakınca onlara fikir verdi, tavsiyede bulundu. Sonra da yemin etti. Kendince haklı, çünkü doğruyu öneriyor. Normal yaşantımızda da öyle değil mi? Yanlış yolda olan birisi kendi yolunu ne kadar inanarak önerir ve alır götürür… Şeytan da kendince doğru yola götürüyor, ona göre doğru odur.
ŞEYTAN KENDİNCE DOĞRU YAPARAK İNSANA ENGEL OLUYOR
“Onlara, kesinlikle size nasihat edicilerdenim diye kasem etti.” (A’raf-21)
“Ya AdemOğulları, hakikaten size SEV’ATınızı örtecek libas ve süs (ziynet) olarak giysi inzal ettik. Takva Libası elbette en hayrlısıdır. İşte bu Allah ayetlerindendir ki, belki düşünüp öğüt alırlar.” (A’raf-26)
“SEV’AT” ile ilgili çok kısa bir giriş yapalım, gerekirse sonra genişletiriz. Meal ve tefsirlerde sev’atı şöyle açıklanmış görmeniz mümkün: Cinsel yerlerinin belirmesi için onlara vesvese verdi. “Sev’atlarından gizli olanın açığa çıkması için vesvese verdi” ifadesi, özellikle cinsiyet ve cinselliğe bağlanır. Doğrudur, ancak bu doğruyu daha ileriye götürmemiz gerekiyor. Önce şunu görelim, ayetteki “Ya AdemOğulları” hitabına hepimiz dâhiliz. “Ya Âdem” demiyor. “Ya AdemOğulları, hakikaten size sev’atınızı örtecek libas ve süs (ziynet) olarak giysi inzal ettik. Buradaki İNZAL kelimesini de önemle tefekkür etmek gerekiyor. Bir de ayet bize “Takva Libası elbette en hayrlısıdır.” diyor, yani “TAKVA” bir libas olarak tanımlanıyor. Bu ilimle meşgul olup korunma çalışmalarıyla, bu yoldaki gayretlerle yani Takva ile edindiğiniz hal “libas; elbise” olarak tanımlanıyor. Eğer biz “Sev’at” kelimesinin manasına yalnızca “cinsellik ve cinsel yerlerinin belirmesi” diye bakarsak, onu örten takva elbisesini nasıl tarif ederiz? Oysa ayette buyruluyor ki: “İndirdiğimiz libaslar içerisinde sizin için en hayrlısı Takva Libası’dır. Yani onu takva ile örtüp yok edebilirsiniz.” Burayı doğru anlamak için SEV’ATtan çıkan şeyi “Muhtariyeti Tercih Gücü” olarak düşünelim. Böyle görürseniz onu takvayla örtebilirsiniz. Zaten “Muhtariyeti Tercih Gücü”dür ki, bedende size “ben şuyum”u getirir. Dolayısıyla, gizli kalan cinsiyet haliniz zaten Muhtariyeti Tercih Gücü sonucu doğal olarak belirir. O da, başkaları da Muhtariyeti Tercih Gücü ile belirir. Yalnız cinsellik değil ki, Muhtariyeti Tercih Gücü’ne ait neler varsa hepsi. Onların hepsini tetikleyen, sizde gizli duran Muhtariyeti Tercih Gücü’dür. O şecereyle birlikte insanda açığa çıkan bu güçtür; o olayla birlikte Muhtariyeti Tercih Gücü açığa çıkıyor.
“Nihayet Şeytan O’na vesvese verip; ‘ya Âdem, sana Ebedilik Şeceresi’ni ve eskiyip yok olmaz Mülk’ü delalet edeyim mi?’ dedi.” (Taha-120)
Aslında şeytan kendince doğruyu söyledi. Kişi tasavvuf çalışmalarıyla sahip olduklarını (sahip olduğunu zannettiklerini) yok etmeye çalışıyor ama şeytan ne diyor? Sana eskiyip yok olmaz Mülk’ü delalet edeyim mi? Sana Ebedilik Şeceresi’ni ve eskiyip yok olmaz Mülk’ü delalet edeyim mi? Böyle fikir veriyor: Sana ‘var’ olan halinin ‘yok’ olmamasını, onun yolunu göstereyim mi? Var olan halinin yok olmamasını (ebedi öyle kalmayı) istiyorsan sen de o fikre uy. “Allah’ı örter mi, perde olur mu?” diye düşünme. Çünkü var olan halinin öylece kalmasını istiyorsun. Günlük yaşantıda, dünyada öyleleri yok mu? Siz ona bir öneride bulunursunuz ama o “var olan sabit kalsın” istediği için sizi dinlemez ve bildiği gibi, alıştığı gibi, herkesin beğendiği gibi yaşar… Mesela bir hanımefendiye tesettürü hatırlatırsınız, “ben örtü gibi şeylerle meşgul değilim” der. Yani “mülkü sabit kalsın” istiyor. Böyle yaşayanlar yok mu, bu yüzden çok zor ölenler yok mu? Şeytan da böyle bir fikir veriyor; ebedilerden olun, mülkünüz sabit kalsın. Tekrar hatırlatalım ki, bu anlatımlar İnsan-29 diliyledir. İnsan-30 diliyle, “ve ma teşaune illa en yeşeAllahu” gerçeğiyle cümlede bu fiilleri kullanamazsınız. “Şeytan şöyle yaptı, Âdem şunu yaptı, Âdemoğulları şunu yapsın” diye kullanamazsınız. O zaman, o bakış ve o idrak gereği işe “Allah’ın dilemesi, Allah’ın fiilleri” ile bakarsınız. O başka bir anlatımdır ve oradan çıkacak şey idraktır, o anlatımdan bir öğüt çıkaramayız. Kader bahsinde söylediğimiz kural hep geçerlidir: İnsan-30 idrakını kaybetmeden İnsan-29 yaşantısı gerekir. İnsan-29 diliyle anlatım yaparken İnsan-30’dan uzak kalan batıla düşer. İnsan-30 idrakının cazibesine kapılır da İnsan-29’’un amellerini yapmayan da batıla düşer.
MUHTARİYETİ TERCİH GÜCÜ’NÜN ÖNEMİNİ, BİZE İKRAM EDİLMİŞ NASIL BİR LÜTUF OLDUĞUNU FARK EDELİM LÜTFEN
Şimdi olayı geldiğimiz noktadan daha ileriye taşıyoruz. Çeşitli tasavvuf açıklamalarında rastladığınız önemli ve ilginç iki noktaya bakacağız, böylece konumuz daha iyi anlaşılabilecek inşaAllah. Lütfen dikkat buyurun. Okuyacağımız ayet bize hem İblis’i anlatıyor, hem de öyle olanları anlatıyor…
“Onları Semavat ve Arz’ın yaratılmasına da kendi yaratılmalarına da şahit tutmadım. Mudıll olanları yardımcı edinmiş değilim.” (Kehf-51)
Anlıyoruz ki, şeytanlıkla görevli cinlerde böyle bir bilgi ve şahitlik yoktur. Onlar örtücüdür, Mudill’dir; Hâdî yani hidayet ehli değiller. Onlarda hidayet yok, hidayetin hiç eseri yok ve böyle kalacaklar. Çünkü onlarda “Tercih Gücü” yok, var olan sadece “Muhtariyet Gücü”. Muhtariyeti Tercih Gücü’nün önemini, bize ikram edilmiş nasıl bir lütuf olduğunu fark edelim lütfen. İnsan-30 gereği hüküm bu; onlar böyle yaratılmışlar. “Hazreti Âdem, Hazreti Musa’ya ilmiyle galebe çaldı” hadisini hatırlarsanız, onun da ana fikri budur; böyle yaratılmış olmaktır. Kıyamet’te ondan şikâyetçi olduğunda cin de sana gelip “Rabbim beni böyle yarattı” der ve sana ilmiyle galebe çalar. Eğer ona “beni niye saptırdın, şaşırttın” diye hücum edersen sana İnsan-30 gereği cevabını verir. Şimdi bu idrakla veremez. Çünkü o şimdi Mudill, şimdi idrakı kapalı… Ayetteki şu çok önemli bilgiye dikkat edin: “Onları Semavat ve Arz’ın yaratılmasına da kendi yaratılmalarına da şahid tutmadım.” Yapılarında, formatlarında, idraklarında öyle bir bilgi yok. Kapalı. Açılmaz da. Peki, Âdemoğlu nasıl?

Yazarın Diğer Yazıları