ŞEYTAN’DAN ŞİKAYETÇİ OLAMAZSINIZ
Ayetlerden anlıyoruz ki şeytanlıkla görevli cinlerde hidayetle ilgili bir bilgi yok, yaratılışlarıyla ilgili bir bilgi ve şahitlikleri yok. Bu yüzden onlar örtücüdür, Mudill’dir, hidayet ehli değildirler. Çünkü onlarda “Tercih Gücü” yok, var olan sadece “Muhtariyet Gücü”. İnsan-30 gereği hüküm bu; onlar böyle yaratılmışlar. “Hazreti Âdem ile Hazreti Musa aleyhisselamın hadiste geçen tartışmalarını ve Hz. Âdem’in Hz Musa’ya ilmiyle galip geldiğini hatırlarsınız. Aralarındaki o konuşmanın da ana fikri budur; böyle yaratılmış olmaktır. Siz de Kıyamet günü şeytandan şikâyetçi olduğunuzda o cin, o şeytan da “Rabbim beni böyle yarattı” der ve size ilmiyle galebe çalar. Eğer ona “beni niye saptırdın, şaşırttın” diye hücum ederseniz size İnsan-30 ayeti kapsamında cevabını verir. Ama şimdi bu idrakıyla veremez. Çünkü o şimdi (görevi gereği) Mudill, şimdi idrakı kapalı… Ayetteki şu çok önemli bilgiye dikkat edin: “Onları (cinleri, şeytanlıkla görevli olanları) Semavat ve Arz’ın yaratılmasına da kendi yaratılmalarına da şahid tutmadım.” Yapılarında, formatlarında, idraklarında öyle bir bilgi yok. Kapalı. Açılmaz da. Peki, Âdemoğlu nasıl?
“Rabbin Âdemoğullarından onların bellerinden zürriyetlerini ahzedip onları kendi enfüslerine işhad ederek (nefslerine şahidlendirerek) ‘Elestü BiRabbiküm; Ben değil miyim Rabbiniz?’ (dediğinde) onlar ‘KALU BELA şehidna: Evet, Bilfiil şahidiz’ dediler. Kıyamet Günü ‘biz bundan gafildik’ demeyesiniz diye.” (A’raf-172)
Âdemoğullarına şahidlik var. Yaratılma (İlmî suretlerin oluş, akış) prosedürü içerisinde şahidlik var: Elestü Bi Rabbiküm; Ben değil miyim Rabbiniz? “Kalu “Bela, şehidna; evet, bilfiil şahidiz” dediler. Bu tarz da anlatım sadedindedir. Ayetten anlaşılması gereken, işin akışında bu bilginin o yapıda varlığıdır. Ahsen-i Takviym yapıda bu hakikatler vardır, bu ayet onun delilidir. Secde etmeyende bu bilgi var mıdır? O secde etmeyen kimdir, onu tanımak gerekiyor. Çünkü o SECDE ETMEYEN hala seninle beraber. Eğer onun yapısını, özelliklerini iyi tanımazsan sendeki secde etmeyeni nasıl bileceksin, sendeki onunla nasıl mücadele edeceksin, sendeki onu nasıl yok edeceksin? “Kalu; “bela şehidna; bilfiil şahidiz” ayetinden şimdilik çıkaracağımız ana fikir şudur: Hz. Âdem aleyhisselam’ın cennetten fikir alarak çıkmasına neden olan yapı (şeytan) Semavat ve Arz’ın yaratılmasına ve kendi yaratılışına ait bilgiye şahid değildir. Ademoğlu ise şahiddir. Çok dikkat edin lütfen, bir bilgiyi bilmek ayrı, şahid olmak ayrıdır. Şahid olmak çok önemli bir farktır, şahitlik o konuda İKAN sağlar. İnsan şahid olduğu için bu yolda “ikan” imkânı vardır. Bu yolda ilerleyene ikan yolu tüm şahid oldukları için açıktır. Bu yüzden Kelime-i Şehadetimiz var. O şehadetler hep şahidlikle ilgilidir.
BU ŞAHİTLİK NİYE?
“Kalu; ‘bela şehidna; bilfiil şahidiz’ dediler.” Bu şahitlik niye? Kıyamet Günü biz bundan gafildik demeyesiniz diye. Kıyamet Günü’ne bu bilgiyle gideceksin, “bundan gafildik” demeyesin diye. Bir de: “Ve bir de: ‘Daha önce atalarımız yalnızca müşrik olarak yaşarlardı; biz de onlardan sonra bir zürriyetiz; batıl işleyenler yüzünden bizi helak mi edeceksin?’ (demeyesiniz) diye.” (A’raf-173)
Anlamak için lütfen gayret edin. Yoruyor ama gayret edin inşaAllah.
“And olsun sizi ilk defa yarattığımız (durumdaki) gibi FERDler olarak Biz’e geldiniz. Size verdiğimiz (hayaline daldırdığımız) şeyleri sırtlarınızın arka tarafında (geride) bıraktınız. Ortaklar sandığınız şefaatçılarınızı sizinle beraber görmüyoruz. Andolsun ki, aranızdaki bağlar kesilmiş ve (var zannediyor olduğunuz şeyler) sizden kaybolup gitmiştir.” (En’am-94)
Meallere bazen parantez içi açıklamalar konuyor, bu ayette de “sizi ilk defa yarattığımız gibi” ifadesini açıklamak için “beşeri özelliklerden, dünyevi nispetlerden soyutlanarak” parantezi açılmış mealler karşınıza çıkabilir. Yani; bunlardan soyutlanırsanız ilk yarattığımız gibi bir haliniz olur. Bu gerçeği kolay anlamamız için öyle bir açıklama yapılmış: Beşeri özelliklerden, dünyevi nisbetlerden soyutlanarak… Ayetin mealini bir de şu idrakla okuyun: “Andolsun sizi ilk defa yarattığımız gibi FERDler olarak biz’e geldiniz. Size verdiğimiz (hayaline daldırdığımız şeyleri) sırtlarınızın arka tarafında bıraktınız. “Verilen ne acaba?” lütfen düşününüz. “Allah ortakları sanıp şefaatçi edindiklerinizi sizinle beraber görmüyoruz.” O hayale dalıp onu öyle gerçek sandın ki, Allah’ı bıraktın. Allah Yokmuş Gibi, hayalindekilere sarıldın, ama şimdi onları seninle beraber görmüyoruz. Aranızdaki bağ kopmuş, var sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiş.
“ARANIZDAKİ BAĞ KOPMUŞ” İFADESİ İLMÎ SURET’TE BULUNAN MUHTARİYETİ TERCİH GÜCÜ’NÜN KALKIŞI İFADE EDİYOR
İlmî suretin “kendini bil” emrinden önceki hali FERD HALİ’dir. Ona “kendini bil” dendiğinde İlmî suret kendini oluşturan şartlarla kayıtlı olarak kendisini bildi. Ve bu emirle birlikte bir hayale daldı, Vehim Nuru sayesinde bir şeyi “var” sandı. Aslında yalnızca zann’a daldı. Elimdeki şu kalem bir İlmî suret olsun. Bu halk edildi, sonra ona “kendini bil” dendi. Artık bu kalem rengi, boyu, özellikleri, işlevleri ve karakteri çerçevesinde “ben buyum” der. Hiçbir şey değişmediği halde takdimi değişir. Kalem aynı kalem… Yeni tek şey onun sanışı, zannı, hayali… Kalem’e tek eklenen bu hayal, bu zann. En’am-94’te “size verip hayaline daldırdığımız şeyleri arkanıza bıraktınız” denilen budur. Bu ayette dikkat etmemiz gereken bir şey de şudur: “Andolsun ki aranızdaki bağ kopmuştur.” Bir bağ var ve o kopmuş. Bu bağ nedir? Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu dünyaya, yeryüzüne geldiğinde, yeryüzüyle beraber beliren bir şey var; Muhtariyeti Tercih Gücü. İşte kopan bu Muhtariyeti Tercih Gücü’dür, bu bağ kopmuştur. Bu mana üzerinden bakarsanız işin tam özünü yakalarsınız, görürsünüz. BAĞ ifadesi “dünyevi bağlar, dünyevi şeyler” demek değildir. “Aranızdaki bağ kopmuş” ifadesi İlmî suret’te bulunan Muhtariyeti Tercih Gücü’nün kalkışı ifade ediyor. İlmî suretin var olduğunu sandığı o bağın koptuğunu gördüğü hal anlatılıyor. Bağ’lanılan şey Muhtariyeti Tercih Gücü’dür. İdrakı ve konuyu ilerletiyoruz inşaAllah:
CENNETTE ACIKMA YOK Kİ YEME OLSUN. DÜNYADAKİ GİBİ BİR YEME DÜŞÜNENLER MASAL ÜRETİRLER
“Ve dedik ki: ‘Ya Âdem, sen ve eş’in cenneti mesken edinin. İkiniz de oradan dilediğiniz kadar yiyin. Fakat şu şecereye yaklaşmayın. (Yaklaşırsanız) zalimlerden olursunuz.” (Bakara-35)
“Yeme” işini dünyadaki gibi sanmayın, o zaman hristiyanlardaki gibi anlatımlar çıkar. Buradaki “yeme”nin nasıl bir şey olduğu başka bir ayette geleceği için manayı şimdi genişletmiyoruz. Bu ayette, özellikle dikkatimizi çekmesi gereken şey şudur: O Şecere’ye yaklaşırsan zalimlerden olursun. O şecereye yaklaşan zalim olur. Allah, “zalim olursun” buyuruyor, iblis ise “o şecere’ye yaklaşırsan Melik ve Ebedi/Kalıcı olursun” fikrini veriyor…
“Ya Âdem, sen ve eş’in cenneti mesken edinin. İkiniz istediğiniz yerden yiyin. Ancak şu şecereye yaklaşmayın, zalimlerden olursunuz” (A’raf-19). Aynı uyarı: Yaklaşırsanız zalimlerden olursunuz.
“Dedik ki: “Ya Âdem, muhakkak ki şu İblis senin ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra şakiy olursunuz” (TaHa-117). Cennetten çıkan ne oluyor? Açıkladı: Cennetten çıkarsan ŞAKİ olursun, Zalim olursun. Cennetten çıkan Şaki ve Zalim olur.
“Oysa senin için cennette ne acıkma var, ne de çıplak kalma.” (TaHa-118) Acıkmadığına göre dünyadaki gibi bir yeme ve acıkma düşünemezsin. Dünyadaki gibi bir yeme düşünenler masal üretirler. Ayet var. İşte ayette tanımlanmış; cennette senin için ne acıkma var, ne de çıplak kalma. Kişi ne zaman çıplak kalıyor? SEV’ATı belirince. O zaman çıplak kalacak.
“Ve sen onda ne susayacak, ne de güneşten yanacaksın.” (TaHa-119) Susamak olmadığına göre cennetteki içmeler nasıl anlaşılmalıdır? Cennete ait içme anlatımları demek ki, bildiğimiz gibi düşünülemez, tarif edilemez. “Orada ne susarsın ne de güneşten yanarsın” ayetine dikkat edin, iyi anlayın; “dünyada güneşten yanacaksın” deniyor. Bu, “öyleyse gölgede dururum” gibi düşünülecek bir şey değildir. GÜNEŞİN YAKMASI nedir? Güneş tanrısal yapını yöneterek seni yakar. Güneş senin tanrını motive eder, onu coşturur. Güneşin Yakması’nı böyle düşünün lütfen. Olaya tanrısal bakarak astrolojik açıklamalar yapanlar “güneş egoyu güçlendirir” gibi cümleler ediyorlar. O cümlelerdeki ego yerine “tanrı”yı koyunca gerçek mana ortaya çıkar. EGO/BENLİK yerine tanrı deyin: Egosu güçlü; tanrısı güçlü. Güneşin yaptığı şey bu! Ayet; “buradan çıkarsan sende oluşacak yeni yapıyı güneş motive eder, coşturur” diyor. Onun yönetimini güneş alacak. Bu yüzden ayetlerde “gece size bir istirahat (dinlenme, sükûn) olarak verildi” ifadelerine rastlarız. Hele güneşin el ense çekmesinden bir kurtul, Haşyetullah’ı bir anlamaya çalış, güneş seni kündeye getirmeden geceden yararlan. Gece iyi de gündüz nasıl korunacağız? Salâtlarla. Nisa-103 çok açık söylüyor: “Salât mü’minlere vakitlerle farz kılındı.” O size vakitler olarak farz kılındı, o vakitlerde korunun. Tam Davet bizi korunmaya çağırıyor: Hayye-Alel-FELAH: Haydi, güneşin etkisinden korunun. Cennette olsan o seni yakmaz. Gel korun, güneş seni yakmasın…
“İkisi de o şecere’den yediler, Sev’atları kendilerine zahir oldu da cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Ve Âdem Rabbine asi oldu da saptı (şaştı; yaşantısı bozuldu).” (TaHa-121)
Neticede ondan yediler. Oysa uyarılmışlardı: Yerseniz zalim ve şaki olursunuz. Yediler ve oldu. Ve Âdem şaştı. Asi oldu, saptı. Yaşantısı bozuldu…
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04