Mustafa Yılmaz Dündar

SEN TANRI MISIN? – 105 –

Mustafa Yılmaz Dündar

DÜNYALI OLAN İNSANDA NEFSİN VASFI DEĞİŞİR VE O NEFSİN ŞERRİNE REDDEDİLİR
Yeryüzüne inmesi dilenen insanı, arz kavramını, Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nu, Muhtariyeti Tercih Gücü’nü önceki paylaşımlarda detaylıca ve ayetlerle gördük.
“Yeryüzüne inmesi dilenen insanda dünya yaşantısının gereği olarak Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu, Muhtariyeti Tercih Gücü ile belirdi. Böylece; dünyalı olan insanda NEFS NEFSİN ŞERRİ’ne, VEHİM de VEHMİN ZULMETİ’ne reddedildi.”
Lütfen çok dikkat buyurun; insan artık DÜNYALI’dır. Dünyalı olan insanda nefsin vasfı değişir ve o nefsin şerrine reddedilir. Reddedildi. Artık nefsin şerri var. “Şu şecereye yaklaşırsan zalim olursun, şakiy olursun” diye görmüştük, işte o oldu. “Nefs” neydi, “her nefs” derken kast edilen neydi? NEFS; İlmî suretin özellikleri ile kayıtlanan Kendini Hissetme Duygusu’dur. Cennetten çıkınca bu Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nun kaydına yeni bir kayıt daha ekleniyor. “Zalim ve şakiy olursun” dendi ve kaydına yeni bir ek geldi; zalim oldu, şaki oldu. Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu bu halden önce, yani İlmî suret yeryüzüne inmeden önce AHSENE TAKVİYM idi. Şimdi ona bir başka kayıt daha geldi. Şecere’ye yaklaşmakla sembolize edilen o kayıtla birlikte o zalimlerden oldu, şakiy oldu, yaşantısı bozuldu. Nefs kaydına gelen o yeni kayıtla Nefs, Nefsin Şerri haline geldi. NEFSİN ŞERRİ’ni tanıdınız mı? Nefsi ve Nefsin Şerri’ni ayırt etmek şimdi mümkün mü? İlmî sûretin daha önce NEFS diye tarif ettiğimiz kaydı dünyaya gelmesiyle birlikte NEFSİN ŞERRİ’ne reddedildi. Vehim dediğimiz şey şimdi Vehmin Zulmeti’ne reddedildi. Bunu Tiyn Suresi’nden anlıyoruz: “Esfele Safiliyn’e reddedildi.”
DEMEK Kİ, DÜNYAYA GELEN İNSAN ŞAKİ (ŞAKIY) FORMDA GELİYOR
Esfele Safiliyn yapının iki temel özelliği var: O Nefsin Şerri’dir, Vehmin Zulmeti’dir. Demek ki, dünyaya gelen insan şaki (şakıy) formda geliyor. Dikkat edin, “o şaki’dir, cehennemliktir” demedik, “şaki (cehennemlik) formda” dedik. Dünyaya Geliş Formu’nun bu olduğunu ayetlerle gördük. Âdem şecereye yaklaştı Asi oldu: Yani “A” Takdim Formu “BEN” haline geldi, Asi “BEN” oldu. Nereden gelip de “A” oldu? “B”den. O halden geldi Asi oldu, yaşantısı bozuldu. İşte yeni bir kayıt size. Bu yeni kayıt var olan kayda eklenince o var olanı kirletti, var olan elbisenin/kaydın üzerine necis bir örtü örttü. Demek ki, kulun dünyalık elbisesi necis. Yeni kayıtla o, o hale reddedildi: “Dünyalı insan kendisini bu yeni halin içinde buldu ve benimsedi.”
Dünyaya gelenler böyle başlıyorlar. İlmî suret, dünyaya bu anlattıklarımızı ve daha önce şahid olduklarını bilerek başlamıyor, kendisini bu Şaki Form’un içinde buluyor, o hali benimsiyor, “ben buyum” diyor, bu yeni durumu “BEN” diyerek takdim ediyor, kendisini anlatırken “BEN” diyor. Dünya hayatı başlarken nefsinin kirlenmiş, şerli, suistimal edilmiş halini “BEN” diye takdim ediyor. Suistimal edilen nedir, insan neyi suistimal etti? Allah’ın ‘yaklaşmayın’ Emri’ni suistimal etti. Suistimal ettiği (şeytana uymuş) halini) de “BEN” diyerek takdim etti.
CENNETLİK HALİ TAM TARİF EDEMEYEBİLİRİZ, AMA CEHENNEMLİK HALİ AÇIK, NET, SOMUT TARİF EDİYORUZ
Bu nefsin şerri ve vehmin zulmeti hâkimiyeti Nefse Zulüm Yaşantısı’na sebebiyet verdiği için dünya yaşantısı nefsin şerri ve vehmin zulmetiyle başlamış oldu. NEFSE ZULÜM nefsin şerrinin vehmin zulmeti çerçevesinde yaşamasının ismi oldu. Ve “La ilâhe illa ente Subhaneke inniy küntü minez zalimiyn” yaşantısı başladı. Bu sesleniş size yabancı gelmiyor, değil mi? Nefse zulüm halini fark eden nefsin bu haykırışını, bu yakarışını biliyoruz değil mi? “La ilâhe illa ente Subhaneke inniy küntü minez zalimiyn.”
“Ya Âdemoğulları, şeytan ebeveynlerinizi, sev’atlarını kendilerine göstermek için libaslarını onlardan soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de fitneye düşürmesin. Çünkü o ve onun kabilesi sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları iman etmeyenler için evliya kıldık.” (A’raf-27)
Günümüze bir öğüt var. A’raf-27 bize, “sakın Hz. Âdem’le anlatılan hale düşmeyin” diyor, öğüt almamız için bize prosedürü anlatıyor: O sizi de cehennemlik hale getirmesin. Biz bu yüzden, “şu hal tanrılıktır, cehennemliktir” diye hep onu anlatıyoruz. Cennetlik hali tam tarif edemeyebiliriz, ama cehennemlik hali açık, net, somut tarif ediyoruz. Dolayısıyla, tarif ettiğimiz cehennemlik halden kurtulmak bizim için en öncelikli çalışma olmalıdır.
ALLAH YOKMUŞ GİBİ YAŞAYAN
“Rabbi dedi ki: “İkiniz cemian inin aşağı oradan. Birbirinize düşman (perde, zıt)sınız. Benden size bir huda (rehber, hidayet) geldiğinde kim benim hudama tabi oldu ise işte o sapmaz ve şakiy olmaz.” (TaHa-123)
Lütfen çok dikkat edelim. “Şu şecereye yaklaşırsan şakiy olursun” dedi. Yaklaştılar, şaki oldular, yaşantıları bozuldu. Nasıl kurtulacaklar? İyi insan olarak mı? Hayır, o da iyi davranan bir Esfele Safiliyn’dir. Nasıl kurtulacağımızı Rabbimiz söylüyor: Benden size bir hüda (rehber, bir hidayet) geldiğinde ona tabi olan sapmaz ve şaki olmaz, ancak o dünyaya geldiği formattan kurtulur.
“Kim zikrimden yüz çevirirse muhakkak ki; onun için dar bir maişet (güç bir hayat vardır) ve onu Kıyamet Günü a’ma olarak haşrederiz.” (TaHa-124)
“Zikrimden yüz çevirmek” nedir? Amele dönüştürmek için buna bir bakalım: Kim sanki Ben yokmuşum gibi, VahidülEhadüsSamed değilmişim gibi yaşarsa zikrimden yüz çevirmiştir. Allah yokmuş gibi veya O VahidulEhadusSamed değilmiş gibi yaşamak; zikirden yüz çevirmenin en temel manası budur. Allah Yokmuş Gibi yaşayan zikirden yüz çevirmiştir.
“Dedik: Oradan topluca (hepiniz) inin. Artık Ben’den size bir HÜDA (hidayet edici, rehber, Kitab) gelir de kim HÜDA’ma tabi olursa, onlara korku yoktur, mahzun da olmazlar.” (Bakara-38)
“Küfr edip ayetlerimizi yalanlayanlar Nar Ashabı’dır. Onlar onda ebedi/kalıcılardır.” (Bakara-39)
Onlar Ashab-ı Nâr’dır: Kimlik belirlendi. Küfredenler, hüdayı gördüğü halde küfre devam edenler, yaşantılarına küfür haliyle devam edenler ayetlerimizi yalanlayanlardır, onlar Ashab-ı Nâr’dır.
“İblise buyurdu: Çık oradan, aşağılanmış ve tard edilmiş olarak. And olsun ki, onlardan kim sana tabi olursa elbette cehennemi tamamen sizden dolduracağım.” (A’raf-18) Ayet günümüze bir öğüttür ve doğrudan bizedir.
“Ve Âdem Rabbinden bir takım kelimeler telakki etti de bunun üzerine O da tövbesini kabul etti. Gerçek ki, O Tevvab’ur Rahiym’dir.” (Bakara-37)
“ALLAH NE DEMEK, KUL NE DEMEK” İYİ İDRAK EDERSENİZ BU İŞ DÜZGÜN OLUR
Hayat akışı bir anlatım tarzı içerisinde sunuluyor: Âdem şecere’ye yaklaştı, yeryüzüne indi, Halifeliği başlattı. Yaşantısı bozuldu, şaştı da kaldı. Şâki oldu, zalim oldu. Şimdi bu hale bir çare sunuluyor: Âdem Rabbinden bir takım kelimeler telakki etti de tövbesi kabul edildi. Çünkü O Tevvab’ur Rahıym’dir. O kelimeleri telakki edişle (öğrenişle) birlikte Âdem ve onun gibi olanlar ne dediler? “Rabbimiz zulmettik nefsimize. Eğer bizi mağfiret etmezsen ve rahmet etmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz: Rabbena zalemna enfüsena ve inlem tağfirlena ve terhamna le nekunenne minel hasiriyn.” (A’raf-23)
Bu ayet Hz. Âdem’in Tövbesi olarak, günlük virdimiz olan kabul olmuş bir tövbedir. Bu öğüt aynı yaşantıda olan bizler için de geçerlidir, bu tövbe bizim için de çok önemli bir hediyedir.
“Sonra Rabbi onu ictiba etti (seçti, arındırdı) ve tövbesini (dönüşünü, Rabbine yönelişini) gerçekleştirdi ve Zatına hidayet etti.” (TaHa-122)
“Ve ZünNun’u (Balık Sahibi’ni, Yunus’u) da zikret. Gadaplanarak gitmiş, kendini sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet zulumatlar içinde “La ilahe illa ENTE subhaneKE, inniy küntü minez zalimiyn” diyerek nida etti.” (Enbiya-87)
Hayata başlanan hali ve gerçeği fark etmekle birlikte “La ilahe illa ENTE SübhaneKE, inniy küntü minez zalimiyn yaşantısı” başlar. Hz. Yunus (AS) kendi rasullük süreci ve yaşantısı içinde tesbit ettiği bu gerçeği tövbe olarak haykırıyor: La ilahe illa ente sühaneke, inniy küntü minez zalimiyn.
Başladığımız noktayı özetlersek: Kendini Hissetme Duygusu ve Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nu, ikisinin farkını bilirseniz, yani “Allah ne demek, Kul ne demek” iyi idrak ederseniz bu iş düzgün olur. Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu KUL’dur. Bunu anlayan, kulu “Allah’ın parçası gibi” veya “Allah gibi” anlamaz. Hiç bir kul “ben Allahım” diyemez. Onlar bu bilgileri karıştırıp sarhoş olanların cümleleridir. Bilen “SübhaneKE: Sübhansın” der Bilen bu ayrımı yapar ve dilinden hep bu dökülür: SübhaneKE Allahümme…

Yazarın Diğer Yazıları