“MÜSTAKİLEN VARIM VE MUHTARIM İDDİASI”NIN OLUŞTURDUĞU İLAHLIĞIN ANLAŞILMASI BİRÇOK İNANIŞI ORİJİNAL HALİNE GETİRİR
Yıllar önce Tv izlerken yöreleri anlatan bir haberle karşılaşmıştım, Büyükada anlatılıyordu. Anlatılana göre, Milattan sonra altıncı yüzyılda oranın en yüksek tepesine Aya Yorgi Kilisesi inşa edilmiş, Hristiyanlar açısından önemli bu mekânla ilgili bilgiler veriliyordu. O anlatımlar kapsamında vurgulamak istediğim önemli bir şey var, aslında bu işle ilgililere de bu vesileyle seslenmiş oluyoruz. Anlatılandan edindiğim bilgiye göre, o tepeye yürüyerek çıkıp o kiliseyi ziyaret etmek hristiyan inanışına göre onları “yarı hacı” yapıyor, Efes’teki Meryem Ana ziyaret edilirse “tam hacı” oluyorlar. Belgeseli sunan kişi; “bu kiliseyi ziyaret için tepeye çıplak ayakla çıkmanın daha sevap olduğuna inanılıyor” dedi. Onun için insanlar çıplak ayakla çıkıyorlar, daha çok sevap kazanmak için. Bu vesileyle şöyle seslenelim: O tepeye çıplak ayakla çıkmak, Taha Suresi 12. ayetteki “nalınlarını çıkar da gel” çağrısındaki gibi çıkmak içindir! Milattan sonra altıncı yüzyıl, hakikatlerin hristiyanlar tarafından daha doğru yaşandığı yıllardır, henüz! Aya Yorgi’ye çıplak ayakla çıkmak ayakkabıyı çıkarmak değildir. Vurgulanan hakikat “nalınlarını çıkar da gel” halidir. “Nalınlarını çıkar da gel” ne demektir? “Eğer oraya ilan ettiğin tanrıdan/tanrılıktan sıyrılır da çıkarsan sevap kazanır, hacı olursun” demektir. Anlattığımız bu gerçekler eğer fark edilirse birçok inanışı rayına oturtur. “Müstakilen Varım ve Muhtarım İddiası”nın oluşturduğu ilahlığın anlaşılması birçok inanışı orijinal haline getirir. Bu da gerçek sevapların kazanılmasına vesile olur. “Rayına oturtma” budur.
ALLAH’IN YAPTIĞI TANIMA GÖRE ÇİRKİN DEMEYİ ÖĞRENMELİ, SİZDEKİ TANRISAL YAPIYA TANIM YAPTIRMAMAK GEREKİYOR
Paylaşmak istediğim bir konu daha var: Tanımlar. Tanrısal yapılan tanımlardan korunmak ve kurtulmak için doğru tanım şarttır. Bu yüzden Kur’an’da Allah’ın yaptığı tanımları öğrenmek ve o tanımlara göre yaşamak lazım. Mesela Güzel ve Çirkin tanımları! Güzel ve çirkin derken Allah’ın yaptığı tanıma göre güzel, Allah’ın yaptığı tanıma göre çirkin demeyi öğrenmek gerekiyor, sizdeki tanrısal yapıya tanım yaptırmamak gerekiyor. Bu yüzden hep o tanrıyı ve özelliklerini ortaya koymaya çalışıyoruz, ona uymayalım, ondan kurtulalım diye. Bu yazılarda o tanrının birçok özelliğini birlikte ele aldık. Mesela önemle vurguladığımız bir tanesi MERAK özelliğiydi. Dünyaya gelen bu yapı sahip olduğu merak özelliğini, kendisindeki Nefsin Şerri ve Vehmin Zulmeti yüzünden insanları merak etmekte kullanır. Oysa merak tefekkür içindir, tefekkür için önemlidir. Bu özelliği Allah’ı merak etmek için, Allah’ın nasıl yarattığını merak için kullanmak gerekirken, “Varım ve Muhtarım” diyen kişi onu insanları merak etmede kullanır. Ve o merakla oluşan cümlelerden, fiil ve hamlelerden çok büyük günah/nar elde eder. O özelliği Allah’ı merak etme yolunda kullanıp tefekkür eden ise, bu tefekkürle çok büyük sevap/nur elde eder.
“Güzel ve Çirkin” hayatta çok kullandığımız kelimelerdir, onları kullanırken dikkat edeceğimiz özellikler var. Bakın: Tanrısal yapı parlağı sever, o ona güzel gelir. Yılbaşlarında vitrinleri düşünün. O yapı parlağı, parlayanı, ışıldayanı sever. Şimdi farklı parlaklıklar açıklayacağım ki siz hangi parlağı sevdiğinizi fark edin. Kişideki parlağı, parlayanı sevme özelliğinin aslı şudur: Parlayan şey nurdur, nur parlar. Yapımızdaki “parlağı sevme” özelliği bu yüzdendir. Bu özellik Nur’a âşık olman için, Nur’u tanıman ve Nur’la mıknatıslaşman için var! Ama Nefsin Şerri, Vehmin Zulmeti, Muhtariyeti Tercih Gücü’nün getirdiği muhtariyet yüzünden sizdeki parlağı sevme özelliğini size öyle kullandırır ki siz öyle parlakları seversiniz ki o hoşlanmanızın ve meşguliyetinizin altında cehennemlik bir amel vardır. Bu yüzden, parlak bir şey hoşunuza gittiğinde hemen bakın; o şey yüzünden yapacağınız amel cennetlik mi, cehennemlik mi? Cehennemlikse o parlaktan korkun, “parlağı sevme” özelliğini yanlış kullanıyorsunuz! O sizdeki ilahlık iddiasının, sizdeki tanrılığın parlak sevgisidir. Kendinizde “ben parlayanları çok seviyorum” cümlesini duyabilir ve parıldayanı sevebilirsiniz. Sevin. Ama ya nârsa (ateşse), yanarsa? Bu yüzden dikkat edin de, Nur’u ve Nur’dan kaynaklanan parlaklıkları sevmeyi öğrenin. O zaman, Nur’la karşılaştığınızda oluşan cazibe ve cezbe sizi etkiler, sizi nurla mıknatıslaştırır.
İNCELEYİN KENDİNİZİ, NEYİ GÖSTERMEYİ SEVİYORSUNUZ?
Parlak ve Nur örneğinde gördük ki tanrı güzeli göstermeyi, çirkini örtmeyi seviyor, tanrısal formatta böyle bir özellik var: Güzeli gösterecek, çirkini örtecek, bu onun yapısında yerleşiktir, bundan kurtulamaz! Kurtulmak isterse ne yapacak, kendini nasıl kurtarabilir? Bu özelliği doğru kullanarak! Hayata ve olaylara tanrısal bakan kendince “güzel” dediği güzellikleri göstermeyi sever. Bu tamamen tanrısal bir davranıştır. İnceleyin kendinizi, neyi göstermeyi seviyorsunuz? “A” yapıyı mı göstermeyi seviyorsunuz, “B” yapıyı mı?
“A” yapının göstergesi birçok tanrısal cazibelerdir. Peki, “B” yapı nasıl gösterilir? O yapı salâtla gösterilir. “B” yapının göstergesi salâttır. “Göstermek” deyince hemen bayanlar akla gelmesin, erkekler için de bu böyledir. İş yalnız vücud göstermek değil ki. Aslolan “göstermeyi sevmek” duygusundan yani zulmetten kurtulmaktır: Sahiplenilen şeyi (Müstakilen Varım ve Muhtarım’ı) göstermekten kurtulmalıyız. Tanrı sahiplenir ve kendince güzel olanı gösterir, çirkini de örter. Güzel aslında “B”dir; o gerçek güzeli gösterir ve asıl çirkin olanı örter. Hayatımızdaki Güzel ve Çirkin tariflerini düzeltmeliyiz. Allah’ın öğrettiği “güzel” ve Allah’ın öğrettiği “çirkin” tanımını kabullenir, öğrenirseniz hayat nasıl olur bir düşünün. Bir şeye, bir insana bakıp da “güzel” derken Allah’ın güzel tarifiyle bakarsanız, “çirkin” derken de Allah’ın çirkin tarifiyle bakarsanız bu iş nasıl olur? Aksi halde tanrısal “güzel” ve “çirkin”ler üretirsiniz ki tamamen cehennemlik ameldir! Tüm tanımlarda olduğu gibi “güzel ve çirkin” derken de kriterimiz “tanrısal mı değil mi?” olmalıdır. Öyleyse: Ey, Talib Kardeşim! GÜZEL ve ÇİRKİN tanımları düşüncenin her alanında, tam anlamıyla ve geri dönüşsüz değişmeli; DUA ise yerini bulmalıdır.
ANCAK, “MÜLK ALLAH’INDIR, GÜÇ ALLAH’INDIR VE HÜKÜM ALLAH’INDIR” AYETLERİNİ YAŞAYABİLENLER, TANRISAL DUYGULARDAN ARINABİLİRLER
Sözde Tanrı iddiası sonucunda görülen, “Ben de tanrılığım çerçevesinde MÜLK, GÜÇ ve HÜKÜM sahibiyim” yaşantısı, Tanrı Formatı’nda yaşayanın DUYGULARINI oluşturur. Yani DUYGULAR tanrının mülkünde gücüyle oluşturduğu hükümlerdir. Ancak, “Mülk Allah’ındır, Güç Allah’ındır ve Hüküm Allah’ındır” ayetlerini yaşayabilenler, tanrısal duygulardan arınabilirler. Sözde Tanrı iddiasında bulunan, işte bu tanrısal duygularla kendisine ait olan GÜZEL ve ÇİRKİN tanımları yapar ve fiziksel olarak da bu tanımlara göre yaşamak ister. Zaman zaman kendi tanrısal duygu fırtınaları içerisinde “GÜZEL ve ÇİRKİN” tanımlarını da yeniden gözden geçirebilir ve kendisinin bu konularda olgunlaştığını, tecrübe kazandığını da savunur.
VE ÇİRKİN TANIMLARI TANRISAL DUYGULARDAN ARINIR VE ALLAH’IN AYETLERİNDE YAPTIĞI TANIMLARA KAVUŞURSA DOĞRU YOL DA BULUNMUŞ OLUR
Aynı zamanda, yaratılandaki şu özellik de devrededir: GÜZELİ GÖSTERMEK, ÇİRKİNİ ÖRTMEK. Bu durumda, “sözde tanrı” iddiasındaki kendi duygularıyla tanımladığı GÜZEL’İ göstermek, sergilemek ve ÇİRKİN’İ örtmek, gizlemek davranışının içerisinde bulur kendisini. İnsanların kendilerine göre, özellikle fiziksel güzelliklerini delirmişçesine ve kendilerinde haz oluşturur tarzda sergilemeleri, çirkinliklerini gizlerken huzur bulmaları da bu sebeptendir. Sözde tanrı iddiasındaki kendi tanımındaki bir GÜZEL’İ kaybedebileceğinden korkarsa gizleyebilir, ama sergileyebilmek için de çıldırır.
Eğer, GÜZEL ve ÇİRKİN tanımları tanrısal duygulardan arınır ve Allah’ın ayetlerinde yaptığı tanımlara kavuşursa doğru yol da bulunmuş olur. Allah indinde ÇİRKİN, ancak Allah’a eş ve ortak koşmak ve bu hale uygun davranışları içeren yaşama biçimidir. GÜZEL ise, Billahi anlamında iman ve bunun gereği davranışları içeren yaşama biçimidir. Eğer, Kul’daki Güzel ve Çirkin tanımları Allah indindeki hale kavuşursa; bu durumda, Kul yine Çirkin’i örtmek ve Güzel’i göstermek özelliği sonucu, Allah Yokmuş Gibi davranmanın, Allah’ın varlığını örtmeye yönelik olan her türlü halin çirkinliğine İKAN olur ve bu çirkinliği örtmek, yok etmek için çırpınır. Böylece; GÜZEL’i göstermek ve ÇİRKİN’i örtmek özelliği hak ettiği yerde kullanılmış ve tanrısal kullanımından arındırılmış olur. GÜZEL ve ÇİRKİN tanımları aslına ulaşmadan bu mümkün olmaz. Gerçek ÇİRKİN örtülünce, gerçek GÜZEL serbest kalır, yani HÜR olur.
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04