DUA’NIN “KADER” GERÇEĞİYLE DOĞRUDAN İLİŞKİSİ VARDIR
Dünyaya inen insanın, yapısına verilen ve ulaşabilmesi için önü açık olan yeteneklerine müracaatı İNSAN-29. ayet gereğincedir. Bu müracaatta insan beyni büyük rol oynar. Beyin gücünden yararlanmak; böylece, sınırsız gücünü fark edebilmek her insan için açık bir yol olup, bu hallerin hiç birisi, Muhammedi anlayıştaki DUA değildir. DUA, ancak İNSAN-30. ayetin idrakı kapsamında gerçekleştirilebilir. DUA’nın “KADER” gerçeğiyle doğrudan ilişkisi vardır. Kader gerçeğine uymayan cümleler duanın safiyetini olumsuz etkiler. Bu sebepledir ki; kader gerçeği ne derecede yaşanabiliyorsa, Allah indinde KUL’u değerli yapan DUA da o nispette ortaya çıkar.
“Yahudilerden öyleleri var ki, KELİMELERİ mevziinden tahrif ederler (dillerini eğip bükerek ve Diyn’de yermeler üreterek) ve “işittik ve isyan ettik”, “dinle dinlemez olası” ve “bizi gözet, bizi dinle” derler. Eğer onlar “işittik ve itaat ettik”, “dinle” ve “nazar et bize” deselerdi, elbette kendileri için hayrlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah küfürleri ile onları la’netlemiştir. Pek azı müstesna iman etmezler.” (Nisa-46)
KÜFÜRLE SÖYLENEN SÖZLERİ TANIYIN VE ONLARA İTİRAZ EDİN, YOK EDİN ONLARI
Nisa-46’da konu yahudiler ama öğüt bize! Bu yüzden aynı davranışlara düşmemeyi öğrenmek gerekiyor… Daha önce çok üzerinde durduğumuz bir şey var; “A”nın dili! Biz yeryüzüne gelen bu “A” yapımız gereği “BEN” deriz, kabullendiğimiz bu yapımıza göre konuşuruz. Yani Nefsin Şerri’ne ve Vehmin Zulmeti’ne ve Muhtariyeti Tercih Gücü’nün getirdiği, onu suistimal etmekle oluşan muhtariyet yaşantısına uygun cümleler kurarız. Öyle konuşmaya alışmışız, bizim için o doğaldır. “Allah için konuşma”nın nasıl olduğunu bilmeyiz, yapımızda yok ki! Bu yüzden Kur’an “şöyle deyin!” diyerek bize onu öğretir. Nisa-46’daki bir öğüt budur. Bir diğeri de şudur: Küfürle söylenen sözleri tanıyın ve onlara itiraz edin, yok edin onları. Ayet onların söylediklerinin yanlış olduğunu belirttikten sonra ne diyor: “Allah küfürleri ile onları lanetlemiştir.” Onların cümlelerine itiraz var! O sözlerin küfrün gereği olduğunu, onların küfrün işareti ifadeler olduğunu fark etmemiz isteniyor. Efendimiz (SAV)’e buyruluyor ki: “Sen onları sözlerinin tarzından tanırsın” (Muhammed-30). Ayetin uyardığı dili fark etmek gerekiyor, tanrı dilini tanımak gerekiyor. Ayetteki öğüt gereği tanrının dilini susturmak, onun konuşma tarzını yok etmek gerekiyor, inşaAllah…
Ayet, yahudi idrakıyla yaşayanların “işittik ve isyan ettik” manasına gelen deyiş ve yaşayışlarına karşılık bizim “işittik ve itaat ettik” dememizi, öyle yaşamamızı öneriyor. “Semi’na ve eta’na: İşittik ve itaat ettik…” Bu bize “Amene’r Rasulü”de öğretilen bir haldir, bir duadır: “Semi’na ve eta’na, ğufraneke Rabbena ve ileykel masiyr.” Biz de bu öğüde uyup bu ayet kapsamına girmek üzere bir dua yapalım:
Allahümme eslemtü nefsi ileyke ve veccehtü vechiy ileyke ve fevvedtü emri ileyke ve elce’tü zahriy ileyke, rağbeten ve rahbeten ileyke, la melcee ve la mencee minke illa ileyke, amentü bi kitabikelleziy enzelte ve nebiyyikelleziy erselte. Semi’na ve eda’na, Semi’na ve eda’na, Semi’na ve eda’na ğufraneke Rabbena ve ileykel masıyr. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed. Cezallahu anna seyyidena Muhammeden ma Hüve ehlüh (Âmin).
“(Rasulüm) onlara dünya hayatının misalini ver. (Dünya hayatı) semadan indirdiğimiz bir su gibidir ki, onunla arzın nebatı birbirine karıştı. Derken (o bitki) rüzgârın savurduğu çöp kırıntısı haline geldi. Allah her şeye muktedirdir.” (Kehf-45)
AYETLERİ TEFEKKÜR ETMEK VE YAŞAMAYA ÇALIŞMAK ESAS ZİKRULLAH’LARDAN BİRİSİDİR
Kehf Suresi 45. ayette Allah Rasulüne bizlere bir örnek vermesini buyuruyor: Rasulüm onlara dünya hayatının misalini ver. Bu misal bütün insanlara değil! Amentü Billahi kapsamında “B” ile iman etmiş ve bu imanın gereklerine aday olmuşa bu örnek! “Bütün insanlara” diye anlarsak çok isabetli sonuç çıkaramayız. Eğer kişi, Efendimiz (SAV)in açıkladığı iman tarzını kavramış ve Billahi anlamında iman etmişse bu örnek onadır. Bu örnek ancak ona tesir eder, bu imanda olmayan okusa bile tesir etmez. Önemli bir şey söylemeye çalışıyorum: Billahi imanında olmayan kişi, bu ayette yararlanabileceği bir şey bulamaz. Ancak Billahi anlamında iman etmiş olan ve onun gereklerini yapmaya çalışan! Onlar bu ayeti tefekkür ederlerse bir açılım olacak demektir. Asi yapı ayeti alaya alır, umursamaz, hatta “ben daha iyisini yazarım” bile der. Ama “B” yapısı ayetleri önemser, ondan etkilenir ve yararlanır, onu uygular.
Kehf 45 ve Hadid 20. ayetlerin tefekkürünü öneriyoruz. Bu iki ayetin meallerine lütfen bakın ve hiç değilse en az onbeş gün yoğun olarak bu ayetleri tefekkür etmeyi kendinize verdiğiniz bir ödev gibi görün. Ayetleri zihninizde genişletmeye, tefekkür etmeye, manalar çıkarmaya çalışın. Bu iki ayeti Zikrullah yapıyor gibi hiç değilse en az onbeş gün tefekkür edin, önemli açılımları yaşamaya başladığınızı fark edeceksiniz. Aslında ayetleri tefekkür etmek ve yaşamaya çalışmak Esas Zikrullah’lardan birisidir. Lütfen, kendi kendinize kaldığınızda bu tefekküre devam edin. Her iki ayette de Rabbin “onlara bu örneği ver” diyor. Eserin Sahibi diyor ki: Eserin prospektüsüne uygun olarak onlara bu örneği ver, çünkü onlarda bu örnek çalışacaktır. Siz de Rasul’ün verdiği örneğin sizde çalışmasına müsaade edin. Bu tefekkürleri yaparken yanına ilgili esmaları da koyabilirsiniz, tefekkürünüzde o ayetlerdeki manalarla ilgili esmaların zikirlerini de yaparsanız çok yararlı olur inşaAllah. Bu iki ayeti tefekkür ederken bazı esmaları onlarla ilgili bulursunuz, onları yanında zikrederseniz iyi olur.
TÜM ESMALAR BİRER İLAÇTIR! SAYMAK DEĞİL YUTMAK GEREKİR
Zikrullah’ı çeşitli boyutlarıyla ele alıyoruz, şimdi de farklı bir boyutunu bir örnek üzerinden söylemeye çalışayım. Zikrullah yaparken bu örneği hafif gülümseyerek hatırlayın lütfen. Büyük bir ecza dolabınız var ve içinde de alfabetik sıralı iyi bir ilaç stokunuz var, hepsi çok yararlı olacak güzel ilaçlar. Siz ara sıra “acaba ilaçlar yerinde mi?” diye gidip güzelce onları sayıyor, tozlarını alıp temizliyorsunuz. A ilacından şu kadar var, B ilacı var, C ilacı tamam, D ilacı şöyle… Tüm ilaçları sayıyor, demirbaş sayımını yaptıktan sonra dolabı kapatıyorsunuz. Bu ilaçların size bir faydası olabilir mi? Böyle olursa ancak onların bekçiliğini yapmış olursunuz. Belki biraz şöyle faydası olur; ilaca baktığınızda çeşitli sağlık dürtüleri çalışabilir. Veya bazı ilaçların dokunmakla geçen ışınımsı bir tesiri varsa, biraz onlardan yararlanabilirsiniz. Asıl o ilaçları kullanırsanız oluşacak yarar önemlidir. Tüm esmalar birer ilaçtır! Esmaları zikrederken, Zikrullah halinde esmalarla meşgulken onları tüm hücrelerinizde hissetmenin bir yolunu bulun. Aksi halde ecza dolabında demirbaş sayımını yapmaktan ileri gitmezsiniz, durmadan dolabı temizler, açar kapatırsınız… Ve “şu kadar yıldır dolabı açıyorum, ilaçları sayıyorum, ama hiç başımın ağrısı geçmedi” dersiniz. Onları yutmadınız ki! Yutmayınca geçmez! “Kaç aspirin varmış?” diye saymakla tesir etmez, yutacaksınız, yutmanın bir yolunu bulacaksınız. Nasıl yutulduğunu ve onu hücrelerinizde hissetmenin yolunu bulun. Bunu farz salâtlarının peşinde “Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber” zikrullahını yaparken deneyin, antrenmanını yapın. Zaten 33 taneler, acele etmeyin, onları içmeye çalışın. “Parmağımın ucunda hissedebildim mi?” telaşıyla gayret ederek yapın. Orada da demirbaş sayımı yapmayın; “Sübhanallah” tamam, “Elhamdülillah” bitti, 33 “Allahuekber” de dedik, seccadeyi kapat kalk” gibi değil! Özen gösterin, öyle yapmayın, gayret edin ki yararları görülsün inşaAllah…
Yazarın Diğer Yazıları
EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…
17 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – HAKKI ÖRTMEMEK LAZIM…
16 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…
15 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – DİLİ TEMİZLEMEK, KALBE ULAŞMAK
14 Temmuz 2021 00:02EDEP YA HU – ULAŞMAMIZ GEREKEN BİR KEMALAT VAR…
13 Temmuz 2021 00:04